Muharrem Erbey
Ara 14 2017

Kemal’i cezasızlık öldürdü: Polis ceza almayacağını iyi biliyordu

DİYARBAKIR- Geçen yıl Diyarbakır'da 21 Mart 2017 sabahı Newroz alanının girişinde bulunan polis kontrol noktasında güvenlik güçleri tarafından Malatya İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü öğrencisi 23 yaşındaki Kemal Kurkut vurulmuş, Diyarbakır Valiliği hemen bir açıklama yaparak "canlı bomba olduğu şüphesiyle bir şahsın vurularak öldürüldüğünü açıklamıştı.

Aradan dokuz ay geçti ve bugün olağanüstü güvenlik önlemleri altında Kurkut’un öldürülmesiyle ilgili dava Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

İçerisi gibi adliye dışı da mahşeri kalabalıktı. Polis araçlarının çetelesini tutmak neredeyse imkansızdı. Mahkeme koridoru ise iğne atsan yere düşmeyecek bir durumdaydı.

Bugün 7 Asliye Ceza Mahkemesinde HDP Eş başkanı Selahattin Demirtaş’ın ve eski EMEP Genel Başkanı olan Levent Tüzel’in de duruşmaları vardı. O mahkeme salonunda da izdiham vardı.

Kurkut duruşmasını yer yokluğu nedeniyle baştan sona kadar ayakta izledim. İzleyiciler arasında çok sayıda polis vardı. Salonda, adliye girişinde, dışında velhasıl her yerde yoğun bir polis varlığı vardı. Polislerin sayıca çok olması tesadüf değildi elbette.

Duruşmaya sıkı bir aramadan sonra başlandı.

Savcı okuduğu iddianamede; kurşun atış sayısı, hedefin yakınlığı, uyarı ateşi açmaması, nişan alarak ateş etmesi ve ölebileceğini öngörmesi nedeniyle, tutuksuz yargılanan sanık polis memuru Y.Ş.’nin TCK 21/1 ve 81 maddesine (kasten adam öldürme suçlamasıyla müebbet hapis cezası) istinaden cezalandırılmasını istedi.

Sanık polis memuru Y.Ş. konuşmaya başlayınca anne Secan Kurkut ağlamaya başladı ve avukatların kolunda salondan çıkarıldı.

Y.Ş. ifadesinde şunları söyledi:

Bir şahıs üst bölgesi çıplak, elinde bıçak ile üç metre yakına kadar üzerimize geldi, karşımızda “Gelin ulan hepinizi öldüreceğim, patlatacağım” demesi üzerine iki polis silahını çekip, ‘dur, yaklaşma’ yoksa ateş ederim’ dedi. O esnada çevik kuvvet havaya ateş etti. Ben de şahıs eylem yapabilir diye -iki elini birleştirip göğüs hizasını göstererek- iki el, ayaklarına doğru ateş ettim. O esnada ateş arttı. Arkamdan çok sayıda silah patladı. Kim etti bilmiyorum. Olay 15 saniye sürdü. 50-60 kez ateş edildi. Şahsın yaralandığını görünce ben de durdum. Şahıs sendeledi, yere düştü. Yaklaştık. Hakan ve Ünal adındaki polisler patlayıcı var mı diye üstünü aradılar. Ben de geriye yerime geçtim.

Mahkeme başkanının maktul hareketli miydi sorusuna Y..Ş., “Sanık hareketli ben sabittim” dedi. Mahkeme başkanı ise, “görüntülerde hiç de sabit olduğun gözükmüyor” yanıtını verdi.

Avukat M. Emin Aktar, Y.Ş’ye elini nasıl tuttuğunu, nasıl ateş ettiğini ve olaydan sonra delilleri toplayıp toplamadığını sordu. Y.Ş., yine iki elini göğüs hizasında birleştirerek ve parmak uçlarını yere doğru eğerek, “Elimi böyle tuttum ve ayağına ateş ettim, delilleri toplamadım” yanıtını verdi.

Sanık ısrarla bu dosyanın “terörcüler” (Terörle mücadeledeki polisler) tarafından üstüne yıkıldığını iddia ediyordu.

Bu iddiasına sanık avukatı da destek verdi. Maktulün ölümüne neden olan silahın müvekkili polis memurunun değil başka silahtan çıkan merminin nüvesinin neden olduğunu, birilerinin ısrarla delilleri kararttığını ve bu olayı müvekkili Y.Ş.’ye yıkmaya çalıştığını ileri sürdü.

