Eyl 21 2019

Türkiye'de KHK'li olmak: Bize vebalı muamelesi yapıyorlar

15 Temmuz darbe girişimi sonrası 20 Temmuz'da ilan edilen OHAL ile birlikte muhaliflere yönelik başlayan cadı avında on binlerce kişi KHK'lerle ihraç edildi. KHK mağdurları sağlık hizmeti alamıyor. Çocuklarıyla ortada kalan, kanserden psikiyatrik hastalığa çok sayıda rahatsızlıkla boğuşan aileler, "sivil ölüme" terk edildikleri görüşünde.

Türkiye'de 15 Temmuz 2016'da düzenlenen darbe girişiminden geriye soruşturmalar, binlerce tutuklama, kapatılan kurum, vakıf ve medya kuruluşlarıyla kamudaki görevlerinden Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilmiş 134 bin kişi kaldı.

Bu kişilere bir de kapatılan özel okullardaki görevlerini kaybederek çalışma izinleri elinden alınan 20 bin öğretmen ekleniyor.

Tüm bu kişilerin en önemli ortak özelliği, hiçbir sağlık güvencelerinin olmaması. Üstelik haklarını kaybedenlerin sayısı, eşler ve çocukların da etkilenmesiyle katlanarak artıyor. Bu sayının toplumsal maliyeti ise oldukça ağır.

DW Türkçe'de yayımlanan Gezal Acer imzalı habere göre, "21. yüzyılda bize, vebalı muamelesi yapıyorlar. Biz yokmuşuz gibi davranıyorlar. İnsanlar kafalarını kuma gömdü" diyor doktor Zehra Doğramacıoğlu.

Tekirdağ Çorlu'da yaşayan ve iki farklı kanser türüne karşı mücadele eden KHK'li doktor, son dört yıldır yaşadıklarını bu sözlerle özetliyor. 2015 yılında meme kanseri teşhisi konan Doğramacıoğlu, darbe girişimi öncesi farklı devlet hastanelerinde çalışmış 20 yıllık bir doktordu.

15 Temmuz sonrası kendisi gibi doktor olan eşiyle birlikte ilk ihraç edilen kamu çalışanları arasında yer alıyorlar. Ardından aynı yılın Kasım ayında da bir grup sağlık çalışanıyla birlikte Derya Sağlık Derneği'ne üye oldukları gerekçesiyle gözaltına alındıklarını söylüyor.

"Ev almak için yatırdığım paradan yargılanıyorum"

Kanser tedavisi nedeniyle gözaltındayken hep yatmak zorunda olduğunu söyleyen Doğramacıoğlu, kendisinin bu nedenle bir gün, eşinin ise ilk aşamada yedi gün gözaltında tutulduğunu anlatıyor. Ancak gözaltı ve daha sonra eşinin bir yıl cezaevinde kalmasının gerekçesini, sekiz ay sonra hazırlanan iddianamede öğrendiklerine dikkat çekiyor. "Derneğe olan üyelik vardı. Ve 2011 yılında Çorlu'da Kılıçoğlu'ndan Vizyon Konutları'nda ev aldık. Ev senetlerini Bank Asya'ya yatırmamız söylendi. Bankada hesap açtırdım ve para yatırdım. Ev almak için kendi hesabıma yatırdığım paradan dolayı, örgüte yardımdan yargılandım" diyor.

Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edilenlerin sağlık hizmetlerinden yararlanma hakları da sigortaları olmadığı için 101. günden itibaren sona eriyor. İş bulamadıkları için sigorta yaptırma imkanı da olmayan KHK'lılar herhangi bir sağlık güvenceleri olmadan yaşamak zorunda.

Zehra Doğramacıoğlu da bu şekilde yaşayan on binlerce kişiden biri. Üstelik kendisi ve eşi gibi 13 yaşındaki kızı da sağlık hizmetinden yoksun kaldı. Down sendromuyla yaşayan kızının, Skolyoz ve Haşimato hastalıkları nedeniyle alması gereken düzenli tedavileri alamadığını anlatıyor.

Tüm bu süreç içinde etrafındaki herkesi kaybeden, ailesinin maddi desteğiyle geçindiğini anlatan Doğramacıoğlu, kızının yaşadıkları süreçte psikolojik olarak zarar gördüğünü belirtiyor. Kızına, babasının artık cezaevinde çalışmak zorunda olduğunu anlattığını söylüyor.

Doğramacıoğlu, "Cezaevi giriş ve çıkışındaki aramalarda kızım çok ürküyordu. Ziyaretler sonrası babasıyla konuşurken, altına çiş yapmaya başladı. Birkaç ay sonra, anne baba diyen çocuk bunu söylemeyi bıraktı" diyor.

Kanser tedavisi gören Doğramacıoğlu, kızının süreçte psikolojik olarak zarar gördüğünü söylüyor

Türkiye'de maddi olanakları olmayan kişilere yönelik fakirlik beyanıyla birlikte yeşil kart imkanı sunuluyor. Bu karta sahip olan vatandaşlar, ücretsiz barınma, sağlık, eğitim ve benzeri sosyal haklardan yararlanabiliyor. Ancak KHK'lılar, iş bulma sürecinde olduğu gibi bu süreçte de "terörist ya da vatan haini olarak görüldükleri" gibi gerekçelerle yeşil kart alamadıklarını belirtiyor.

Doğramacıoğlu, "Kaymakamlığa yeşil kart için başvurduk. Kızıma da bana da KHK'lı olduğumuz için bağlanmadı. Kızım için bakım talebinde bulundum, KHK'lı olduğumuz için o da bağlanmadı, tamamen sivil ölüme terk edildik" diye konuşuyor.

İhraç sonrası sadece KHK'lilerin hayatları değişmiyor. Onlarla birlikte aile fertleri de etkileniyor. Çalışmanın sonuçlarına göre, stres ya da sıkıntılara dayanamayan KHK'lı kişilerin anne ya da babalarının hastalanma oranı ise yüzde 51,3. Bu kişilerin yüzde 8'inin ise hayatını kaybettiği bilgisi veriliyor. Yaşadıkları nedeniyle düşük yapan kadınların oranı ise yüzde 4,4.

Çalışmada, tutuklu olan KHK'lılara ilişkin veriler de yer alıyor. Tutuklu KHK'lıların, "Tüm sağlığa erişim haklarını kullanabiliyor musunuz" sorusuna yüzde 57,5'i "Hayır" yanıtını veriyor.

İnsan hakları kapsamındaki hasta hakları birçok uluslararası sözleşmeyle koruma altına alınıyor.Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Sinan Adıyaman, KHK'lıların yaşadıklarının sağlık hakkı ihlali olduğu görüşünde.

Haberin detayına buradan ulaşabilirsiniz