2020'de Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'ta heyecen verici 10 arkeolojik keşif!

Arkeoloji web sitesi Arkeofili, bu yıl Türkiye'deki heyecan verici arkeolojik keşiflerin ilk 10 listesini hazırladı. Kovid-19 salgınına rağmen ülke genelinde birçok önemli keşifler yapıldı, saha kazıları devam etti.

İşte yılın en önemli arkeolojik gelişmeleri. Bu sitelerin çoğu önceki yıllarda keşfedildi, ancak bulunanlar bu yıla ait:

10 - Haydarpaşa platformlarının altında gizemli bir bina

Haydarpaşa archaeological excavations

Haydarpaşa arkeolojik kazıları - 2019 by Alicia Fagerving via Wikimedia Commons

Kadıköy Haydarpaşa Garı'nda yapılan kazılarda geniş mermer zeminli özel dikdörtgen bir yapı ve toplu mezar bulundu.

Henüz tam olarak ortaya çıkarılmayan Doğu-Batı cepheli yapının zemini iri mermer taşlarla döşenmiştir. Ancak gizemli bina bir kilise değil. Apsisin içinde 38 kişiye ait çok sayıda kemiğin oldğu bir toplu mezar bulundu. Mermer zeminin altında ayrı bir mezar odası daha bulunmuştur. Bu yapının çevresinde erken Bizans dönemine ait çok sayıda tek mezar da bulunmaktadır. Bu yapının önemli bir kişi veya kişilere ait bir türbe olabileceği düşünülmektedir.

Daily Sabah'a göre, "İstanbul'un Bizans dönemine ait Kalkedon olarak adlandırılan bölgesinde daha önceki kazı çalışmalarında geçmiş yüzyıllardan kalma yaklaşık 18 bin sikke bulundu."

9 - Mardin'de MS 386'dan kalma bir mozaik kilise

Ancient Syriac Inscriptions on Facade of Saint Hirmiz Chaldean Church - Mardin

Mardin'deki Aziz Hirmiz Keldani Kilisesi'nin Cephesinde Eski Süryani Yazıtları,by Adam Jones via Wikimedia Commons

Mardin'in Derik ilçesinde yapılan kazılarda MS. 386 yılında inşa edilmiş bir bazilika bulunmuştur. Kilisenin izlerine Eylül 2019'da rastlandı ve daha sonra arkeolojik sit alanı ilan edildi.

Mardin'in Gola yerleşim biriminde insan ve hayvan figürlü, geometrik ve bitkisel motifli mozaik yapı ile Estrengelo (eski Süryanice) yazıtı ortaya çıkarıldı. Bazilika planlı kilise ve vaftizhanenin erken Bizans Dönemi kitabelerinden MS 4. yüzyılın son çeyreğine ait olduğu tespit edilmiştir. Mozaiklerde, biri omzunda bir hayvan, diğerinde ise bir elinde kuş, diğerinde bir horoz tutan iki insan figürü arasında bir yazıt bulunuyor.

8 - Van'da kolunda ejderha başlı bilezik bulunan Urartu bebek

Çavuştepe Castle

Çavuştepe Kalesi by gordontour via Flickr

Van'ın Gürpınar ilçesindeki Çavuştepe Kalesi'nde kolunda iki ejderha başlı bileklik bulunan bir bebek iskeleti bulundu.

2 bin 750 yıllık nekropolün, Urartu aristokratlarının gömüldüğü yer olduğu düşünülüyor. Nekropolde bulunan bebeğin boynunda bir de takı bulundu. Yaklaşık 3 yaşında olduğu tahmin edilen bebeğin boynunda bir muska ile bir boncuk kolye de vardı. Cenaze töreni, çocuğun muhtemelen önemli bir aileden olduğunu gösteriyor. Bulgu, Urartuların bebeklerini özenle süsleyip öbür dünyaya gönderdiklerini gösteriyor. Bu bebek Urartu arkeolojisi için çok önemli bir keşif olarak kabul ediliyor.

