‘Polistim inşaatta bekçi oldum, bilgisayar mühendisiydim ev kadını oldum’

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu birkaç hafta önce Twitter hesabından bir belge paylaştı. 27 Mayıs 2019 tarihli belge, bir dilekçeye verilen yanıttı. Erzincan Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından kendisine başvuran ve özel öğretim kurumlarında çalışmasına engel olup olmadığını soran öğretmene “Kamu kurumlarından gelen yazılar ve Valiliğimizce oluşturulan komisyon tarafından değerlendirilmiş olup, müspet bir sonuç alınamamıştır” yanıtı veriliyordu. Bu, söz konusu kişinin sadece kamuda değil özel kurumlarda da mesleğini yapamaması anlamına geliyordu.

Gergerlioğlu’nun başvurucunun adını gizleyerek paylaştığı bu belge, "15 Temmuz darbe girişimi" sonrası ilan edilen OHAL ve KHK sürecinde mesleklerinden atılan, işsizliğe ve açlığa mahkûm edilenler için ne ilk ne de son.

Birsen Ş., yukarıda sözü edilen belgedeki gibi bir öğretmen. Hak edişlerinin verilmediğini, okuldaki özel eşyalarına bile yasak gerekçesiyle el konulduğunu anlatarak hikâyesini şöyle özetliyor:

“Hatta bir sonraki eğitim yılı çocuklarım için yaptığım ödemelerin geri ödemesi yapılmadı. Banka kartımın iptali neticesinde iade olan ödemelerle ilgili parayı kullanamıyorum. Bankadaki parayı çekemiyorum. El konulan bireysel emeklilik sistemi ödemelerini yapamıyorum. Milli Eğitim Bakanlığı’na yazdığım dilekçeye dokuz ay sonra cevap verildi. Çalışma iznim KHK ile kapatılan bir okulda çalışıyor olmam nedeniyle iptal edilmiş. Bu iptali kaldıracak belge sunulamadığı için yasak devam ediyor. 19 yıl fiilen yaptığım öğretmenlik hakkıma devam edemiyorum. O günden beri işsizim.”

Neslihan C. ise erkek arkadaşının hikâyesinin hem tanığı hem de ikinci dereceden mağduru. Arkadaşının okulunun KHK ile kapatılmasıyla birlikte çalışma izni iptal edildiğini ve henüz bir soruşturma dahi başlatılmadığını söyleyen Neslihan Hanım, sonra yaşananları şu sözlerle dile getiriyor:

“Söylenene göre MEB’de bir komisyon oluşturulacaktı. Bu kapatılan liselerdeki öğretmenlerin büyük çoğunluğu sendikasız olduğu için birlikte bir hak arama gibi bir ortamları da oluşmadı, maddi ve manevi destek alabileceği bir kurum/grup da olmadı. Herkes kendi derdine düştü ve partnerim çok yalnızlaştığını hissetti. Elbette onun içinde bulunduğu durum beni de çok etkiliyor en başından beri. İki yıldır psikolojik olarak çökmemesi için elimden gelen desteği vermeye çalışıyorum, ama haliyle ben de insanım, işim gücümden kaynaklı streslerim, hayata dair başka streslerim var, iki yıldır kendi hayatımı ötelemiş durumdayım. O üzülmesin, o çökmesin, onun aklına abuk sabuk fikirler düşmesin diye uğraşıyorum. Elbette onun kadar olamasam da bu iki yıl beni de yıprattı. Neyse ki benim kaybetmediğim bir işim var da ekonomik olarak ayakta durabiliyoruz. Son dönemlerde iyice ümidi kesmiş durumda. Kendini işe yaramaz hissediyor. Çünkü çok sevdiği öğretmenlik mesleğini yapamıyor. Bu çok büyük bir adaletsizlik ve aynı zamanda hırsızlık, ömrümüzden çalıyorlar.”

Altı yıl çalışıp millete hizmet verdiği okulunun birkaç gün içinde ‘terör’ gerekçesiyle kapatılmasına hiçbir anlam veremediğini söyleyen Gökhan P., ise çalıştığı okuldaki öğrencilerin yarıya yakınının devlet teşvikinden yararlandığına dikkat çekiyor:

“Devlet iki yıldır destek verdiği bir okulu, iki günde nasıl terör ile ilişkilendirdi anlam veremiyorum. Okulumuz kapandıktan sonra toplumsal ve ekonomik bir travma yaşadık. Üç aylık hak ettiğim maaşımı ve tazminatlarımı alamadım. İki yıl önce İl Defterdarlığı’na yazdığım dilekçeye daha cevap verilmedi. İşsiz kaldığımız için evimizi ailemizin yanına taşıdık. Üç yıl oturduğum binamda hiçbir komşumu göremeden iki gün içinde evimizi apar topar taşıdık. Memleketimizde insanların anlamsız eleştirilerine maruz kaldık. Kapatılan okulda çalışmam gerekçesiyle çalışma iznim iki yıldır iptal ve hiçbir eğitim ve öğretim kurumunda öğretmenlik yapmama izin verilmiyor. İki yılda birçok yere iş başvurusu yaptım fakat hiçbir yerde iş bulamadım. Yazdığımız dilekçelere bir yıl sonra bir iki cümlelik hiçbir açıklayıcı bilgi vermeden cevap veriliyor. Şu an ne yapacağımızı ve hayatımızı nasıl idame ettireceğimizi bilemiyoruz.”

