Siyanürlü altın madenciliğine karşı mücadele: Kazdağları’nda 200. gün

Kazdağları’nda Alamos Gold’un siyanürlü altın madenciliği projesine karşı başlatılan Su ve Vicdan Nöbeti 10 Şubat’ta 200. gününe varıyor. Kış koşullarına rağmen nöbet eylemi “bir avuç çevreci” tarafından sürdürülüyor. Yapılan eylemlerden sonra şirketin ruhsatı yenilenmemişti. Ama şirketin mart-nisan gibi faaliyete başlayacağına dair duyumlar var. Ayrıca daha önce pek çok tartışmalı projede adı geçen Cengiz İnşaat da bölgede madenciliğe başlıyor. Hem de oldukça iddialı bir şekilde.

Siyanürlü altın madenciliğine karşı hem dünyada hem de yurdumuzda birçok uzun soluklu direniş yaşandı. Yakın zamanda başarıyla sonuçlanan mücadelelerden biri El Salvador’da yaşandı. Faillerin de yöntemlerin de benzerliği açısından biraz El Salvador’da neler olduğunu anlatmak istiyorum. 

El Salvador’da 90’larda hükümet bir dizi madencilik yanlısı yasal çıkardı. 2002'de de Kanadalı maden şirketi Lempa Nehri havzasının Cabañas bölgesinde bulunan 'El Dorado' olarak bilinen bir yerde altın çıkarmak için işe başladı.

Yeraltı suyunun yüzde 90’ı kirlenmiş El Salvador’da halk 2005’te “Metalik Madenciliğe Karşı Ulusal Yuvarlak Masa” adında, ülkenin suyunu korumak amacıyla bir sosyal ve topluluk örgütleri koalisyonu kurdu.

Tepkilerin büyümesi üzerine şirket Canabas bölgesinde El Dorado Vakfı’nı kurdu. “Hayırsever” vakıflar, dernekler kurmak, sağlık ve eğitim projesi, kadın gruplarıyla kapasite geliştirme, altyapı projeleri vb. yapmak, şirketlerin kendilerini yereldekilere benimsetmek ve yerel nüfusun güvenini kazanmak için başvurdukları eski bir stratejidir. El Dorado Vakfı da böyle yapıyor. 

 “Çocuklar San Isidro'nun geleceğidir,” “Sorumlu madencilik çevreye özen gösterir.” Bunlar, El Dorado Vakfı ve Torogoz Madencilik’in (Oceana Gold'un El Salvador'daki iştiraki) sosyal ağlarında paylaştıkları sloganlardan bazıları - hepsi El Salvador'da madenciliğe kapı açmak için halkla ilişkiler ve iletişim stratejilerinin bir parçası.

https://democracyctr.org/dc_2017/wp-content/uploads/2017/06/4-Foto-PR-1-540x203.jpg

Kaynak: El Dorado Vakfı'nın Facebook sayfası.

Resim

Kaynak: Doğu Biga Madencilik web sitesi

Fakat bu “green washing” (yeşile boyama) faaliyetleri tutmadığında şiddet devreye sokuldu. Marcelo Rivera, Ramiro Rivera Gómez, Dora Recinos Sorto (o sırada sekiz aylık hamile) ve Juan Francisco Durán... Hepsi 2009 ve 2011 yılları arasında öldürülen madene karşı çıkan çevre savunucularıydı. Buna rağmen hareket başarı kazandı ve Mart 2017'nin sonunda, Salvador meclisi tüm metal madenciliğini yasaklayan yasayı onayladı. 

Türkiye’de siyanürlü altın madenciliğine karşı başlayan iki mücadele de maalesef başarıya ulaşamadı: Bergama ve Cerattepe. İkisi de çok uzun soluklu mücadeleler. İkisi de toplumda oldukça destek bulan direnişler olmasına rağmen ikisi de “özel harp teknikleri” ile kırıldı. Bu “özel harp teknikleri” nitelemesi bazılarınıza çok abartılı gelebilir ama değil. Nedir bu özel harp teknikleri? Karşınızdakini gücün itibarını bozacak iddialarda bulunmak, gerçekte halkın onları desteklemediğini göstermek için paravan dernekler kurup eylemler yaptırmak, harekette öne çıkan isimler hakkında karalama kampanyaları yapmak gibi “psikolojik harp” teknikleri uygulamak, sonra da yargı ya da güvenlik güçleri eliyle direnişi bastırmak, dağıtmak, liderleri hakkında soruşturmalar açmak, tutuklamak vb. Bunların birçoğu Bergama ve Cerattepe direnişlerinde devreye sokuldu. 

Özer Akddemir’in “Kuyudaki Taş” kitabında ayrıntıları ve belgeleriyle anlattığı Bergama direnişinin nasıl sönümlendiğini hatırlayalım.

Bergamalıların ve siyanürlü madenciliğe karşı direnişi, toplumda oldukça geniş bir destek bulmuştu. Bu tepkiler, altın madenciliği yapan yabancı 12 yabancı şirketten dokuzunun ülkeyi terk etmesini sağlamıştı. 