7 - Eskişehir'de Eski Frigce yazıt bulunan dikilitaş 

Inkaya Phrygian rock-cut tomb in Eskişehir

Eskişehir Inkaya Frigyalılardan kalma kaya mezarı by Zeynel Cebeci via Wikimedia Commons

Eskişehir'de yapılan araştırmalarında Frigce yazıtlı idol şeklinde bir dikilitaş bulunmuştur. Kitabenin açık kısmında “Atas. Anıtım bir sınır taşıdır" diye yazıyor. 

Dikilitaş, Eskişehir İli, Seyitgazi İlçesi'nin 15 km doğusunda ve Gümüşbel Köyü'nün 1 km güneydoğusunda bir höyük olan Eski Cami Höyük'te bulundu. Höyüğün üzerine Müslümanlara ait bir mezarlık bulunuyor. Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rahşan Tamsü Polat, Arkeofili'ye taşın Frig anıtsal yazıtlarının eşi görülmemiş bir örneği olduğunu söyledi.

100 cm yüksekliğinde ve 50 cm genişliğindeki taş sağlam bir blok üzerine oyulmuş. Taş üzerinde, üstte tek satır ve altta üç satırdan oluşan Paleo-Frigce yazıt bulunuyor. Taş üzerindeki figürler arasında Ana Tanrıça, Kybele ve ona eşlik eden diğer tanrılar yer alıyor. Yazıttan da anlaşılacağı üzere dikilitaş muhtemelen sınır taşı olarak kullanılmıştır.

6 - Yesemek Heykel Atölyesi'nde bilinmeyen bir antik kent

Yesemek sculpture workshop by Klaus-Peter Simon

Yesemek heykel atölyesi by Klaus-Peter Simon via Wikimedia Commons

UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alan Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesi ile bağlantılı olarak ilk kez bir antik kentin kalıntıları keşfedildi.

Antik dünyanın bilinen en büyük ve en eski heykel atölyesi ve taş ocağı olan Yesemek, içinde çoğu taslak olmak üzere yüzlerce heykel ve çeşitli mimari öğeler içeriyor. Bu atölyeyle bağlantılı olarak 200 hektarlık bir alana yayılmış bir şehrin kalıntıları da keşfedildi. Yüzeydeki buluntulara göre bu şehrin tamamlanmadığı ve yarım kaldığı düşünülmektedir.

Görünüşe göre Hitit İmparatorluğu, Amanos ve Kurt dağları arasındaki "Kuzey Levant Koridoru"nu kontrol eden büyük bir müstahkem şehir projesinin yapımına başlamıştı. Yesemek Heykel Atölyesi ve Taş Ocağı ile bağlantılı olduğu anlaşılan kent, yeni ve çok önemli bir keşif. Yapılacak çalışma ile daha fazla bilgi elde edileceği umulmaktadır.

Arkeofili’ye göre bölge ne yazık ki yakınlarda inşa edilen bir su arıtma tesisi nedeniyle tehlike altında bulunuyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz günlerde Gaziantep Düzbağ İçme Suyu İsale Hattı ve Doğanpınar Barajı'nın açılış törenine katıldı.

5 - Hatay'da 3 bin 400 yıllık Akad çivi yazısı tableti

BJ945 Cuneiform  British Museum, London 2005.

British Museum’daki Akad çivi yazısı tableti via Flickr

Aççana Höyük'te yapılan kazılarda, Alalah antik kenti ile özdeşleşen bir höyük ya da anlatıda MÖ 14. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen Akad çivi yazısı bulunan bir idari tablet ortaya çıkarıldı. Höyük, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde bulunmaktadır. Hurriyet Daily News'e göre, “Alalah, bölgesel Mukish Krallığı'nın başkentiydi”.