Zehra S., bilgisayar mühendisi olan bir akademisyen. Çalıştığı üniversite kapatıldığında hamile olduğunu da öğrenmiş. O yüzden hamileliği psikolojik olarak çok zor geçmiş. Sonrasında polis olan eşi de ihraç edilmiş:

“Ben iş bulamıyordum. En son ücretli öğretmenlik yaptım hamileliğimin son zamanına kadar. Eşim bu sırada evde psikolojik olarak çok kötüye gidiyordu. Daha sonra bir ayakkabı mağazasında satış elemanı olarak ise başladı. Hiç gocunmadı çalışmaktan. Çok iyi gelmişti bize hayatımıza aynı istikamette ve yeni yollar arayarak devam ediyorduk. Doğum yaptım. Yine de bir arada olduğumuz için mutluyduk. Bebeğim bir aylıkken eşimi tutukladılar. Evimizdeki tüm elektronik cihazları aldılar. Buna rağmen eşimi tutuksuz yargılamadılar. Dokuz yıl ceza aldı, istinaf da onayladı, şu an Yargıtay aşamasında. Ben bilgisayar mühendisiyim. Green kart başvurusu yapmıştım ve bu yıl çıktı. Zaten burada iş bulamıyorum. En azından yurt dışında iş bulurum diye düşündüm fakat pasaport engelim varmış, Green kart hakkımı bile kaybettim. Kendi annem babam, damadı içeride olduğu için umreye bile gidemiyor. Kızım babasını tanımıyor. Eşime içeride kalp ritim bozukluğu teşhisi konuldu. Ben, kızımla, annemlerde kalabalık ve küçük sayılacak bir evde kalıyorum.”

KHK öncesi polis memuru olan Şaban K., ise eğitim fakültesi mezunu olduğu için ihraç olunca, öğretmenlik yapmak istediğini anlatıyor. Ama hiçbir eğitim kurumunun kendisini kabul etmediğini söylüyor:

“Başka işlerde çalışmak istedim, servis şoförlüğü yaptım, işveren durumumu öğrenince mağdur etti, son maaşımı vermedi. Zaten sigorta da yapmamıştı. Polis memuru olduğum için, bir yakınımın inşaatında bekçilik yapayım dedim. Üç ay kadar bekçilik yaptım. Yakınım sigorta yaptığı için maliyeden teftişe geldiler. Oradan da ayrılmak zorunda kaldım... En son, yani şu an sanayide ağır işçi olarak çalışmaktayım. Patron çalışmamdan memnun. Altı ay oldu işe gireli iki kez zam verdi, ama durumumu bilmiyor. Öğrenince ne olur nasıl bir yol izler bilmiyorum.”

Hakan T. de bir insan kaynakları uzmanı. Fotokopicide çalıştığı uzun bir dönem olduğunu söylüyor. Ancak KHK sonrası bir yıla yakın evde oturmuş ve yabancı dil çalışmış. Ruh sağlığı için, bütün haber kanallarını TV hafızasından sildiğini söyleyen Hakan Bey, halen haber izlemiyor:

“Bir müddet günlük tuttum. Çocuklarım ileride bu yaşadıklarımızı unutmasınlar. Hak ve adaletle bir gün belki ellerine gelirse hesabını sorsunlar. Çocuklarım da bu süreçten etkilendi. Okudukları okul kapatıldı. Okullarını görmek istediler. Götürdüğümde okulun Cezaevi Eğitim Kampına çevrildiğini gördüler. Çocuklarım için bütün her şeyi ayaklarımın altına aldım. İş başvurusu yaptığın bir firmanın İK birimi için yöneticileri ile görüştüğümde KHK ile atıldığımı öğrendiklerinde, ‘Valiliğin talimatı olduğunu, beni işe alırlarsa zor durumda kalacaklarını’ belirttiklerinde, benim bu ülke ile T.C. kimlik numarası haricinde bir bağımın olmadığını düşündüm...”

Bir yılın ardından altı ay bir fotokopicide çalıştığını söyleyen Hakan Bey, “Fotokopi çekmeyi, spiral yapmayı öğrendim” diyor. Hakan T, şimdiler uzmanlık alanıyla ilgili danışmanlıklar yaparak geçimini sağlamaya çalışıyor.


© Ahval Türkçe