Duruşmada konuşan Kemal Kurkut’un abisi Cihan Kurkut ise kardeşinin psikolojik sorunları olduğunu söyledi:

Suçlu sadece bu şahıs değil. Kardeşim psikolojik sorunlar yaşıyordu. Sakinleştirici ilaçlarını bırakmıştı. Gayet iyiydi. Arama noktasında ona küfür edilmiş, hakaret edilmiş. Olaydan sonra neden tüm kameralar toplandı. Vali, kaymakam, emniyet müdürü, belediye başkanı da suçlu. Şikayetçiyim.

 

kemal kurkut

 

Daha sonra tanık sıfatıyla bazı polis memurlarının ifadeleri okundu. Hepsi matbuydu (birbirinin kopyası). Kemal Kurkut’un onlara bıçakla saldırdığını, hepsini öldüreceğini, kendisini patlatacağını söylediğini iddia ediyorlardı. Oysa Abdurrahman Gök’ün karelerinde göründüğü kadar Kemal bıçağı kendi göğsüne dayamış onlarla konuşuyordu.

Mağdur aile avukatı Avukat Reyhan Yalçındağ Baydemir ise, olay yerinde kaç güvenlik görevlisi olduklarını, Kemal’i silah kullanmadan etkisiz hale getirecek eğitimi alıp almadıklarını ve bunu neden yapmadıklarını; neden tazyikli su veya gaz sıkmadıklarını, herkes havaya ateş ederken neden sadece Y.Ş.’nin Kurkut’a doğru ateş ettiğini” sordu.

Sanık Y.Ş. verdiği yanıtta, “4-5 kişi olduklarını, hepsinde silah bulunduğunu, yakın dövüş eğitimi aldıklarını, şahısın ceplerinin şişkin olduğunu, sözlerinin şiddet içerikli olduğunu, TOMA’ların kontaklarının kapalı olduğunu, şahsı yere düşürmek için ateş ettiğini, sol taraftaki tarlaya koşma imkanının olduğunu, üç ay açığa alındığını, daha sonra da göreve iade edildiğini” söyledi.

Duruşmada söz alan Kemal Kurkut’un öğretmen abisi Ferhat Kurkut ise şunları söyledi:

Batmandaydım. Bir polis aradı ve “kardeşin adli olaya karıştı” dedi. Sonra yine aradı ve “tamam gerek kalmadı” dedi. Ben her yeri aradım. Bilgi alamadım. Diyarbakır’a geldim. Olayı Emniyette öğrendim. Cenazeyi alırken, taziye sırasında, mezarlıkta her yerde sorun çıkardılar. Cenazesinin yıkandığı yerin suyunu kestiler. Babamın mezarının yanında dört tarafı mezar olan boşluk bir yer vardı. Oraya gömelim dedik. “Orası hazine arazisi, olmaz” dediler. Kardeşimin sorunları vardı. Onu sinirlendirmişler. Polis “Ben istemeden vurdum” deseydi şikayetçi olmazdım. Ama inkar ediyor. Şikayetçiyim.

Daha sonra, ağlayarak salondan çıkartılan anne Secan Kurkut salona çağrıldı. Güçlükle yerine oturan ve Kürtçeden başka dil bilmeyen anne Kurkut, ‘şikayetçi me’ (şikayetçiyim) dedi.

Avukat Baydemir, “Dosyaya uzun zaman ulaşamadık. Dosya bizim dışımızda hazırlandı. Başta iki sanık vardı. Ne oldu bilmiyoruz. Hiçbir şeye dahil olamadık. Hakkaniyete uygun bir süreç işlemedi. Adil yargılama ilkesi zedelendi. Görüntüleri istedik. ‘Arıza var’ diye vermediler. Bizce 60 polis tanık ve sanıktır. Malatya Üniversitesi Güzel Sanatlar bölümünde okuyan müvekkil antidepresan kullanıyor; kırılgan biri, arama noktasında ona yapılan haksızlığa tahammül edememiştir’ diye konuştu.

Kurkut’un vurulma anının fotoğraflarını çeken ve olayın karanlıkta kalmamasına deklanşörü vasıtayla aracılık eden gazeteci Abdurrahman Gök, tanık sıfatıyla verdiği ifadesinde şunları söyledi:

Olay günü basın protokolü önündeydim. Yeni makinemi açmıştım. Kontrol noktasından 40-50 m uzaktaydım. Orada bağırma sesleri duyup döndüm. O anda makineye basmaya başladım. Silah sesleri gelmeye başladı. 26 kare çektim. Bir polis beni olay yerinden uzaklaştırdı. Deneyimimden dolayı hemen kartı arka cebime attım. Sonra beni uzun saçlı bir sivil polis amiri çağırdı. Makinemi istedi. ‘Ben çekmedim’ dedim. Bana ‘yalan söylüyorsun’ dediler. Bilen birisi geldi. Makineme baktı. Başka kart çıkarıp taktım. Gösterdim. ‘Ben çekmedim’ dedim. Olay anında Kurkut kendi göğsüne bıçak dayamıştı. Polise saldırdığını görmedim. Ama birisinin ‘ateş etme’ dediğini duydum. Elimdeki kareleri savcılığa verdim. Bu süreçte evim basıldı. Tüm dijital elektronik eşyalar arandı.

