bircan
Ara 11 2017

'Kreşler Kuran kursu oldu, 2 bin kişi işinden edildi'

 

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile özellikle Kürt illerine atanan kayyumlar marifetiyle bölgenin sosyal, kültürel ve siyasal yapısını iktidarın beklentileri ile doğru orantılı tahribata uğratılmasını raporlaştırdı.

Rapora göre, geçen yıldan bu yana 2 binden fazla kişi işini kaybetti, 94 belediyeye kayyum atandı, 23'ü kadın 70 belediye başkanı hala cezaevinde. 

“Demokratik Ekolojik Katılımcı Kadın Özgürlükçü Yerel Yönetim Modeli ve Bir Gasp Aracı olarak Kayyum Uygulamaları” başlıklı rapor, kayyumlar marifetiyle son bir yılda zarar gören kişi ve kurumların istatistiğini de çıkardı.

AKP iktidarı tarafından 30 Ekim 2014’te “çöktürme” planı kapsamında savaş kararı alındığı ve bu dönemde Şırnak, Cizre, Silopi, Sur, Nusaybin, Yüksekova, İdil başta olmak üzere birçok kent ve köyün ağır silahlarla yıkıldığını ifade edildiği raporda; aralarında 368 sivil insanın bulunduğu 2.360 kişinin hayatını kaybettiği ve bu sürede 400 binin üzerinde insanın yerinden edildiğini belirtti.  

Raporda; merkezi devlet yapılanmasının, Kürt sorununun çözümünde savaş politikalarını sürdürmekteki ısrarının sistemsel krizin derinleşmesini beraberinde getirdiği ve darbe mekaniği kapsamında 19 Temmuz’da Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edilerek, demokratik normların askıya alındığı, meclis işlevsizleştirilerek ülkenin KHK'larla yönetilmeye başlandığı hatırlatıldı.  
Rapora göre; yayımlanan KHK’larla 110 bin 971 kamu emekçisi işinden ihraç edildi.  Bunun en az %23’ünü (25.523) kadınlar oluşturuyor. 25.602 akademisyen ihraç edildi.
5000’in üzerinde dernek, vakıf, okul, dershane, sendika, üniversite ve medya organı gibi kurum ve kuruluşlar kapatılarak, mal varlıklarına el konuldu. 12 bin gözaltı ve 6 bin tutuklama oldu. Gözaltı ve tutuklamalar aralıksız devam ediyor. 

15 Temmuz Darbe Girişimi’nden hemen sonra ilan edilen OHAL’de, Cumhurbaşkanı’na, KHK’lar yolu ile TBMM’de herhangi bir tartışmaya gerek duyulmadan Bakanlar Kurulu onayıyla yasa değişiklikleri yapabilme yetkisinin verildiği anımsatılan raporda; 15 Ağustos 2016 tarihinde imzalanan 674 Sayılı KHK ile belediyelere kayyum atama yetkisinin, aynı zamanda belediyelerin taşınır mallarına el koyma ve çalışanlarını görevden uzaklaştırma yetkisinin de valilik ve kaymakamlıklara verildiği hatırlatıldı.

Bu KHK’ya dayandırılarak DBP’den seçilen belediyelere 11 Eylül 2016 tarihi itibarıyla el konulmaya başlandı.

 

kayyum

 

Kayyum atamaları ile yurttaşların yönetime katılım hakkı gasp edildiği gibi, demokratik siyasete de darbe vurulduğunun altı çizilen raporda; 11 Eylül 2016 tarihinde başlayan kayyum atamaları, 3 büyükşehir belediyesi olmak üzere, 10 il, 72 ilçe ve 12 belde ile toplam 94 belediyede gerçekleştiği ve bu belediyelere devletin memurlarının atandığı belirtiliyor. 

Komisyonu’nda çalışma yürüten Eş Genel Başkan Yardımcısı ve birçok parti meclisi üyesi de tutuklandı.  Ağustos 2015 tarihinden itibaren belediye eş başkanları, meclis üyeleri ve il genel meclis üyeleri mesnetsiz gerekçelerle ile gözaltına alındı.
Bu operasyonlarda 93 belediye eş başkanı tutuklandı. 70 belediye eş başkanı halen cezaevinde. Belediye eş başkanlarının bir kısmının iddianamesi dahi ortada yokken, dayanaksız iddialarla yapılan yargılamalarda, başkanlara 1 yıl ile 13 yıl arasında değişen cezalar verildi.

