Ara 24 2017

'KHK'lar ile Meclis fiilen kapandı, yeni rejime geçildi'

Yıldırım, Meclis'in torba yasalarla misyonunun tamamlatıldığı ve KHK'lar ile işlevsizleştirildiği ortamda, yasama yetkisinin adım adım Saray'a kaydırıldığı görüşünde. 

Bu tespitiyle ilgili şunları yazıyor Yıldırım:

İçinde ne ararsanız var. Taşeron düzenlemesinden tutun da kayyımların görev süresince dokunulmaz kılınmasına kadar. Diyanet’te başkan yardımcısı sayısını 5’e çıkarmaktan Milli Savunma Üniversitesi’nde yapılacak atamalarda bu kurumu merkezi yönetim bütçe sınırlandırmalarından muaf tutmaya kadar. İHA’larla ilgili düzenlemelerden afet yardımlarına, Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın doğrudan Saray’a bağlanmasına kadar uzanıyor liste. Özellikle 696 sayılı KHK toplamda 137 madde ve birbiriyle ilgisiz onlarca kanun maddesinde ve önceki KHK düzenlemelerinde değişiklik yapıyor.

Yıldırım Meclis'in devre dışı bırakılma çabasıyla ilgili de şu yorumu yapıyor:

Birincisi, hep söyleyip yazdığımız üzere Türkiye’de artık Meclis’in merkezinde olduğu bir Cumhuriyet değil, merkezinde Saray’ın olduğu tekelleşmiş bir yeni rejim var ve kanun yapma yetkisi de Saray’a doğru kaydırılmış durumda. Bugün bu kanun hükmünde kararnameleri yürütme yetkisi Bakanlar Kurulu’nun elinde olsa da, 16 Nisan’da zorla alınan yetkiyle birlikte ilk Başkanlık seçimi sonrasında hem kararname çıkarma hem de uygulama yetkisi sadece Başkan’da, yani Saray’da olacak. Hazırlık buna.

Bu süreci, "Yeni rejime geçiş sürecinde yeni aşama" olarak tanımlayan Yıldırım, 696 no'lu KHK'nın yeni rejimin nasıl işleyeceğini düzenlediğini belirtiyor ve ekliyor: Bunun adı Saray Rejimi.

Yıldırım, OHAL'in de artık istisna bir kural olmaktan çıkıp düzene dönüştüğü görüşünü dillendiriyor. OHAL'in kaldırılmasının pek de mümkün olmadığını ifade eden Yıldırım bu konuda şunları yazıyor:

OHAL’in meşruluğu ciddi oranda sorgulanmaya başlandı. Oysa Saray Rejimi OHAL’e mecbur. OHAL kaldırılsa bile uygulamada kendisine verilen 16 Nisan yetkileriyle zaten OHAL daimileşecek. OHAL’i bir yönetme şekli olarak kaldıralım demek, artık ilk seçimde tam anlamıyla yaşayacağımız Saray Rejimi’nin kendisini sorgulamak demek; çünkü o olağanüstü yetkilerin anayasallaştırılmasına dayalı, istisnayı kurala geçiren bir düzenden söz ediyoruz. Olmadan yaşayamaz. OHAL demek Saray demek artık.

Taşeron işçilerin kadroya alınmasıyla ilgili de şu yorumu yapıyor Yıldırım:

Öyleyse Meclis’in tasfiye edilmesine, kuvvetin denetimsizce Saray’da toplanmasına ve OHAL tipi yönetime mecburlarsa, sarsılan meşruluğu takviye edici tedbirler de almak zorundalar. Bu yönde ilk taktik, taşeron işçilerle ilgili kadro düzenlemesinin Meclis eliyle değil KHK ile yapılması. Böylece özellikle halka “bakın KHK, OHAL kötü bir şey değil; yeri geldiğinde sizin için yapacağımız iyileştirmeleri de hızlandırmamızı sağlayan bir yöntem” mesajı veriliyor. Meclis açıkken bu düzenlemenin Meclis yerine KHK ile yapılmasının başka bir anlamı yok.

Planlanan güvenlikçi stratejinin hayata geçirilmesi için mevcut ittifaklar ve karşıtlıklar üzerinden analizini sürdüren Yıldırım şunları kaydediyor:

Saray’ın koalisyonlarına bakalım. Zor aygıtları içinde Silahlı Kuvvetler’de FETÖ karşıtı askerlerle, poliste ağırlıklı olarak MHP ile. Güvenlik koalisyonu, güvenlikçi bir gündemi haklı-meşru kılacak unsurlardan yoksun kalırsa meşruluğu sarsılır. Dolayısıyla KHK ile kısmi sosyal iyileştirmeler yapmak yetmez. Sosyal-ekonomik çelişkinin uzun süreden sonra halkın gözünde güvenlik sorununun önüne geçtiği bir dönemi yaşıyoruz, araştırmalar da doğruluyor. Saray koalisyonunun bu sosyal-ekonomik çelişkiyi çözecek araçları yok; hatta daha da kötüleşeceğinin işaretleri var ekonomide. Öyleyse bu genel sosyal-ekonomik sorunlar hattının güvenlikleştirilmesi, genel güvenlikçi yönetme stratejisinin bir parçası yapılması; gündemin yeniden güvenlik ihtiyacı öncelikli olarak kurulması gerekiyor iktidar bloğu için. Başka bir çaresi görünmüyor. Tam da bu nedenle ana stratejinin 2018’de sosyal-ekonomik çelişki etrafında siyaset ile güvenlik-güvensizlik zıtlığı etrafında siyaset minderi önerenler arasındaki mücadeleye göre şekilleneceği ortada.

Bu yönde atılacak muhtemel adımlara ilişkin de yorumu şöyle Yıldırım'ın:

Bu noktada yapabilecekleri; ekonomiyi güvenlikleştirmek ve güvenliği de ekonomileştirmek. Yapıyorlar. Ekonomiyi bir güvenlik sorunu söylemi etrafında anlamlandıran akım faşizme yakın; daha yeni Trump ulusal güvenlik stratejisinde benzer bir vurgu yaptı. Ekonomik kötüleşmeyi “dış saldırıların bir parçası” olarak gösterip bunun etrafında “milli cephe”yi tahkim etme stratejisi. Hem bütçe hem de yeni KHK’lar bunun artarak süreceğinin işareti.

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz