Levent Mazılıgüney: Hem asker hem mühendis hem avukat hem bilişimci ama işsiz çünkü KHK'li

Son günlerde sigorta şirketlerinin ve bankaların KHK’lilere yönelik ayrımcı tavrı herkes tarafından şaşkınlıkla izleniyor. Bir sigorta şirketi kasko yapan müşterisinin kaza bedelini KHK’li diyerek ödemedi. Vakıfbank, Garanti, İş Bankası gibi bankalar KHK’li vatandaşlara çeşitli zorluklar çıkartarak hesap açmadı. Bazılarının ise hesaplarını dondurup kredi kartlarını iptal ettirdi. 

KHK’li Levent Mazılıgüney de hesapları ilk dondurulanlardan biri. İhraç edildiğinin ertesi günü banka, hesaplarını dondurup kartlarını da iptal etti. Ancak Mazılıgüney’in yaşadıkları bunlarla da bitmedi. Yargılandığı davada takipsizlik almasına rağmen, avukatlık yapamıyor. Adalet Bakanlığı kendisine TBB tarafından verilen ruhsatın iptali ve baro levhasına yazılma işleminin iptali için yürütmeyi durdurma talepli dava açtı. Bakanlığın talebi Ankara 4. İdare Mahkemesi tarafından oybirliğiyle haklı bulundu. Biz de bu vesileyle Mazılıgüney ile KHK’lileri ve çeşitli özel kurumların KHK’lilere uyguladığı yaptırımları konuştuk. 

Levent Mazılıgüney, on parmağında on marifet birisi. Mazılıgüney 2001’de ODTÜ İnşaat Mühendisliği’ni bitirdi. O yıl mühendis subay olarak TSK’ye girdi. Yıllarca çalıştı. Sonrasında 2013 yılında Milli Savunma Bakanlığı’nda denetçi olarak işe başladı. Bir yandan mesleğini icra ederken, öbür yandan hukuk fakültesini ve iktisat fakültelerini bitirdi. Yüksek lisanslara başvurdu ve mühendisliğin üç farklı alanında tezli yüksek lisanslar da yaptı. Kitaplar yazdı. Bazı kitapları ders kitabı olarak okutuldu. Şu ana kadar farklı alanlarda iki kitabı yayınladı.

Adli bilişim gibi alanlar başta olmak üzere onlarca alanda uzmanlık sertifikası alarak uzman oldu. Mazılıgüney şu anda hem hak ihlallerine karşı mücadele veriyor hem de doktorasını tamamlamaya çalışıyor. Doktorası ise Türkiye’nin önemli sorunlarının başından gelen betonarme binaların depreme dayanıklılığı üzerine… Önümüzdeki iki ay içinde doktorasını bitirmeyi umuyor.

levent mazılıgüney

Mazılıgüney’in hayatının kırılma noktası ise 3 Kasım 2016 oldu. O güne kadar sürdüğü münzevi hayat bir anda sona erdi. Bir cumartesi günü Mazılıgüney’in asker olan kardeşinin geçici olarak görevden alındığı yönünde haber geldi. Hafta sonu olmasına rağmen inatçı kişiliğiyle bilinen Mazılıgüney, araştırmaya koyuldu ve kardeşinin neden ihraç edildiğini öğrendi. Sebep Bylock olarak gösteriliyordu. O günden sonra kendini mücadelenin tam ortasında buldu.  Mühendis, hukukçu ve iktisatçı olan Mazılıgüney, geri çekilmenin doğru olmayacağını düşünerek hak mücadelesini ısrarla sürdürdü.