İşte bunun üzerine, köylülerin mücadelesini “milli güvenliğe tehdit” olarak değerlendiren MGK, buna karşı psikolojik harekât eylem planını devreye sokmuştu. 

30 Ekim 2002 tarihinde aralarında Ege Ordu ve NATO Güneydoğu Müşterek Komutanı’nın da bulunduğu 45 komutan, eşleri ile birlikte Bergama’daki altın madenini gezdiler. Sonraki yıllarda Ergenekon davalarında başrollerde gördüğümüz, Ege Ordu Komutanı Org. Hurşit Tolon, tam da o sıralarda, madenle ilgili son kararı görüşmekte olan Danıştay yargıçlarına müdahale ediyordu aslında. 

MGK Genel Sekreterliği Toplumla İlişkiler Birimi (TİB)'de uzman olarak görev yapan Necip Hablemitoğlu’nun yazdığı ve Bergama köylülerinin altın karşıtı direnişinin dış güçlerin, Almanya’nın kışkırtması olduğunu ileri süren kitabı da bu psikolojik harekâtın önemli bir parçası oldu. Hablemitoğlu’nun yazdığı kitabın en önemli dayanağı olan, Alman Kalkınma Bakanlığı'nın, "Türkiye ve Altın Konsepti Raporu" diye bir rapor yoktu, sahteydi. Raporu Türkiye'deki bütün kurumlara verdiği ileri sürülen Prof. Dr. Metin Deliormanlı diye birisi de yoktu. Hepsi yalan dolandı ama bu iddialar üzerine zamanın Bergama Belediye Başkanı Sefa Taşkın, Bergama Köylülerinin Avukatı Senih Özay, köylülerin sözcüsü Oktay Konyar, İstanbul Barosu eski Başkanı Yücel Sayman, Turizmci Birsel Lemke ve işadamı Özcan Durmaz'ın da aralarında bulunduğu 15 kişi DGM’de yargılandı. 

Hablemitoğlu, DGM'de görülecek olan bu Alman Casusluğu davasından sekiz gün önce öldürüldü! Hablemitoğlu'nu öldüren kişi üç ayrı zamanda, üç ayrı savcıya verdiği ifadelerde suikasti bütün ayrıntılarıyla anlattı. Kimlerin bu işi kendilerine verdiğini (çok tanıdık isimler; Veli Küçük, İbrahim Çitçi, Sami Hoştan, Muzaffer Tekin), karşılığında ne kadar para aldığını, sonra neden itirafçı olduğunu anlattı.

Hablemitoğlu'nun yazdığı, Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası kitabının çok büyük etkisiyle Bergama Köylü hareketi sönümlendirildi. Ülke, altın madencileri için 'dikensiz gül bahçesi' haline geldi. 

Artvin Cerattepe’de ise çok daha ağır ve hızlı bir süreç yaşandı. 25 yıl boyunca birçok şirkete karşı mücadele etti Artvinliler. En son, iktidarın özel ayrıcalıklı ortağı olan Cengiz İnşaat projeyi devraldıktan sonra “özel harp teknikleri” devreye sokulmaya başlandı. Önce mücadelenin çatı örgütü olan Yeşil Artvin Derneği’nin başkanı olan Nur Neşe Karahan hakkında yandaş medyada “Alman ajanı” olduğu propagandası başlatıldı. Sonra şirket kendilerine “yandaş” dernek kurdu, Bizim Artvin Platformu Derneği! Dernek yöneticileri ile faaliyetleri karşılığında maaş alacaklarına dair sözleşme yaptıkları ortaya çıktı. Şirket bisiklet yarışmasından futbol takımlarına kadar her konuda sponsorluk yarışı yaptı. Ama hiçbiri Artvinlilerin gözünü boyamasına yetmeyince güvenlik güçleri devreye sokuldu. 16 Şubat 2016’da birçok ilden getirilen asker ve polis güçleri ile kentte OHAL ilan edildi. Şirketin iş araçlarının Cerattepe’ye çıkarılmasını engellemek için iki gün boyunca direnen Artvinlilerin gücü polis ve askerin müdahalesine yetmedi. Hemen ardında da zaten “Allah’ın lütfu” ilan edilen “15 Temmuz Darbesi” sahneye kondu, tüm ülkede OHAL ilan edildi. Cerattepe davasının görüldüğü Rize İdare Mahkemesi heyeti, bilirkişi heyeti değiştirildi ve şirketin faaliyetine yasal onay verildi. 

