Dicle Eşiyok
Ağu 13 2019

Kimi 150, kimi 300 kez iş başvurusu yaptı: 'Sivil ölüme mahkum edildik'

15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası yaşanan Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde, AKP hükümeti tarafından ilan edilen kanun hükmünde kararnamelerin (KHK) etkileri azalmak bir yana artıyor. Pek çok insanın ‘sivil ölüm’ diye tabir edilen işsizliğe ve açlığa mahkûm olmasına neden olan KHK’ler nedeniyle toplumun görmek istemediği bir ‘öteki’ sınıfı oluşmuş durumda. Üstelik bu ‘ötekilerin’ neredeyse tamamı, eğitimli ve kalifiye kişiler.

Onlardan biri de eski bir öğretim üyesi olan N.K. 53 yaşında bir baba. KHK öncesi 25 hizmet yılını doldurmadığı ve yaş sınırına ulaşamadığı için emekli olamamış. Ondan sonra da başvurduğu tüm işlerden olumsuz yanıt almış. Ahval’e yaşadıklarını anlatırken şu ifadeleri kullanıyor: “Eğitimci olduğum için şirketlerde eğitim, danışma, ArGe, proje vb. türden çalışmalar yapmak istedim. Ancak, işyeri sahipleri korktukları için benimle çalışmak istemediler. Ailemin durumu biraz iyi olduğu için bir şekilde idare ediyorum. Evlat eline bakıyorum. Evde evlenmeyi bekleyen iki bekârım var. Biri çalışıyor. İlkokul 1. Sınıfa giden bir de kızım var. Beni işimden, emeğimden ve onurumdan yoksun beni bıraktılar.”

Kendilerine reva görülen hayata karşı, herkesin sessiz kaldığını söyleyen KHK'li akademisyen;  “Bu zulmü ve haksızlığı bütün Türkiye seyretmektedir. Türkiye'nin, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olduğuna inancım artık kalmadı. Kuvvetler ayrılığı gereği idarenin yargısal denetimden uzak tutulması ise tam bir akıl tutulmasıdır” diyor.

M.Ç., bir inşaat mühendisi. 677 No’lu KHK sonrası, yaklaşık bir yıldır çalışmakta olduğu özel bir şirket olan yapı denetim firmasında yaptığı kontrol elemanlığı işinden çıkarılmış. Kendisine halen neden çıkarıldığına dair bir bildirim yapılmadığını belirterek, “Birkaç yeri aradığımda Resmi Gazete’de yayınlanmış bir yazı gereği yapı denetim firmalarında kontrol elemanı olarak çalıştırılmayıp ceza verilip sistemden engellenmişim” diyor ve böylece başka yerlerde de iş bulmasının önünün kesildiğini ifade ediyor.

Genç kadın, zor şartlar altında okuyup meslek sahibi olduğunu ve KHK sonrası kendisi ile ailesi için yaşamanın zorlaştığını dile getiriyor: “Ailemin bütün emeklerini bir KHK ile çaldılar. Ama hayat devam ediyor bu yüzden iş bulmam gerekiyordu. Aileme destek olmak için başka bir şehir de çalışmayı bile göze aldım ama maalesef işe başlayacağım zaman KHK’li çalıştıramayız söyleyip tekrar bir yıkım yaşattılar. Yaşadığım şehirde yapı denetim firmasında özel bir şirkette kontrol mühendisi olarak asgari ücretle çalışmaya başladım.  Yaklaşık bir yıl sonra yapı denetim sisteminden kontrol mühendisliğim düşürüldü. Edindiğimiz bilgi bakanlık tarafından sistemden atıldığım 2025 yılına kadar cezalı olduğum yönünde.”

M.Ç. yaşamını ‘açık hava hapishanesine’ benzetiyor: “Devletimin yaşattığı olaylara artık dayanamıyorum. Herhangi bir adli işlem geçirmedim, neyle suçlandığımı da bilmiyorum. Bu yapılan hangi hukuka adalet uyuyor? Devlet ne istiyor ben ve benim gibilerden? Yetmez mi artık? Aileme bakmam gerekiyor. Ben yaşadığım zor günleri unutup yeni bir hayat düzeni kurarken devlet tekrar gelip elimden çekip alıyor. Hiçbir yere başvuramıyoruz derdimizi anlatacak bir merci yok. Bu ülkede açık hava hapishanesinde gibiyim. Sadece nefes alabilmemize izin var.”