Duruşma savcısı, “Toplanan deliller, ateş mesafesi, ölebileceğini öngörmesi gibi nedenlerle Ceza Muhakemeleri Kanunu (CMK) 100. maddesine göre sanığın tutuklanmasını istedi.

Duruşmada söz alan Diyarbakır Baro Başkanı Avukat Ahmet Özmen, “Olay kasıtlı adam öldürme suçudur. Cezasının alt sınırı en az 20 yıldır. Türkiye’de bu suçu işleyip tutuksuz olanlar sadece kamu görevlileridir. Kemal Korkut’u cezasızlık öldürdü. Çünkü bu polis Kemal’e ateş ettiğinde ceza almayacağını iyi biliyordu. Cezasızlık yargı eliyle oluyor. Dava açılsa da AİHM deyimiyle, gönülsüz açılan dava cezasız bitiyor. Hukukun, ahlakın, sanığı tutuklamak dışında başka şansı yoktur. Mahkemeden sanığın tutuklanmasını talep ediyoruz” dedi.

Av. M. Emin Aktar; sanığın tutuklanması için CMK 100/1’deki tüm unsurlar mevcut. Delilleri karartma, tanık üzerinde baskı kurma var. Suç katalog suçlardan olduğundan tutuklanması lazım. Sanık neden geldi? Tutuklanmayacağını bildiği için geldi. Uzun saçlı polis amiri hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz. Kamu görevlisinin işlediği suçlarda cezasızlık pratiği çok fazla yaygın. Bunun önüne geçmek için tutuklanmalıdır” diye konuştu..

Sanık Y.Ş.: Olayı bana yüklüyorlar. Ben yapmadım.

Sanık Vekili: Müvekkilim aleyhine delil oluşturuldu. Müvekkilim kurban seçildi.

Mahkemenin 40 dakikalık arası sırasında ailenin avukatı olan dostum Av. Reyhan Yalçındağ Baydemir ile banklarda sohbet ettik. Bana tutuklamanın çıkmayacağını söyledi. Aradan sonra mahkeme heyeti, dosyadaki görüntülerin bilirkişiye gönderilmesine, müştekilerin davaya katılma taleplerinin kabulüne karar verdi.

Mahkeme, savcılığın tutuklama talebine ilişkin ise, “Her ne kadar iddia makamı ve müşteki ve vekilleri tarafından sanığın tutuklanması talep edilmiş ise de mevcut delil durumu, birden çok kişi tarafından ateş edilmesi hususu, sanık savunması, delillerin henüz tam olarak toplanamamış oluşu ve toplanılacak delillerin niteliği nazara alındığında sanığın delillere etki etme ihtimalinin bulunmadığı, bu itibarla tutuklama talebinin reddine” karar verdi.

Duruşmayı da 26 Nisan 2018’e erteledi.

Tutuklama talebinin reddedilmesinin duyulması üzerine duruşma salonu önünde kararı bekleyen polisler, sanık Y.Ş.’ye sarılarak, “Tebrikler”, “Gözün aydın” gibi sözler sarf etti.

Bakmayın cafcaflı sözleşmelere pahalı dolma kalemle imza attıklarına. Yaşatmayı ilke edinen bir nesil büyütmeliydi oysa tüm devletler. “Yaşam hakkı en kutsal haktır” der, tüm insan hakları literatürü. Uluslararası sözleşmeler insanın temel hakkı olan yaşam hakkını şartsız savunur. “Hiç kimse ne amaçla olursa olsun, başkasının yaşam hakkına kastedemez” der.  

“Yaşama Hakkı, kişinin fiziksel varlığının sürdürebilmesinin güvencesini oluşturan insan hakkı. 4 Kasım 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. maddesinde herkesin yaşama hakkının yasayla korunacağı, hiç kimsenin kasten öldürülemeyeceği belirtilmiştir.”

Bir polis amirinin 'Ateş etmeyin' uyarısına rağmen, açılan ateş sonucu sırtından vurulan Kurkut, yaklaşık 25 dakika sonra gelen ambulansla hastaneye kaldırıldıktan sonra hayatını kaybetti.

Düşünün ki Kemal Kurkut’un vurulma anına ilişkin görüntüler Dihaber’den Abdurrahman Gök’ün objektifine yansımasaydı ne olurdu. Muhtemelen valiliğin açıklaması doğrultusunda vurulan Kemal Korkut’un “canlı bomba” olduğu şekliyle dosya tanzim edilir ve kapatılırdı.