Kazdağları direnişi, OHAL sürecinin gevşetildiği ve AKP’nin ilk ciddi yenilgisini aldığı ve muhalefetin moralle çıktığı yerel seçimlerden hemen sonraya denk geldi. Bu açıdan şanslı sayılır. Devletin, maden şirketi için verdiği teşvikler, yüzlerce hektarlık alanda adeta bütün canlı yaşamı kazıyıp silmesi adeta infial yarattı ve yurt çapında büyük bir tepki ile karşılandı. 5 Ağustos’ta binlerce kişi Kazdağları’na akın etti, yaşanan felaketi gözleriyle gördüler. Ama bu büyük ve hızlı tepki, şirketin ruhsatının yenilenmemesi ve hemen sonra da Kanal İstanbul Projesi tartışmalarının başlaması ile görece arka plana düştü.

Ama süreç bitmiş değil ve Alamos Gold ya da başka bir şirket her an siyanürlü altın faaliyetlerine başlayabilir. Alamos Gold, 2018’de ruhsatın yenilenmesi için başvurmuştu.  10 yıldan sonra ruhsat uzatma için şirketin faaliyete başlaması, alan genişletmesi gibi yeni bir aşamaya geçmiş olması gerekiyordu. Bu açıdan da şirketin faaliyete başlaması engellendiği için ruhsat uzatılmadı. Ama bunun basit bir cezası var, 70 bin TL’lik, cezasını ödeyip ruhsat yenilemeye başvurabilir. Zaten şu anda olan da bu. Şirket 2018 Aralık ayında yenilenme için başvurmuş. İnceleme yaklaşık 1-1,5 yıl sürüyor. Dolayısıyla aslında inceleme süresi de doluyor. Bu nedenle mart-nisan gibi şirkete ruhsat çıkabilir ve şirket orada faaliyetine başlayabilir. 

Nitekim şirket aslında bölgede “sosyal sorumluluk” faaliyetlerine devam ediyor. PR çalışmaları kapsamında köylere asfalt yol yapıyor, elektrik hatlarını yeniliyor, birkaç yaşlının kaldığı köylerde “sosyal tesis” yapıyor vb. 

Buna karşılık “Su ve Vicdan Nöbeti”ni sürdürenler de şirketin faaliyetlerini teşhir etmeye, ÇED raporunda olmamasına rağmen yasadışı olarak yaptığı baraj, yol gibi faaliyetleri engellemeye, civarda yaşayan bir avuç köylüyü bilgilendirmeye çalışıyorlar. Her cumartesi Çanakkale merkezde “insan zinciri” oluşturarak eylemlerini çeşitlendirmişler. 

Bölgede ayrıca, Alamos Gold’un projeyi Cengiz İnşaat’a devredeceğine dair söylentiler var. Cengiz İnşaat’ın hâlihazırda Muratlar Köyünde devraldığı bir altın maden sahası var. Orada sondaj işlemlerine başladılar. 

Ayrıca Kirazlı Balaban’da nöbetlerini sürdüren direnişçilerin de alandan çıkarılması için çabalar sürüyor. Valilik, yaz aylarında bile yapmadığı bir işi yapıp, kış ortasında yangın gerekçesiyle orman içinde konaklamayı yasaklamış ve bunu gerekçe göstererek nöbet tutanlara para cezası verildi. 

Nöbet tutanların arasında beş yaşındaki çocuğuyla katılan bir genç çift de var. Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’nden bir ekip de, şikâyet olduğu gerekçesiyle, nöbet alanını “ziyaret” ederek, çocuğun yaşaması için uygun mu diye kontrol etmiş! 

Bunlar “su ve vicdan nöbeti”ne karşı da bir “operasyon” yapılabileceğinin sinyalleri maalesef. 

Siyanürlü altın madenciliği, dünyadaki en gereksiz madencilik türü! Çünkü bu altının yüzde 85’i mücevherat olarak kullanılıyor. Sadece yüzde 2’si dişçilik, tıp, madeni para, madalyon gibi alanlarda kullanılıyor. Yüzde 9’u da stok olarak bankaların yerin derinliklerindeki kasalarda tutuluyor. Dünyada hâlihazırda 200-250 bin ton çıkarılmış altın var. Bu kadar altın teknik amaçlı ve geri dönüşümlü olarak kullanılsa sonsuz dek yeter!

Bu gerçeğe rağmen ve hali hazırda yaşadığımız iklim ve ekolojik krize rağmen Cerattepe’de, Fatsa’da, İzmir Efemçukuru’nda, Ovacık’ta, Uşak Kışladağ’da, Erzincan İliç’te ve Kazdağlarında altın ve diğer madencilik faaliyetleri için ormanlar, su kaynakları yok edilmeye devam ediliyor. 

Türkiye’nin çok acil olarak siyanürlü madencilik faaliyetlerini yasaklaması için girişimde bulunmak gerekiyor. Bu açıdan da Kazdağları direnişinin başarıyla sonuçlanması diğer yerler için de, siyanürlü madenciliğin yasaklanması için de hayırlı bir başlangıç olacaktır. İklim ve ekoloji krizi gerçeğine uygun olarak orman, su ve tarım alanlarımızın mutlak korumaya alınması doğrultusunda mevcut çevre, maden ve enerji mevzuatlarında yapılması gereken düzeltmeleri tartışıp adım atmamız lazım. 

 © Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.