Tiny Url
http://tinyurl.com/ycaooank
Ara 10 2018

Doğu Akdeniz’de neler oluyor?

Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ve Mısır son yıllarda Doğu Akdeniz bölgesinde petrol ve doğal gaz arayışı içindeler. Türkiye’nin TPAO , ABD’nin  Exxon Mobile, İtalya’nın ENI ve Fransa’nın TOTAL petrol şirketleri de hummalı bir biçimde aynı deniz bölgelerinde petol arama ve sondaj çalışması yapıyor.

Aynı anda savaş gemileri bölgede kol geziyor.

Yunanistan’ın, komşusu Türkiye ile Ege ve Akdeniz’deki kıta sahanlıkları belirlenmeden, Kıbrıs, Mısır ve İsrail ile Münhasır Deniz Bölgelerini (MEB) baz alarak bu ülkelerle bir “enerji ittifakı” oluşturması Türkiye’yi huzursuz ediyor.

Güney Kıbrıs’ın (Helen) adanın güney batısında belirlediği 10 numaralı parselde hidrokarbon aramaları yapması için ABD’nin Exxon Mobile petrol şirketine ruhsat çıkarması, ardından Türkiye’nin biri Alanya açıklarında diğeri Kıbrıs adasının güneyinde ve Kıbrıs MEB’leriyle çakışan bölgelerde hidrokarbon araması yapması için TPAO şirketine ruhsat çıkarması bölgedeki siyasi gerilimi artırdı.

Aynı anda Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail ve Mısır, kendi aralarında uzlaştıkları deniz alanlarından (MEB)  çıkartılacak olası petrol ve doğal gazın Avrupa ülkelerine nasıl taşınacağı konusunda da bir ön anlaşmaya vardılar.

ABD de kurulan bu enerji ittifakına sıcak baktığını Kıbrıs’a gönderdiği Enerji Bakanı Francis Fannon ile resmen teyit etmiş oldu.  

Fannon 11-20 Kasım tarihleri arasında İsrail, Mısır ve Kıbrıs’ı ziyaret ettikten sonra Doğu Akdeniz bölgesinde yapılan sondaj çalışmalarının ümit verici olduğunu söylerken; ABD’nin Kıbrıs’ın kendi MEB alanında sondaj çalışmaları yapmaya hakkı olduğunu ve çıkarılacak doğa zenginliklerinin adadaki toplumlar arasında eşit bir biçimde paylaştırılması ilkesine destek vermeye devam edeceğinin altını çizdi.  

Hemen ardından ABD’nin Kıbrıs büyükelçisi Kathleen Doherty’nin 15 Kasım’dan bu yana Kıbrıs’ın güneyindeki 10 numaralı parselde sondaj çalışmaları yapan Exxon Mobile’in “Stena İcemax” sondaj gemisini ziyaret etmesi de ABD’nin de bu hassas bölgede “söz sahibi” olmak istediğini göstermiş oldu.

 

 

ABD’nin de açıkça desteklediği Yunanistan, İsrail, Mısır ve Kıbrıs arasında oluşan “enerji ittifakı”,  Doğu Akdeniz bölgesinden çıkarılacak petrol ve doğal gazın Avrupa ülkelerine taşınması için bir proje üzerinde anlaştılar.

EastMed adı verilen bu projeye göre İsrail, Mısır ve Kıbrıs yöresinden çıkarılacak doğal gaz ilk önce Kıbrıs’ın güneyinde kurulacak sıvılaştırılmış (LNG) gaz deposunda depolanacak.

Kıbrıs Adası’ndan Girit Adası’na ve oradan Yunanistan’ın güneyindeki Mora Yarımadası’nın güneyine kadar uzanan deniz altından yaklaşık 2 bin km’lik boru hattı inşa edilecek. Mora Yarımadası’na gelecek olan doğal gaz ve petrol, daha sonra Yunanistan’da var olan boru hatlarına bağlanacak ve oradan İtalya ve geri kalan Avrupa ülkelerine dağılacak. Proje bu.

 

 

AB ise yaklaşık 7 Milyar Euro’ya mal olacağı hesaplanan EastMed boru hattının inşaatına prensipte “OK” vermesine rağmen; kesin kararını 2019 yılının ilk aylarında verecek.  

Her şey yolunda giderse, maliyeti yüksek bu projenin hayata geçmesi için ise en az 2025 yılını beklemek gerekecek.

Eeastmed boru hattının gerek maliyeti gerekse karşılaşacağı teknik sorunlar, bu projede taraf olanlar kadar finans edecek şirketleri de düşündürüyor.

