Kayyım atamaları AKP’nin kuruluş ilkeleriyle çelişiyor

Türkiye İçişleri Bakanlığı Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı üç büyük güneydoğu kentinin belediye başkanlarını –Diyarbakır, Mardin ve Van- görevden aldı ve yerlerine valileri kayyım olarak atadı.

Bu hamle, mahkeme kararı olmadan bir kişiyi suçlu ilan etmek anlamına geliyor. Ayrıca, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) yönetişim politikası ile tam bir çelişki içinde.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak geçirdiği dönemde, merkezi hükümetin belediyeler üzerindeki geniş gücüne karşı çıkmıştı.

Çünkü bu gücün kötüye kullanımı acı sonuçlara yol açmıştı. Bu yüzden partisi iktidara geldiğinde, ilk önemli yasama girişimlerinden biri olarak belediyelere daha fazla güç veren bir yasa çıkarmak istedi. Ancak bu girişim o zamanki cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edildi.

Birkaç gün önce yaşanan belediye başkanlarının görevden alınma nedenlerine ilişkin çeşitli teoriler üretildi. Bazı analistler, Erdoğan'ın 31 Mart'ta yapılacak belediye başkanlığı seçimlerinden önce yaptığı şu uyarısını hayata geçirdiğine inanıyor: “Terör örgütü PKK ile bağlantıları olduğu tespit edilirse, seçilen belediye başkanları görevlerinden alınacak.”

Diğer bazı analistler ise; bu görevden almaların, diğer belediye başkanlarını uyumlu davranmaya ve bir nevi tehdit gibi hükümeti kızdıracak şeyleri yapmaktan kaçınmalarına dair uyarı amacı taşıdığına inanıyor.

Üçüncü bir görüş ise; hükümetin siyasi arenada değişiklik yapma niyetine ilişkin. Buna dair de, Türkiye siyasi arenasında var olan bir yeniden hizalanmaya ve ittifak politikalarına dikkat çekiyorlar. 

Kayyım atamaları; eski Ekonomi Bakanı Ali Babacan, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu veya eski Sağlık Bakanı Rıfat Serdaroğlu’nun “Çoban Ateşi İnisiyatifi” gibi yeni siyasi partiler kurmaya çalışanlara bir mesaj niteliğinde de olabilir.

Bazı analistler ayrıca, Güneydoğu’daki kayyım atamalarının AKP'den ayrılmayı planlayanlara dair de bir mesaj taşıdığını iddia ediyorlar. Bu iddiaya göre, onların alması gereken mesaj, ülkedeki her şeyin AKP'nin kontrolünde olduğu ve AKP’nin rızası olmadan hiçbir şeyin yapılamayacağı yönünde.

Görevden alınan belediye başkanlarına geri dönersek, dört ay kadar önceki seçimlerde aday olmuşlardı. Kendilerine yapılan suçlamaların tamamı ise, 31 Mart seçimlerinden önce yaptıkları işlerle ilgili. Dolayısıyla, yasadışı bir fiile karışıp suçlu bulunmuşlarsa, seçimlere katılmalarına izin verilmemeliydi.

Bir hukuk devletinde olması gereken, suçların yasalara göre yargılanmasıdır, yasalara göre bir prosedür izlenir ve ancak suçlu bulunurlarsa görevden alınabilirler. Suçsuz bulunurlarsa da görevlerinde kalırlar. Bu insanlar, belediye başkanlığı görevini üstlendikten sonra yeni bir suç işlerlerse, onlara karşı yeni bir yasal işlem başlatılabilir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) içtihadına göre (Lykourezos-Yunanistan), bir kişi aday olmaya hak kazanırsa, seçimden sonra bu göreve uygun olmadığı beyan edilemez, çünkü vatandaşlar tarafından belediye başkanlığının kabul edildiği varsayılır.

AİHM’e göre, vatandaşlar bu kişinin belediye başkanı olarak hizmet vermeye yetkili olduğundan emin olduğu için oy vermiştir. Görevden alınan belediye başkanları muhtemelen, iç hukuk yollarını tükettikten sonra AİHM’e başvuracaklardır.

Siyasi partiler ise, görevden almalara ve kayyım atamalarına farklı tepkiler verdi. Bazıları karara karşı tavır alırken, bazıları tavırsız kaldı. Kürt yanlısı Halk Demokrasi Partisi (HDP) ve ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) görevden almalara karşı durdu. AKP ve aşırı sağcı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) kayyım kararlarını destekledi. Küçük partiler ise bölünmüş durumda ancak destekleri ülkedeki siyasi dengeyi etkilemiyor.

Köşe yazarı Abdülkadir Selvi, kayyım atanan illerde -neredeyse şaka gibi- yerel halkın kayyımların atanmasına aldırmadığı şeklinde bir komplo teorisinin yürüdüğünü söyledi. Bu teoriye göre; merkezi otoriteler kayyımlar sayesinde belediyelere cömert devlet yardımları sağlayacak. Ancak seçilmiş belediye başkanlarının kalması durumunda, merkezi otoriteler devlet yardımlarını kesmek için elinden gelen her şeyi yapacak.

AKP'nin bu hamlesinin nasıl gelişeceğini söylemek kolay değil, ancak somut yeni bir şey çıkmasa bile, bir kez daha ülkenin ana aktörünün AKP olduğunu gösteriyor.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.