Tablet, Mitanni egemenliğinin sona ermesiyle Hitit egemenliğinin başlangıcı arasındaki döneme denk geliyor. Yazıt, metinde adı zikredilmeyen bir "kral"dan bahsediyor. Mitanni Devleti‘nin çöküşünden, I. Şuppiluliuama dönemindeki (yaklaşık MÖ 1400-1350) Hititlerin bölgedeki hakimiyetine kadar geçen süreçte neler olduğuna dair veriler sunan yazılı belgeler nadirdir. Aççana Höyük'ün 2020 yılı kazılarında bulunan bu tablet, o döneme ait olduğu için son derece önemli bir buluntu.

Kazı başkanı Murat Akar, Hürriyet'e yaptığı açıklamada, metinde anlatılan kralın ismi verilmemesine rağmen, “Tablet, MÖ 400-350 yılları arasındaki süre içinde bizim için hala çok önemli. Bölgede Mitannilerle Hitit İmparatorluğu arasında bir çatışma olduğunu ve bu savaş arasındaki bölgesel krallığın aslında önce Hitit imparatorluğuna, ardından Mitanni imparatorluğuna bağlı olduğunu biliyoruz" diyor. 

4 - Karahan Tepe'de ana kayaya oyulmuş heykel başı

Karahan Tepe in 2013

Karahan Tepe, 2013 by Deporte, Actividades y Participación UC3M via Flickr

Şanlıurfa'daki Karahan Tepe'de bir heykel başı ve ana kayaya oyulmuş ritüel alanları ortaya çıkarıldı. Site, dünyanın en eski dini bölgesi olarak kabul edilen Göbeklitepe ile aynı zaman diliminden ve muhtemelen bundan daha eski. Saha 1997'den beri kazılıyor ve o zamandan beri kayalara oyulmuş 250'ye yakın hayvan resmi bulundu.

Göbeklitepe'ye yaklaşık 35 kilometre mesafedeki Karahan Tepe'de bu yıl yapılan kazılarda ana kayaya oyulmuş yapılar bulundu. Bu yapılardan birinde, yine ana kayaya oyulmuş 50 cm çapında bir heykel başı bulunmudu. 2020 yılı kazılarında ortaya çıkarılan buluntular arasında başka insan görüntüleri de yer alıyor. Burada yapılacak kazıların Göbeklitepe ve benzeri yerleşim yerleri ile ilgili bazı soruları cevaplaması bekleniyor.

Kazılara başkanlık eden İstanbul Üniversitesi Prehistorya Bölümü öğretim üyesi Prof. Necmi Karul, Hürriyet'e “Bu yıl insan sembolizmini öne çıkaran çok önemli buluntular, heykeller ve yeni binalar ortaya çıkardık. Heykel başı oldukça ilginç. 50 cm çapında heykel başı ana kayaya oyulmuştur. Yine, etrafındaki ana kayaya oyulmuş yapılar bulduk" diyor.

3 - Kuzey Kıbrıs açıklarında gizemli Antik Mısır gemi çapası

Kıbrıs'ın kuzey kıyı şeridinde Eski Mısır hiyerogliflerinin bulunduğu 3 bin 200 yıllık bir gemi çapası gün ışığına çıkarıldı.

Bir taştan çapaya dönüştürme süreci bu dönemin bir uygulamasıydı, çünkü hiyeroglif yazıların koruyucu ve apotropaik bir güce sahip olduğuna inanılıyordu. Üzerindeki yunuslar, kuşlar, bokböceği ve benzeri işaretler, mürettebatın her fırtınada geminin koruyucu gücüne olan inancını temsil ediyordu. Suriye Tipi tek delikli bir taş çapa olan bu buluntu, MÖ 1.200’lerdeki Geç Tunç Çağı'na tarihlenmektedir. Bir yazıt Mısır Firavunu Thutmose II'den bahseder.

Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi (UKÜ) öğretim üyesi Dr. Müge Şevketoğlu'ya göre, çok fazla hiyeroglifle kaplı olan bu çapa Akdeniz'de keşfedilen ilk taş çapa. UKÜ internet sitesinde, çapanın "Mısır'da kullanılan bir mezara ait bir mezar taşı veya dini bir geleneğe ait bir anıt yazıtı olabileceğine dikkat çekilirken, Şevketlioğlu daha sonra bunun ikinci amaçla çapa haline getirildiğine işaret ediyor ve bunun dönemin genel uygulaması olduğuna işaret ediyor. 

2 - Aydın'da Anadolu'nun en iyi korunmuş amfi tiyatrosu

Aydın'ın Nazilli ilçesinde yapılan araştırmalarda yoğun ağaçlarla kaplı bir alanda yer altı amfitiyatrosu ortaya çıkarıldı.

Mastaura antik kentinin bir parçası olan yapı, Anadolu arkeolojisi açısından büyük önem taşıyor. Taşlar genellikle diğer binalar için yeniden kullanıldığından, Anadolu'da çok az iyi korunmuş amfitiyatro binası günümüze kadar gelmiştir. Yaklaşık 1800 yıl önce Roma İmparatorluk Dönemi'nde inşa edilen Mastaura Amfitiyatrosu'nun temizlenmesi ve gün ışığına çıkarılması için çalışmalara başlandı. Ağaçlar ve çalılar temizlendikten sonra 100 metre genişliğinde ve 20 metre yüksekliğindeki anıtsal yapı ortaya çıkarıldı. 

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi'nden araştırmacılar, 200 yıl önce bölgede bir amfitiyatrodan bahseden Avrupalı ​​gezginlerin anlatımlarını okuduktan sonra yapıyı aramak için ilham aldılar. Aydın Kültür ve Turizm İl Müdürü Umut Tuncer, Hürriyet Daily News'e, “Bölgemizde daha önce belirlediğimiz tiyatrolarımız var ama bu tiyatrolar yarım ay şeklindeydi. Bu tam bir Colosseum yapısıdır. Anadolu'da böyle güçlü bir yapı yok” diyor.

1 - Konya'da bir Demir Çağı Hitit krallığıNeo-Hittite rock inscription of Topada with Luwian hieroglyphs, 2nd half of the 8th century BC, Turkey

Topada'nın Luvi hiyeroglifleriyle Yeni Hitit kaya yazıtları, MÖ 8. yüzyılın 2. yarısı, Türkiye by Carole Raddato via Flickr

Konya'da yapılan araştırmalarda, "Büyük kral Hartapu benim!" diyen bir anıtla şimdiye kadar bilinmeyen bir Demir Çağı krallığı keşfedildi.

Konya'da Türkmen-Karahöyük'te yapılan yüzey araştırmasında sulama kanalında MÖ 8. yüzyıla tarihlenen Luvice yazıtlı büyük bir taş bulundu. Yazıtta, “Ben, büyük kral Hartapu, Muska ülkesini işgal ettiğimde diğer krallar tarafından saldırıya uğradım. Fırtına Tanrısı ve diğer tanrıların yardımıyla diğer tüm kralları yendim!" deniyor.

Hartapu, adı daha önce yedi farklı yazıttan bilinen bir kraldır. Ancak yönettiği krallığın adını bilmiyoruz. Hartapu'nun, daha önce birkaç olası yerin önerildiği bir şehir olan Tarhuntassa'nın kralı olduğu düşünülüyordu.

Smithsonian'a göre Luviler muhtemelen Mısır kayıtlarında Bronz Çağı Çöküşünü hızlandıran çatışmalardan sorumlu tutulan "Deniz Halkları" ile özdeşleştiriliyor. MÖ 9. ve 7. yüzyıllara ait zaman dilimindeki Luvi yazıtlarının Friglerin efsanevi Kralı Midas ile Hartapu arasındaki bir çatışmaya atıfta bulunabileceğini göstermektedir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.