Ara 21 2017

Kılıçdaroğlu: 2019 için hedef en az yüzde 60

Yakın bir zaman önce Man Adası belgeleri ile beklenmedik sert bir çıkış yapan ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun bugünlerde gündeminde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu var. Bir süredir ikili arasında gerçekleşen söz düellosu henüz bitmemiş görünüyor.

Bu sabah gazetecilerle bir araya gelen Kılıçdaroğlu yine Soylu’ya ilişkin açıklamalarda bulundu.‘’Süleyman Soylu ne iş yapıyor, İçişleri Bakanı mı? Ben İçişleri Bakanı olduğundan emin değilim,’’ diyen Kılıçdaroğlu MİT TIR’ları davasından, 2019 seçimlerine kadar farklı konularda değerlendirmelerde bulundu.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmalarından satır başları şu şekilde:

Hakaret davaları ve anayasa: 20 Temmuz darbesinden sonra gerginliğin tırmandığını görüyoruz. O kadar ki yapılan her eleştiri cumhurbaşkanına hakaret olarak tanımlanıyor ve savcılar tarafından davalar açılıyor. Oysa ortada cumhurbaşkanı yok ki... Çünkü Cumhurbaşkanı Anayasa’ya göre tarafsız olmalı. Biz veya vatandaş eleştirice cumhurbaşkanına hakaretten davalar açılıyor. Yapılan işlemlerin tamamı anayasaya aykırı. Çünkü tarafsızlık ilkesine, cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan kişi uymuyor. O zaman anayasıyı değiştirsinler, “Hiç kimse cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan kişiyi eleştiremez, aleyhine bir şey söyleyemez. O ne derse desin herkes susmak zorunda” diye bir düzenleme yapsınlar. Böyle bir saçmalık olabilir mi, ama yapıyorlar.

2018 temennileri: Medya üzerindeki baskılar başlı başına sorun. Gazetecilerin, STK yöneticilerinin, milletvekillerin hapiste olması “Türkiye’de demokrasi yoktur” algısını güçlendiren en temel ögeler. 2018’de umarım bunun tam tersi bir tablo yaşanır. Gazeteciler, milletvetilleri, STK temsicileri hapisten çıkar. Yargılama yapılacaksa normal yargılama süreci içinde yapılır. Hapiste haksız yere yatan binlerce kişi özgürlüğüne kavuşmuş olur.

Kemal Kılıçdaroğlu

BAE Dışişleri Bakanı’nın Fahrettin Paşa paylaşımları: Tam bir densizlik... Türkiye tepki gösterdi ama bana göre çok daha sert tepki göstermesi gerekirdi. Türkiye büyükelçisini derhal çekmeli. Bakan özür dileyinceye kadar Türkiye, ilişikleri minumum düzeye indirmeli. Sözle yanıt verme ve sözle eleştirmenin ötesinde eyleme dönüşmeli ve büyükelçi Türkiye’ye geri çağrılmalı. Özür dileyinceye kadar onlarla her türlü ilişkiyi kesmeliyiz.

Savcının Dündar, Gül ve Berberoğlu’yla ilgili mütalaası: O davalar siyasi davalar. Ortada bir suç yok. Ama birilerinin talimatıyla açılan bir dava süreci. “Bir an önce cezalandıralım” anlayışı içindeler. Türkiye’den Suriye’ye silah gidiyordu. Dünyada bilmeyen yoktu, devlet sırrı da yoktu. Yükledi silahları gönderdi Suriye’ye. Yakalanınca da “Efendim bu devlet sırrındır.” Valinin haberi olsaydı kimse o tırları arayamazdı. Neden haberi yok devlet sırrıysa? Çünkü Erdoğan’ın sırrı. Savcıyı, hakimi buldu, ona göre karar verecekler, cezalandıracaklar. Bu; bir kişinin intikam almak duygusuyla devletin hakim savcısını kullanmasıdır, başka bir şey değildir.