A.S., eski kamu gelir uzmanı. KHK ile ihraç sonrası özel sektörde iş aramaya başlamış. İş bulma sitelerinden ve ilanlardan gördüğü ilanlara başvuru yapmış. “Durumumu anlattığımda işletmelerin sıkıntıya gireceği kuşkusu ile biz sizi sonradan ararız gibi bahanelerle şu verilmedi, bir bakıma devlete destek oldular” diyor. Bu tarz 150’ye yakın iş başvurusunun olumsuz sonuçlandığını söylüyor. “Ama” diyor, “Dışlanmışlık, yargısız infaz, sivil ölüm, maddi manevi her türlü zorluklar, adaletsizlik, zulüm kendim için değil ancak çocuğumun mahrum kaldığı haklar anlatılmaz.”

692 No’lu KHK ile ihraç edildiğini ve tüm haklardan yasaklı olduğunu söyleyen KHK'li genç adam, işyeri dahi açamadıklarını dile getiriyor: “Vergi dairesine işyeri açılışı için dilekçe ile başvuru yapıldığında zaten isminiz KHK’de geçtiği için otomatikman farklı bir uygulama gösteriliyor, belediye vs. aynı.”

Hükümetin ‘FETÖ’ ile mücadelesinde çemberin çok geniş çizildiğine inandığını söyleyerek şöyle devam ediyor:

“İçine girmeyecek insan yok, herkes potansiyel FETÖ’cü, yaşadığınız hayat, sosyal olup olmamanız, dindar olup olmadığınız, hangi dinden olup olmadığınızın, etnik kökeninizin bir önemi yok. Bu örgüt her yerde ve her şekilde var iddiasıyla yaptığı mücadele, toplum tarafından ve yakınlarınızın dahi sizi sorgulamasına imkân veriyor. Çünkü siz ne kadar kendinizi savunsanız da kripto olabilirsiniz algısı, bizim toplum içinde yaşama ihtimalimizi azaltarak izole olmamıza sebebiyet veriliyor.”

E.Ö., KHK öncesi İstanbul Ağaç ve Peyzaj A.Ş’de arşiv yöneticisiydi. Yaşadığı bir iş başvurusunu paylaşıyor: “Çok büyük bir inşaat firması tarafından her türlü kabul alındı, işe alınma konusunda, çalışma şartları vs. gibi tüm konularda tam bir anlaşma sağlanmışken, eski kurumla temas kurulduktan sonra firma bizimle teması kesti. İşe alınma gerçekleşmedi.”

Bu tarz birden fazla olay yaşadığını söylüyor ve artık normal koşullarda iş aramadığını dile getiriyor: “Büyük zaman kaybettim. Çünkü senaryo hep aynı oldu. İş her noktada anlaşma ile sürüp giderken birden konu bu noktaya geldiğinde tüm kapılar yüzümüze kapandı. Bunun yarattığı ekonomik kayıp ve yokluk çok büyük oldu. Gerçekten açlık sınırının altında yaşam koşullarında psikolojik olarak büyük çöküntüler ve büyük bir sabır örneği gösteriyoruz. Geçiminizi sağlamak zorundasınız ve açlığa mahkûm ediliyorsunuz. Ülkeye olan aidiyetimi kaybettim. Ülke dışına çıkmak için çok çaba sarf ettim ama başarılı olamadım. İşte çalışmadığımız için vize de alamıyoruz çünkü.”

T.Ö.,675 No’lu KHK ile işinden edilmiş bir hekim. O da işini yapamayanlardan: “Zonguldak ve Bolu’da özel hastanelere başvurdum adli işlem görmüş KHK’li olduğum için işe alamayız dediler, Aralık 2017 tarihinde yapılan İSG/İşyeri Hekimliği Sınavında başarılı olmama rağmen şu tarihe kadar sertifikamı vermediler. Özel hastaneler kendilerine gelen sözlü talimatlar olduğunu, işe alsalar bile Sağlık Müdürlüğü’nün Çalışma Ruhsatı düzenlemeyeceği için sıkıntı olacağını söylediler.”

Özel hastanelerin tutumlarının bulundukları ilin valiliğinin yaklaşımına göre değiştiğini belirten hekim, başka illerde KHK’li çalıştıran hastaneler olduğunu, ama kendi çalıştığı Zonguldak’ta kesinlikle sivil ölüme mahkûm edildiklerini vurguluyor. Şimdi sağlıkla alakası olmayan günü birlik işlerle geçimini sağlamaya çalıştığını belirtiyor.

E.Ö., 675 No’lu KHK mağduru bir hekim. En önemli sorununun işyeri hekimliği sertifikasının verilmemesi olduğunu söylüyor. “Bakanlık işyeri hekimliği sertifikamı defalarca kez dilekçe yazmama ve almayı hak ettiğim tarihin üzerinden altı ay geçmesine rağmen sertifika talebimle ilgili hiçbir şey yapmıyor. 2017 yılında aralık ayında yapılan işyeri hekimliği sınavı için önce kursa yazıldım sonra oturup aylarca sınava hazırlandım ve sınava girip başarılı oldum. Sertifika talebim için bakanlık her defasında ‘dosyanızın incelenmesine müteakip sonuç tarafınıza bildirilecektir’ gibi bir cevap veriyor.”

