İslami kesim ve Atatürk: Kemalizm’i yenmek Atatürk’e yenilmek

10 Kasım dolayısıyla Atatürk hakkında yapılan tartışmaların önemli bir kısmı da İslami kesimin Atatürk algısı üzerine.

İslami hareketin din yorumundan bakınca Atatürk’e yönelik eleştirel bakışı anlamak gerekiyor. İslamcı geleneğin bakış açısından bakılırsa, Atatürk’e en azından dine yönelik siyasetiyle ilgili bir eleştirinin kaçınılmaz olacağını kabul etmek gerekiyor.

Yirminci yüzyılın en radikal tepeden inmeci devrimcilerinden Atatürk’ün İslami çizgideki aktörler tarafından eleştirilmeyeceğini beklemek naiflik olurdu.

Ancak öte yandan Atatürk’e yönelik İslami bakış, makul eleştiriyi aşıp bazen mistik bazen de absürt bir noktaya savrulmaktadır.

Konunun anlaşılması için İslami grupların Atatürk’e yönelik bakışını belirleyen dört temel çerçeveyi özetlemek gerekiyor.

Birincisi Atatürk’e yönelik olumsuz mistik bakıştır. Buna göre Atatürk, ahir zamanda ortaya çıkacak olan ve İslam dinine büyük darbeler vuracak olan bir seçilmiş kişidir.

Dolayısıyla Süfyan veya deccal olarak adlandırılan Atatürk’ten nefret artık imanın bir gereğidir.

Çeşitli İslam düşünürlerinin gündeme getirdiği bu görüşün en güçlü temsilcisi Nurculuğun kurucusu Said Nursi’dir. Nursi’nin eserlerinde ayrıntılı ele alınan Süfyan tiplemesinin (örneğin Şualar adlı kitabındaki 5. Şua bölümü) Atatürk olduğu açıktır üstelik bunu bu eserleri okuyanlar da böyle yorumlar.

Seküler açıdan absürt görünebilecek bu bakış açısını anlamak için Türkiye’de İslami hareketin bir ahir zaman düşüncesi üzerine kurulduğunu anlamak gerekiyor.

Tıpkı ABD’deki bazı evanjelistler gibi Türkiye’deki dini grupların çoğu da kıyamete yakın dönemde olunduğuna inanmaktadır. Bu düşünce İslami hareketlerin, liderlerinin ve düşmanlarının özel anlamlar kazanmasına yol açmaktadır.

Böylece ortalama bir dini hareket, kendini ve liderini seçilmiş, doğal olarak da uğraştıkları düşmanın da olumsuz anlamda seçilmiş önemde özel biri olduğunu düşünür.

Ahir zaman düşüncesi ayrıca İslami grupların özel koşullarda oldukları algısını meydana getirir ve bu grupların İslam yorumunda geleneğin kabul etmeyeceği esneklikler yapmalarına cevaz verir.

Güncel açıdan ahir zamancı seçilmişlik algısının bir örneği olarak Cemaat-AKP çatışmasına bakılabilir: Kısa bir internet araştırması ile tarafların birbirlerinin liderlerini Süfyan veya deccal olarak adlandırdığını görmek mümkündür.

İkinci görüş rasyonel dini itirazdır. Bu, Atatürk’e Süfyan gibi mistik kavramlarla yaklaşmadan yaptığı bazı icraatları dini açıdan eleştirmektir.

Buna göre Atatürk’ün pek çok icraatını İslami açıdan eleştirmek gerekmektedir çünkü Kemalizm Türkiye’de dini geleneğe zarar vermiştir.

Rasyonel dini itiraz, kadın konusu, toplumda dinin oynadığı rol meselesi gibi alanlarda Atatürk’ün mirasını eleştirir ve bunu dinsel açıdan sakıncalı bulur.

Üçüncü görüş komplocu Atatürk eleştirisidir. Bu bakış açısı komplo literatürünün unsurları ile doludur.

Atatürk’ün bir İngiliz ajanı olduğu gibi önermeler bu bakış açısının yansımasıdır. Yine Atatürk’ün aslında Yahudi olduğu yahut ailesi ile ilgili rahatsız edici iddialar komplocu bakış açısıyla ortaya atılmıştır.

Komplocu bakış açısının temsilcileri Kadir Mısırlıoğlu, Abdurrahman Dilipak gibi isimlerdir.

Komplocu görüş, İslami sosyalleşmede özellikle lise ve erken üniversite yıllarında insanlar üzerinde büyük etki üretir.

Dördüncü bakış açısı ise rasyonel politik itirazdır. Bu bakış açısı çeşitli rasyonel gerekçelerle Atatürk’ü eleştirir. Örneğin harf devriminin yahut şapka devriminin yanlış karar olduğunu öne sürer.

Burada amaç Atatürk’e kişisel saldırıda bulunmak değil O’nun siyasi mirasını entelektüel olarak tartışmaya açmaktır.

İslami hareketin Atatürk’e bakışı genel olarak bu dört yaklaşım tarafından belirlenir. Şartların ve konjonktürün izin verdiği ölçüde İslami hareket bu dört yaklaşıma göre Atatürk söylemini sertleştirir yahut yumuşatır.

Yalnız burada bir noktanın altını çizmek gerekiyor: Bazı istisnai gruplar hariç genel olarak İslami hareketin temel amaçlarından birisi de Türkiye’yi Kemalizm’den ‘kurtarmaktır.’

Nitekim, Türkiye’nin genel gidişatına bakınca İslami hareketin bu amaca uygun aşamalı olarak yoluna devam ettiğini görüyoruz.

Ancak burada bir gelişme İslami hareketi şaşırtmaktadır: Son dönemde ülkede yaşanan İslamileşmenin otoriter bir siyasi kodla yaşanması, ayrıca yine İslami aktörlerin günlük hayat düzeyinde kültürel açıdan başarısız ve sıkıcı bir hayat tarzı önermesi özellikle genç kuşakta büyük bir Atatürk ilgisine yol açmaktadır.

Bugünkü İslamileşmenin günlük bazda siyasi ve kültürel kodlarından bakınca pek çok insan Atatürk’ü hem düşünceleri hem kişisel hayat tarzı bağlamlarında modern ve öykünülesi bir model olarak görmeye başlamıştır.

Aynı eğilim üstelik İslami mahallenin gençleri arasında da yaygınlaşmaktadır. Özellikle şehirli muhafazakâr kuşağın içinde belirgin bir Atatürk ilgisi oluşmuştur.

Öte yandan Atatürk ismi ülkede kötüye giden şeyleri eleştirmenin meşru ve engellenmesi göreceli olarak daha zor bir aracı haline gelmiştir.

Bugün altına hiç bir şey yazmadan Twitter yahut Facebook’ta sadece Atatürk resmini paylaşmak kendi başına mevcut iktidara karşı net ve etkili bir muhalefet anlamına gelebilmektedir.

Bu karmaşık ve zıt dinamikler ilgi çekici biçimde Atatürk’ü sivil ve muhalif bir kişi olarak yeniden yaratmaktadır.

Vaziyete bakılırsa İslami hareket Kemalizm’i yenmiş ama Atatürk’e yenilmektedir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.