Hakkında açılan davalar: Hakkımda kaç dava olduğunu bilmiyorum. Sabah, öğle, akşam davalar açılıyor. Başka eleştiren ikinci bir parti kalmadı. Bizim varlığımız için oturup dua etsinler. Gidip Batı’da diyorlar ki “Bakın muhalefet bizi eleştiriyor, bizim ülkemizde demokrasi var...” Bizim sırtımızdan ülkede demokrasi olduğunu anlatmaya çalışıyorlar.

Seçimlerde başka partiyle ittifak: Özel bir ittifak arayışımız yok zaten. Bu, iki ayrı anlayış tarafından sürdürülecek bir seçim. Bir; parlamenter demokratik sistemden yana olanlar, iki tek adam rejiminden yana olanlar. Dolayısıyla cumhurbaşkanlığı seçimi, demokrasiden yana olanlar ve olmayanlar seçimidir.

En az yüzde 60: Biz, 2019’da bu seçimleri kesinlikle alacağız. Ama nasıl alacağız? Bizim amacımız 50 artı 1 değil. Onu da söyleyeyim, en az yüzde 60. Çünkü Türkiye o kadar ağır koşullarla karşı karşıya ki Türkiye’yi bugün içinde bulunduğu çıkmazdan kurtarmamızın yolu en az yüzde 60 ile gelip, halkın desteği ile demokrasiyi sıfırdan yeniden inşa etmektir. Onun için en az yüzde 60 diyoruz; 50 artı 1 değil.

Aday gösterme: Bizim gördüğümüz her parti cumhurbaşkanı adayını kendisi gösterecek. Birinci turda eğer herhangi bir başarı sağlanamazsa, yani yüzde 50’yi aşan bir oran gerçekleşmezse ikinci turda zaten demokrasiden yana olanlarla otoriter rejimden yana olanlar tercihlerini yapacatlar. Büyük bir ihtimalle iki turlu bir seçim gerçekleşmiş olacak.

Yunanistan hükümeti ile CHP arasındaki gerilim: 18 ada ve bir kayalığın Osmanlı döneminde de Lozan’da da Yunanistan’a bırakıldığına dair herhangi bir şey yok. Yunanistan bu adaları açıkça işgal etti. Biz bu eleştirileri yapınca Yunan Savunma Bakanı “Gel de al bakalım” gibi bir tehditle yani “Bizim askerlerimiz orada, birliklerimiz burada, biz burayı işgal etmiş vaziyetteyiz. Sen de sıkıyorsa gel burayı al” Ben beklerdim ki, bu eleştiriye önce hükümet cevap versin. Adaların işgal edildiğini söylüyorlar; bizim hükümetten tık yok. “Milliyiz, yerliyiz” diyorlar. Emin olun bunlar ne yerli, ne milli. Kendi toprağını, yani bizim toprağımızı, yani adaları gelip işgal edecekler ve hükümet hiç ses çıkarmayacak. Kıyameti koparması lazımdı. Yunanistan Savunma Bakanı’nın açıkça tehdit etmesine karşılık, hükümetin hiç ses çıkarmaması, teslimiyetçi bir anlayışı gösterir. CHP iktidarında, geldikleri gibi gideceklerdir.

OHAL Komisyonu: Bu komisyon bağımsız değil. Komisyon, hükümetin atadığı bürokratlardan oluşuyor. Karar almıyorlar. Çünkü siyasi otorite bunların karar almasını istemiyor. “Bekleyin” diyor. Bunlar da bekliyor. AİHM bunu yargılamada bir ara süreç olarak gördü ve değerlendirdi. Ama bu bir yargı aşaması değil ki. Bürokratlardan oluşmuş, binlerce dosya var önünde. Nasıl bakacak? Kendi üstündeki iş yükünü atmak için o da Türkiye’ye attı topu. Dolayısıyla mağdur olanlar, hak aramak isteyenler, şu anda hak arayamaz konumdalar.