Bilişim alanını da iyi bilen Mazılıgüney, kardeşinin Google kayıtlarını temin etti ve Bylock’un yüklü olmadığını gördü. Bir süreliğine ODTÜ’de Bylock programını araştırdı ve 26 sayfalık bir rapor hazırladı. Rapor yayınlanınca “Bylock delilini çürütmek ve yıpratmakla” suçlandı. O dönem ‘açığa alınan’ kardeşinden önce ihraç edildi. Uzun süre açıkta kalan kardeşi de sonradan ihraçtan nasibini aldı. Ardından sıra, üçüncü kardeşe geldi. İki kardeşi ihraç olduğu gerekçesiyle üçüncü kardeş de ihraç edildi.

Mazılıgüney, kardeşinin de suçlu olmadığını belirterek “Ardından ‘yakını Bylock kullanıcısı listesinde olmakla’ suçlandım. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılması için çalıştığım kurumdan yazı yazıldı. Müsteşar imzasıyla. Bu kamu kurumlarında bir ilk oldu. Bir insana doğrudan suçlama yok ama yakını Bylock soruşturma listesinde var diye ‘soruşturulması uygundur’ denilerek değerlendirildi. Bir yıllık soruşturma sonunda 2018’de takipsizlik aldım” diye anlatıyor yaşadıklarını.

O dönem ilişkileri olan bazı insanların Bylock listelerinden çıkarıldığını belirten Mazılıgüney, “Ben de istesem belki ilişkileri kullanarak kardeşimi bu listelerden çıkarabilirdim. Ailece bu problemleri yaşamayabilirdik. Ancak ben bir mücadeleyi tercih ettim. Doğru olanı tercih ettim” diyor. Ardından 8 Kasım 2016’da kamu kurumlarına teslim edilen ilk Bylock raporunu sunduğunu ifade ediyor.

Mazılıgüney, bunları yaşarken bir yandan da Bylock çalışmasına devam etti. ‘Mor Beyin’ diye bilinen Bylock tuzağının öğrenilmesinde de kendisinin katkısı oldu. Bilindiği üzere bu raporla 11bin 480 kişi Bylock şüphelisi olmaktan çıkartıldı. Mor Beyin raporunun yanında dokuz kişiyle beraber ‘ankesör raporu’nu hazırlayanlar arasında da yer aldı. Bu raporlarda hukukun işlemesi ve insanların mağduriyetlerinin giderilmesini esas aldılar. Mazılıgüney’in benzer şekilde dijital delilliler ve yargılamalarla konusunda da bir raporu var.

Ancak Levent Mazılıgüney’in mücadelesi bunlarla bitmedi. Ağustos 2018’de avukatlık stajını tamamladı. Ancak ilk başvurusu Türkiye Barolar Birliği (TBB) tarafından reddedildi. Olay kamuoyunun gündemine gelince, bir dizi tartışmanın ardından TBB geri adım attı. Soruşturma ve kovuşturması olmayanlarla alakalı olumlu görüş verdi.

Ancak bu kez de, karşısına Adalet Bakanlığı duvarı çıktı. Baro kararında ısrar edince 2 Ekim’de ruhsatını alabildi. Ancak ruhsatı aldığının ertesi günü Adalet Bakanlığı yürütmeyi durdurma talepli dava açtı. Dava dilekçesinde takipsizlik aldığı belirtilmiş olmasına rağmen, yalnızca KHK’li olması gerekçe gösterilerek ‘avukatlık yapmasının terörle mücadeleyi sekteye uğratacağı ve avukatlık mesleğinin itibarını zedeleyeceği’ söylenilerek dava açıldı. Ve Mazılıgüney’in avukatlık yapmasının ‘zararlara sebebiyet vereceği’ iddia edildi.

TBB ise avukatlığın kamu hizmeti olduğunu söyleyip Bakanlığın talebinin reddedilmesini istedi. Ancak Adalet Bakanlığı’nın, Türkiye Barolar Birliği ve Ankara Barosu aleyhine açtığı idari davada yürütmenin durdurulmasına oy birliğiyle karar verildi. Böylece avukatlık yapılması bir kez daha engellendi. 

