Ayşen Candaş
Ara 30 2017

Vatandaşlıktan ihraç KHK'sı ve asimetrik iç savaş

Demokratik muhalefet kanalları uzun süredir kapatılmış durumda, yasama işlevi en azından OHAL başladığından beri yerine getirilemiyor.

Ancak son 696 sayılı KHK, adını koymaksızın vatandaşların gidişattan memnun olmayan ve çeşitli konularda şikayet edebilecek kesimini hepten devlet korumasından çıkartıyor; bu aslında adını koymadan vatandaşlıktan çıkartmaktır!

Aziz Babuşçu tarafından 2011’de başladığı ilan edilen ‘inşa sürecinden’ memnun olmayanları vatandaşlıktan da temel hak rejiminden de attığını, bunu ifade etmeden ifade ediyor yeni KHK.  

Salt demokratik bir devletin değil, herhangi bir devlet anlayışının meşruiyetinin kaynağı olan ‘can güvenliğini sağlama’ işlevinin artık, vatandaşların inşa sürecinden şu ya da bu sebeplerle memnun olmayan kesimini kapsamayacak şekilde yeniden kurgulandığını söylemiş oluyor.

Aynı kararname, aynı anda gene adını koymamış olduğu bir ‘savaş rejimi’ varsayımını zımni olarak yapıyor ki, yeni rejimin ‘asli vatandaşları’ olarak diğer kesime karşı eline silah, bıçak, pala ne geçirirse alacak ve düne kadar eşit vatandaşlık düzleminde arasında hukuk bulunan kesimin hayat hakkına imkan tanımayacak, üstelik kıyacağı canlardan yasal planda sorumlu da tutulamayacak bir grup yaratıyor.

Kısacası bir grup vatandaşlıktan çıkarılıyor, bir diğer ‘sivil’ ‘paramiliter’ grup ise aynı kararnameyle her türlü suç selahiyeti olan üstün-vatandaşlar ya da hukuk-üstü sivil görevliler olarak kurgulanıyor.

Bunların kim oldukları tanımlanmamış, dolayısıyla görevli ve gönüllü ‘sivil paramiliterlerin’ gönüllerinden geçene göre tanımlayabilecekleri şekilde kim olduğu saptanacak ‘iç düşmanlara’ karşı ‘mücadelelerinde,’ kıydıkları canlardan yasal planda sorumlu tutulamayacakları ilan edilmiş oluyor.

Bu açık uçlu madde AKP rejimiyle organik bağı bulunan paramiliter örgütlerin ve çetelerin her beğenmediklerini öldürmelerine, can, mal ve özgürlüklere kastetmelerine imkan tanıyıp, teşvik edip, yaptıkları ‘hizmetlerden’ de ceza almayacaklarının garantisini veriyor.

Bu bir isyan anında çıkartılmış bir madde de değil, 2015 darbe girişiminde bulunanların konuşlandırdığı askeriye öğrencilerini linç edenlerin yargılanabildiği, yargılanmaları talebinin yapılabildiği bir anda da çıkarılmıyor bu KHK.

Dolayısıyla tümüyle geleceğe yönelik, ama 2015 darbe teşebbüsüne verdiği referansa bakılırsa linçleri tam merkezinde tutup kapsayacak şekilde ilerleyecek bir uygulama hayal edilmiş.

Siyaset teorisinde bunun adı ‘savaş hali’dir, iç savaşa referansla.

John Locke’tan devam edersek, zaten savaş halini yaratan daima meşruiyetinin sınırını aşan devlettir (Leviathan), halkın doğal haklarına yani can, mal ve özgürlüklerine kastederek, keyfi şekilde halktan ya da halk kesimlerinden can, mal ve özgürlük güvencelerini alarak yaratır savaş durumunu.

Türkiye’de şu an bir kesimin doğal hakları insan olmaktan kaynaklanan hakları ortadan kaldırılmıştır ve paramiliterlerin eline ve hayalgücüne bırakılmıştır.

Kendimizi avutmayalım, iç savaş benzetmesi teoride geçerli, ancak varolan koşullarda Türkiye’de bir iç savaş olamaz. İç savaş en korkunç şeydir ancak Türkiye’de bu dahi olamaz.

İç savaştan bahsedebilmek için gücü, topu, tüfeği az çok birbirine denk iki güçten bahsediyor olmamız gerekir.

Oysa varolan durumda 2017 Türkiye’sinde sosyal, ekonomik, askeri ve siyasi tüm güç, silahlanma AKP’nin elinde tekelleşmiş durumda. Bu şartlarda ancak tek taraflı bir katliamdan bahsetmek mümkün olabilir, o da çok ama çok büyük ölçüde tümüyle silahsız ve korunmasız insanlara yönelik olacaktır…

CHP ve HDP Meclisten çekilmeli ve bunu bulabilecekleri tüm yerli ve yabancı basını davet ederek ses getirmeye çalışan bir şekilde nedenlerini iyi açıklayarak yapmalılar.
Tabii yapılması gerekenlerle, yapılmakta olanlar, muhalefet açısından çok ama çok uzun süredir açılmış bir makasın iki kanadı.

Acaba CHP özellikle de son yıllarda, yapması gerekenleri değil yapmaması gerekenleri yaptığı için mi bu parlamentoculuk gösterisi aslında 2013 civarı sona ermişken ermemiş gibi yapılabildi?

Bilinmiyor…

CHP hepten kapatılmamak için MHP’nin yaptığına çok benzer bir şekilde ama halkı da ‘uyandırmayacak’ seviyede devam etmiş, aslen çoktan teslim alınmış olabilir. O durumda teslim alınmamış milletvekillerinin HDP’nin tutsak olmayan vekilleri ile beraber hareket etmesi yeterlidir.

Bunun sonucu ne olur? Türkiye’nin hukuk devletini ortadan kaldırmış olduğunu ve artık Meclisinin mahkemelerinin olmadığını muhalefet, halkın temsilcileri aracılığıyla resmen dünyaya duyurmuş olur. Bu, maddi krizi içersinde halen dışa karşı ülkede demokratik olmasa da bir ‘düzen’ olduğu izlenimi vermeye çalışan devletin duraksamasına yol açabilir.

Ya da…

KHK 696 ile tasavvur ettiğini anladığımız senaryoyu hemen sahneye koymasına da neden olabilir. Hangisinin olacağını şu andan kestirmek güç.

Meclis dışarı çekilmeli ama dışarda toplanmaya devam etmeli ve bu eşitler hukukunun inşası için çaba sarfetmeli ve dayanışma örmeli.