Raporda kayyumların gelişi şöyle anlatılıyor:

Kayyumlar, 11 Eylül tarihi itibarıyla belediyelere gelmeye başladı. Belediye binalarına gelmeden önce genellikle, devletin “kolluk kuvvetleri” tarafından belediye binalarında yoğun aramalar yapıldı. Meclis üyeleri, çalışanlar binalardan zorla uzaklaştırıldı. Binaların önüne yüksek beton bloklar getirilip yerleştirildi. Panzer, TOMA, vb. polis araçları ile binalar karakola dönüştürüldü. Binaların içerisine hassas X-ray cihazları yerleştirildikten sonra atanan kayyumlar özel harekat polisleri ile binalara geldi. Bu hukuksuz uygulamalara itiraz edip demokratik tepkisini gösteren çalışanlar ve belediye meclis üyeleri darp edilip gözaltına alındı.

Yerel yönetimler açısından belediye meclisleri hem karar organı hem de denetim organıdır. Belediyeye ilişkin çalışmalar mecliste tartışılıp karara bağlanır, yine çalışmalara ilişkin denetim de bu mecliste sağlanır.

Öyle ki bütçe yapım zamanlarında meclislerin aralıksız 20 gün çalıştığı da olur. Bütçe, belediye meclislerinde onaylanmadan uygulamaya konulamaz. Yine meclis kendi içinde seçtiği “denetim komisyonu” ile eş başkanların ve idari yapının iş ve işlemlerini denetler.
Ancak kayyumların atandığı hiçbir belediyede meclis toplantısı gerçekleştirilmedi. Halka ait olan belediye bütçeleri kayyumun keyfine ve isteğine göre yapılmakta.

 

kayyum raporu

 

Bütçelerin nereye harcandığı, nasıl harcandığı belli olmadığı gibi, doğru harcanıp harcanmadığını denetleyen bir mekanizma da bulunmamakta. Oysaki Anayasa’nın 127. maddesine göre “Mahallî idareler; il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir. Mahallî idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir.”
Dolayısıyla kayyumlar mevcut durumları ile Anayasa’ya aykırı davranmakta ve yasal olmayan faaliyetler yürütmektedirler.

Kayyumlar atandıkları günden itibaren yerelin kültür ve sanat çalışmalarına müdahalede bulundu.

Özellikle, BDP’li belediyelerin bulunduğu yerlerde yaşayan halkların
konuştukları, başta Kürtçe olmak üzere Süryanice, Ermenice, Arapça, dillerinde yazılmış tabelaları kaldırıp, yerine tek dilli tabelaları astı.

 

park isimleri

 

Yine toplumun ortak hafızası olan anıtları, park isimlerini, kültür merkezlerini, kütüphaneleri, tiyatroları, tüm kültürel değerleri yok etme, asimile etme yaklaşımı içine girerek uygulamaya koydu.

Kayyumlar eliyle yapılan bir diğer uygulama ise toplumsal sembol ve değerlerin imha edilmesi oldu. Anıt ve heykelleri kaldırarak bir yandan devlet ve iktidarı tarafından gerçekleştirilen katliamları topluma hatırlatan sembolleri yok etmeyi amaçladı. 


Kayyum uygulamasıyla birlikte yasaklanan diğer bir faaliyet ise belediyeler bünyesinde çocuklara yönelik açılan ve Kürtçe eğitim veren kreşler.
Milyonlarca Kürt’ün yaşadığı, ancak Kürtçe eğitim veren bir ilkokulun bile bulunmadığı Türkiye’de, Kürt çocuklarının anadillerini öğrenebildikleri kreşlerin bir kısmı Kuran kursuna dönüştürüldü. Madde bağımlıları için rehabilitasyon merkezi, dengbêj evi gibi birçok proje kayyum tarafından durduruldu.

Batman Belediyesi tarafından 2006 yılında inşa edilen ve kayyum ataması sonrası kapısına kilit vurulduktan sonra şaibeli bir yangınla kül olan Yılmaz Güney Sineması tamamen yıkıldı. 


Kayyumlar görevlendirmeden önce ilk olarak belediye eş başkanları hukuksuzca cezaevine gönderildi. 

27 kadın belediye eş başkanı tutuklanırken bunlardan 4’ü hüküm giydi.  DBP belediyelerinin kurumsallaştırmaya çalıştığı kadın çalışmaları yok edilmeye çalışıldı.

Kadın merkezlerinin ve sığınaklarının kapatılması, Kadın Politikaları Müdürlüğü çalışanlarının işten çıkarılması ya da görev yerlerinin değiştirilmesi gibi kararlarla kadın mücadelesinin ve kazanımlarının yerel yönetimlerle ilişkisi doğrudan bitirilmek istendi.