Kararı Ahval’e değerlendiren Mazılıgüney şu yorumu yapıyor:

“Bana doğrudan yöneltilen doğrudan bir suçlama yoktu. Kardeşim nedeniyle masumiyet karinesi hiçe sayılarak bir soruşturma açıldı. Neticede hakkımdaki ceza yargılanmasında takipsizlik verildi. İki yılı aşkındır süredir takipsizlik almış bir insanın haklarını tekrar elde edememiş olması, serbest bir meslek olan avukatlık mesleğinin dahi engellenmiş olması yargının kendi kendini sıfırlaması demektir.

Ceza yargılamasının sonucunu idari yargı tanımıyor. Birbirinden farklı iki dünya gibi hareket ediyorlar. Ceza yargılamasının sonucu bir etki oluşturmayacaksa insanlar yargıya güvenmeyecektir. Diğer bir konuysa; Adalet Bakanlığı burada herkese eşit davranmıyor. Etkin pişmanlıktan faydalanmış çok sayıda savcı ve hâkim kürsüde görev yapmaya devam ediyor. İstifası kabul edilmiş hâkim savcılar avukatlık yapabiliyorlar. Bununla beraber Adalet Bakanlığı’nın feragat ettiği kişiler oldu. Benim gibilere önce dava açılmış sonra nedense feragat etmiş. İnsanın aklına kötü sorular geliyor. Nasıl sorular? Acaba bu işin de mi borsası var? Neye göre yapılıyor? Üstelik beraat almış bir yargı kararına rağmen Adalet Bakanlığı yine de dava açarsa… Ben yargının normalleşme taraftarıyım. Hukuk içerisinde yine mücadelemi devam edeceğim.”

Yargının içinde bulunduğu durumu da değerlendiren Mazılıgüney, “Yargının içinde kargaşa mevcut. Takipsizlik, beraat almış herhangi bir kişi hakkında ‘sorunu yok avukatlık yapabilir’ kararı da var. Yine ilk derece mahkemelerin verdiği yürütmeyi durdurma kararıyla avukatlık için müsaade etmediği kişiler de var. Bu bir kargaşa halidir ve yargı için üzücü bir şeydir. Takipsizlik ve beraat almış kişilere halen haklarının iade edilmemesi çok vahim bir durum. Bu yargının yargıyı sıfırlamasıdır. Yani yargı, yargının başka bir kolu tarafından sıfırlanıyor” diyor.

Son günlerde bazı bankaların ve özel kurumların KHK’lilere yönelik tavrını da değerlendiren Mazılıgüney, “2017 yılının bir cumartesi günü KHK ile ihraç edildim. Pazartesi sabahı tüm kredi kartlarım iptal edildi. Hesaplarım donduruldu. Bu insanın hayatını felç etmektir. Ceza ve idari mevzuatta yer almayan cezalar uygulandı. Tabiri caizse herkes kendine vazife çıkardı. KHK’lilere ne kadar eziyet edilirse haktır, algısı oluşturuldu. Onlara ‘şöyle eziyet ettim, böyle eziyet ettim’ diye anlatan bürokratlar ortaya çıktı. Yöneticiler bu alanda yarıştılar resmen. Bu şekilde puan toplamaya çalıştılar ve üst makama gelmeye çalıştılar. Ama unuttukları bir şey var, hukuk belki yavaş ilerler ama elbet hukuksuzluklar ceza alır. İnşallah ahirete kalmadan bu dünyada çözülür” diyerek haksızlıklara dikkat çekiyor.

O günden sonra herhangi bir bankayla çalışmadığını söyleyen Mazılıgüney, zaruri olmadıkça da bundan kaçındığını anlatıyor.

“Çünkü hesaplarımı iptal ettikleri dönemde aylarca bana sıkıntı yaşattılar. Yeniden güvenmem için neden olmalı. Ülkeye hukukun gelmesi lazım. Etkili bir denetlemeye tabi tutulmaları lazım. Bireysel olarak banka ile çalışmamayı tercih ettim. Hesaplarımın kapatıldığı dönemde çok sıkıntı yaşadım. Üç çocuk okutuyorum. Hayatın olağan akışında giderler oluyor. Bu süreçte bankaların keyfi tutumu bana sıkıntı yaşattı” diyerek bu durumu yaşayan birçok KHK’linin zulme uğradığın belirtiyor.