Hiçbir suçu yokken kamu görevinden çıkarıldığını söyleyen genç hekim, “Ne adli ne de idari hiçbir soruşturma da geçirmedim. Özel sektörde de iş bulmam çok güç olduğu için bari işyeri hekimliği yapayım dedim ancak işyeri hekimliği yapmam da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından engelleniyor” diyor.

H.K., eskiden Fatih Üniversitesi’nde öğretim görevlisiymiş. Üniversitelere yaptığı başvurunun güvenlik soruşturması nedeniyle elenmesi üzerine; LCW, Kahve Dünyası vb. birçok firma ile yüz yüze görüşmüş, oralarda işin kesinleşme aşamasında elenmiş: “Düşük ücretlere bile çalışabileceğimi söylediğim firmalar bile onlarca kez özgeçmişime bakmalarına rağmen mülakatlarda ilk sordukları Fatih Üniversitesi’nde neden bu kadar süre çalıştığım oldu. Fethullah Gülen cemaati ile bir ilişkim olup olmadığı bile mülakatlarda soruldu.”

Kapanan üniversitelerde çalışmış öğretim elemanlarının özel üniversitelerde iş bulabilmek için YÖK’ten izin almaları gerektiğini söyleyen eski öğretim üyesi, “Güçlü bir referans ile özel üniversiteye başvurmaları gerekiyor. Mesela ataması gerçekleşmiş Beykent Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden bir hocanın ataması daha sonra iptal edilerek işten çıkarıldı. KHK ile kapanan üniversitelerden başvuru yapan hocalar güvenlik soruşturmasına tabi tutuluyor, kısaca istihbari raporlara göre atama yapılıyor” diyor.

Şu andaki hayatını ise şu sözlerle resmediyor: “Vasıfsız işlerde çalışmanız isteniyor veya size ihtiyaç olan sektörlerde sigortasız ve güvencesiz çalışabiliyorsunuz. Kendim de dâhil olmak üzere tanıdığım onlarca insan sigortasız olarak çalışabiliyor. Şirketler sigorta yaptıklarında ise çalıştırdıkları kişinin SGK kayıtlarında 36 numaraya sahip olduğunu görüyor, bu da KHK ile atılmış veya KHK ile kapanmış bir yerde çalıştığı anlamına geliyor. Uzun bir süre kendimi işimi yapamadım. Farklı sektörlere yöneldim. Doktoralı bir kişinin yapamayacağı cep telefonu tamirciliği, tezgâhtarlık gibi işler yaptım. Tanıdığım insanlar pazarlara çıktılar. Sonra sigortasız olarak bir yerde çalışmaya ve özel ders vermeye başladım. Halen bu şekilde geçiniyorum.”

A.B., 2016’nın sonunda Türk Telekom’daki işinden ayrılmak zorunda bırakılmış bir baba. Şöyle anlatıyor: “İki seçenek sunuldu, ya kendi isteğimle istifa edecektim ya da evime noter onaylı OHAL gerekçeli işten çıkarıldığıma dair belge gönderilecekti. İlk maddede tazminatlarımın hepsi veriliyordu, ikincisinde hiçbir şey yoktu. Beş dakikalık tercih süresinde birincisini seçtim, mahkemeye dava açarak işime geri dönerim düşüncesiyle. Daha sonra dava açtım. Hakkımda güvenlik soruşturması yapılmadığını, MİT’ten belge geldiğini öğrendim. Sonuçta baskı altında istifa ettiğimi kanıtlayamadığım için kaybettim.”

Sonraki süreçte Türk Telekom'un ismini cumhuriyet başsavcılığına vermesinden dolayı soruşturma, kovuşturma işlemleri yaşadığı için, Tübitak'ta işçi olarak çalışan eşine doğum iznindeyken son verildiğini anlatarak, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“İddia edildiğine göre MİT, hakkımda Türk Telekom'a terör şüphelisi olduğuma dair yazı getirmiş. Mahkeme sürecinde hâkim, Türk Telekom'dan ilgili yazıyı istemesine rağmen Türk Telekom yazıyı mahkemeye göndermedi. Hiçbir belge göstermeden istifaya zorlandım, daha sonraki süreçte 300’den fazla iş başvurusu yaptım, 50’den fazla iş görüşmesine katıldım. Ama hiçbir zaman iş bulamadım. Hala iş görüşmelerine gidiyorum. Hakkımda kavuşturma yapıldığı için tüm dijital materyallerime el konuldu, bu sebepten internet üzerinden para kazanabileceğim işlerim elimden alınmış oldu.”

© Ahval Türkçe