Duruşmada iki unsur öne çıktı. Birincisi, uzun yıllardır insan hakları savunucularının ileri sürdüğü ve önünü almaya çaba sarf ettiği; Cezasızlık.

İkincisi ise sanık polis memurunun ve sanık vekilinin ileri sürdüğü; Komplo iddiası.

Nedir bu cezasızlık?

Cezasızlık (impunity) kavramına dair uluslararası çalışmalar iki kutuplu dünyanın 1989’da sona ermesinin ardından ortaya çıktı. Kavram, devletin bizzat yarattığı veya göz yumduğu aktörler eliyle yahut devlet ve kurumlarının denetlenmemesi sonucu meydana gelmiş olan ağır ve sistematik hak ihlalleri ile ilişkili yaygın olarak kullanılıyor.

Cezasızlık, İnsan Hakları literatüründe, ciddi insan hakları ihlallerinin soruşturulmasının, faillerinin bulunmasının, yargılanmalarının ve cezalandırılmalarının mümkün olmaması hali.

Gerçekleştirilen eylem, tüm hatları ve niteliği ile bir suç teşkil etmesine karşın fiili gerçekleştirilen kişinin yasama, yürütme ya da yargı birimleri tarafından doğrudan ya da kanun hükümleri kullanılarak yargılamadan muaf kılınması veya olması gerekenden daha az cezaya mahkum edilmesi sağlanıyor. Yani cezasızlık suç ile ilgilenmiyor ama suçluyu koruyor.

Kimler korunuyor?

Yargılanmaları için amirleri tarafından izin verilmeyen memurlar, nerede oldukları belli  iken bir türlü bulunamayıp mahkemeye getirilmeyen polisler, askerler, memurlar, idare tarafından makbul görülen, resmen ya da el altından desteklenen paramiliter gruplar, militanlar, idarenin genel politikasıyla örtüşen öldürme, hırsızlık, tecavüz gibi bir takım kriminal olayların failleri, yolsuzlukları yapanlar, katılanlar, yolsuzlukları örtbas etmek için destek verenler, sahte rapor düzenleyenler.

Nasıl Korunuyor?

Yıllar süren davaların “zamanaşımı”na uğratılarak kapatılması, kolluk kuvvetlerinin, savcı ve hakimlerin kendi düşünce yapıları nedeniyle bazı kişilere veya kimliklere yapılan saldırıları görmezden gelmesi, kovuşturma görevini yerine getirmemesi ve ilgili delilleri sağlamaması nedeniyle  “takipsizlik kararı” verilmesine  yol açması, yargılanabilen olaylarda hafifletici nedenlerin sonuna kadar kullanılması, suçlu lehine bir izlenim uyandırılması.

Türkiye’de kamu görevlilerin işlediği suçlara dair üç maymunu oynayan adli ve idari pratik söz konusu. Mağdur güvenlik güçleriyse süper hızla işleyen yargısal süreç, güvenlik görevlisinin sanık olmasıyla sağırlaşıyor uzun yargı pratiği, uzun araştırmalar, kaybolan görüntüler, gelmeyen adli tıp sonuçları veya güvenlik personelini koruyan yaklaşım ile yurttaşın yargıya olan güvenini sıfırlıyor.

Türkiye’de yakın zamanda yapılan ankette yurttaşın yargıya olan güveni % 2 ile en kötü seviyesindeydi. Siyaset mekanizması yargıyı arka bahçesi olarak görme pratiğini terk etmeden, yargı herkes için tarafsız karar vermeden yurttaş-devlet ilişkisi düzelemez.

İkinci husus ise sanığın ısrarla orada ateş eden “terörcüler” vardı, “olayı bana yıkmaya çalışanlar” var demesi. Yıllardır güvenlik görevlilerini koruyan anlayışı deşifre etmek için çırpınan avukatlar ve insan hakları savunucularının savlarını sanığın, üstelik sanık vekilinin de vurgulamasıydı.

Demek ki gerçekten bir suçun gizlenmesi yetmezmiş gibi birimler arasında bile suçun başka polise yüklenmesi çabası vardı. Komplo teorileri bitmek bilmeyen ülkede bir genç vuruldu. Şimdi cezasızlık ve komplo teorileri geride kaldı. Babası erken yaşta ölen Kemal’in annesi çocuklarını tarlalarda çalışarak zor şartlar büyüttü. Hepimiz yargılanan polise ceza çıkmayacağını, Kemal’in dosyasının tozlu raflara kalkacağını geçmiş deneyimlerimizden gayet iyi biliyoruz.