KHK'lilere yönelik sigorta ve bankaların uyguladığı bu ayrımcı tavrın MASAK ve BDDK gibi kurumlardan gelen talimatlar doğrultusunda uygulandığını iddia edenler de var. İddiaları değerlendiren Mazılıgüney, ortada bir yazılı talimatın olmadığını, KHK’lilerin bankalarda sözlü olarak bu engellemelere maruz kaldığını ve teknik bir bilgi sahibi olmadıklarını belirtiyor. 

Mazılıgüney “Şirketler kendilerine talimat geldiğini söylüyorlar fakat bu talimatı yazılı şekilde gösterebilen yok. Nereden geldiğini de söylemiyorlar. Ben yazılı bir talimat olduğunu düşünmüyorum. Tıpkı özel şirketlerin KHK'li çalıştığında SGK il ya da ilçe birimlerinin ilgili şirketi arayıp uyarması gibi sözlü talimat olabileceğini düşünüyorum. Çünkü yazılı bir talimat açık bir suçu üstlenmek demektir. Bu konularda yazılı talimat verenler ilerde hukuken sorumlu olacaklardır. Bu yazılı talimatı gösteremediklerinden bankalar ve sigortalar işlemi doğrudan yaptıkları için onlar sorumlu olacaktır. MASAK'tan mı BDDK'den miı geliyor maalesef emin olamıyoruz. Ben ikisinden de olabileceğini düşünüyorum” konunun şeffaf olmadığını belirtiyor.

KHK’liler için ‘sivil ölüm’ tabirinin birebir uygun olduğunu ifade eden Mazılıgüney, “KHK bir sivil ölümdür. Birçok şeyimiz engelleniyor; ev almaktan kaza yapsa sigortaya, bankada hesap açmasına kadar… Emekli olamıyorlar. Olsa bile emekli ikramiyesi ödenmiyor. Hak ettiklerinden daha düşük ücret ve konumda emekli ediliyorlar. Her açıdan kuşatılmış bir toplulukla karşı karşıyayız” diye konuşuyor.

Mazılıgüney toplumda KHK’lilerin durumunu ‘beyin kanaması’ olarak tarif ediyor ve bu tabiri uzun süredir kullanıyor. Resmi rakamlara göre 130 bin civarında KHK’li var. Ancak sözleşmeli çalışanlar ile, belediyeler, kamu iktisadi teşekkürleri, üniversiteler, kapatılan okular, üniversiteler, askeri öğrenciler dahil edildiğinde rakamın 250 bin civarında olduğunu tahmin ettiğini söyleyen Mazılıgüney; bu kitlenin yüzde 99’ının üniversite mezunu olduğuna dikkat çekiyor:

“Bu donanımlı kitleyi üretimin dışına çıkarttılar ve ısrarla üretime dâhil etmiyorlar. Bu bir beyin kanamasıdır. Hangi ülke olursa olsun bu beyin kanamasına karşı dayanma ihtimali yoktur. Kurum çarkları dönmeyecektir. Ekonominin iyiye gitme ihtimali yoktur. Kurumları ayakta tutan insan sermayesidir. Maalesef kendi elimizle insan sermayemizi kurutmuş olduk.”

Öte yandan Mazılıgüney’in bu hafta bir şiir kitabı da yayınlandı. Önceden de dergilerde şiir ve denemeleri yayınlanan Mazılıgüney’in hayatta en büyük isteği ise yazmak ve okumak. Aktif çalıştığı dönemde buna vakti olmadığını, KHK sonrası bir tek bu uğraşlara vakit ayırabildiği için mutlu.


© Ahval Türkçe