 

 

Bu kapsamda 43 kadın merkezinin bulundukları il ve ilçelerde kadına yönelik her türlü şiddetle mücadele çalışmaları, kayyumların ilk hedefi haline gelip durduruldu.

Kayyumların, AKP hükümetine olan sadakatinde kadın karşıtı politikalar bir ortak sözleşme niteliği taşımakta. 94 belediyeye atanan kayyumların uyguladıkları ortak kararlarda kadın düşmanı ve cinsiyetçi politikalarını görmek mümkün.

Rapora göre; toplam olarak kayyumlar tarafından işten çıkarılan kişi sayısı 2.013.  Bunların 1020’si ihraç edildi. 580 sözleşmeli çalışan ve kadrolu işçi ile 1433 geçiçi işçi işten çıkartıldı. 

Kayapınar Kayyumu, Belediye’de çok sayıda çalışanın işine son verildiğini şu cümlelerle ifade etmiştir: “Bugün yine birçok kişinin iş akdini feshediyorum, sebebi de şu; tespit ettiğimiz yaklaşık 390 kişi var. Bunların tamamı, istisnasız, dağdaki insanların yakınları. Bunun yerine, tespit ettiğimiz şehit ailesi yakınları var, onların çocuklarını getirip işe koyuyoruz”.

Bu söylem bile yalnız başına emekçilere yaklaşımın ve işten çıkarmaların ne kadar hukuka aykırı olduğunun göstergesidir.

Belediyelere kayyum atamaları olmadan önce, kamu emekçilerinin bir kısmının görevine KHK ile son verilmiş, kayyum atamalarından sonra da güvencesiz çalışan emekçilerin işine son vermeler eklenmiştir.

Demokratik Bölgeler Partili 102 belediyede, OHAL ile ihraçlar olmadan önce toplam çalışan sayısı 26.144 idi.


İşten çıkarmaların yanında belediye çalışanlarının özellikle yapısının değiştirilmesi için polis ve emekli askerlerin belediyelerde görevlendirmeleri yapıldı. 

Raporun sonuç kısmında şu ifadelere yer veriliyor: 19 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL ile birlikte KHK’lar ile yönetilmeye başlanması, başta yerel demokrasi olmak üzere birçok demokratik ilke ve işleyişi askıya almıştır. Halkın iradesine el konulmuştur. Uluslararası anlaşmalar ve ülkenin kendi Anayasası hiçe sayılmıştır.

Nitekim Avrupa Konseyi’nin uzmanlık organı olan Venedik Komisyonu’nun Ekim ayında yayınladığı raporda, Türkiye’nin hem kendi Anayasası’nı hem de uluslararası hukuku çiğnediği açık bir biçimde ifade edilmiştir. Raporda, OHAL’in kaldırılıp, KHK’ların iptal edilmesinin demokrasi açısından önemi vurgulanmıştır. 

DBP’li belediyeler bu darbe sürecinde ağır saldırı altında kalmış, halkın yüksek oylarla seçtiği belediyelere el konulmuştur. Atanan kayyumlar marifetiyle belediyelerimizin halkla birlikte inşa ettikleri, başta kültür ve kadın çalışmaları olmak üzere o “yer”e ait olan çalışmalar, ağır baskı altına alınıp, tahrip edilmiştir.


Demokraside önemli bir yere sahip olan yerel yönetimler, kayyum atamaları ve uygulamaları ile büyük darbe almış, iradesi gasp edilen halklar ile devlet arasındaki makas daha da açılmıştır.

Merkezi devletin, yıllardır yürüttüğü ‘tekleştirme’ politikaları, halklarda öfke yaratmış, onarılması her geçen gün daha da zorlaşan sonuçlara sebebiyet vermiştir.

Güvenlikçi yaklaşımlarla soruna çözüm aramak, Kürtlerin açığa çıkardıkları örgütlü iradelerini gasp etmek, çözümsüzlükte ve savaş politikalarında ısrar etme anlamına gelmektedir.

AKP iktidarının ve Türk devlet yapısının, yıllardır denediği ve sonuca ulaşamadığı savaşa dayalı politikalarından vazgeçip, eşit ve anayasal yurttaşlığa dayalı, demokratik
yerinden yönetim temelli çözümü esas alması, içine girdikleri derin kaos ve krizden çıkmanın tek yoludur.

Bunun için de öncelikle OHAL’in kaldırılıp bütün KHK’ların koşulsuz iptal edilerek, ülkenin normalleşmesinin önü açılmalıdır.