Doğu Akdeniz’deki doğal gazın Avrupa ülkelerine taşınmasının en kârlı ve kısa süreli yolu Kıbrıs Adası ile deniz altından döşenecek bir boru hattıyla yaklaşık 70 km uzaklıktaki Türkiye’ye bağlanması dururken, 2 bin km’lik maliyeti yüksek bir Eastmed boru hattının tercih edilmesi tamamen siyasi nedenlerden kaynaklanıyor.

Eastmed’e karşı bu en kârlı ve en kısa yollu alternatif projenin karşılaştığı en önemli engel olarak yine Kıbrıs sorunun çözümsüzlüğü gösteriliyor.  

Buna ek olarak Türk-Yunan ilişkilerindeki anlaşmazlıklar, Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni (Rum) resmen devlet olarak tanımaması, Yunanistan’ın kıyı komşusu Türkiye ile deniz bölgelerini belirlemeden –zahiri dahi olsa-  kendi MEB’ini belirlemesi, İsrail’in Türkiye ilişkileri arasındaki gerginlik ve Türkiye’nin Mısır yönetimine karşı olumsuz yaklaşımı, “enerji ittifakı”nın Türkiye’yi aralarında görmek istemediği kanısını uyandırıyor.

Kıbrıs hükümet sözcüsü Prodromos Prodromou, Enerji Bakanı Yorgos Lakkotripis ve adanın en büyük iki partisinden biri olan AKEL sözcüsü Andros Kipriyanou, her defasında, Kıbrıs açıklarından çıkarılacak doğal gazdan elde edilecek gelirin adadaki toplumları arasında eşit oranda paylaşılacağını ve Kıbrıs sorunu çözülürse boru hattının Türkiye’ye bağlanabieceğini söylüyorlar. Bu konuda Kıbrıs (Rum) Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiades de aynı fikirde.

 

 

Haritaya bakıldığında, gerçekten de Doğu Akdeniz’deki gazın Yunanistan değil Türkiye üzerinden taşınması hem daha mantıklı hem de daha az maliyetli olacağı kolayca anlaşılıyor.

Buna rağmen Doğu Akdeniz’de “enerji ittifakı” yapan ülkelerin Türkiye ile ayrı ayrı sorunları olduğundan ve ABD’nin de desteğini alarak, maliyeti daha pahalı ve daha zahmetli Eastmed’e sıcak baktığı anlaşılıyor.

Bu bağlamda Kıbrıs, Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımadığı gibi, Kıbrıs’ın MEB’ini de ihlal ettiğinden şikâyetçi.

Kıbrıs’ın güneyindeki 10 numaralı parselde sondajların devam edeceğini açıklayan Rum Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiades ile ana muhalefet AKEL partisi sözcüsü Andros Kipriyanu aynı görüşü savunuyorlar:

“…Türkiye, tehdit ve tahriklerinden bir an önce vazgeçmeli. Türkiye kendi MEB sahasında biz kendi MEB sahamızda aramalar yapalım. Çatışmaya hiç gerek yok. Ada yöresinden çıkarılacak gazın hem Kıbrıs Rumlarına hem de Kıbrıs Türklerine ait olduğuna ve elde edilecek gelirin eşit oranda paylaşılacağına dair bir önceki Kıbrıs liderleri; Dimitris Hristofyas ile Mehmet Ali Talat arasında bir mutabakat sağlanmış ve bunun taahhütleri verilmiştir zaten. Kıbrıs sorunu çözülürse hem adil bir paylaşma olur hem de gazımız Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınır” diyorlar.

 

 

Kıbrıs Hükümet Sözcüsü Prodromos Prodromu da “Türkiye, maalesef yasa dışı faaliyetleri ve tehdit metodlarıyla Kıbrıs’ın güneyindeki denizin Türkiye’ye ya da Mısır denizine ait olduğunu öne sürerek Kıbrıs’ın MEB alanlarını yok sayıyor ya da Kıbrıs’ın hak sahibi olmadığı izlenimini yaratan bir siyaset izliyor” şeklinde konuşuyor.

İsraİl Enerji Bakanı Yuval Steinitz, Doğu Akdeniz’den çıkarılacak İsrail gazının Türkiye üzerinden taşınmasından yana. Ancak Türkiye’nin İsraile’e yönelik sözlü saldırılarından dolayı iki ülke arasında süregelen gerginlik, bu alternatif projeyi İsrail’in de  “şimdilik rafa kaldırmasına” neden oluyor.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu Eastmed projesi için halihazırda ve prensipte Yunanistan, Kıbrıs ve İtalya ile anlaşmış durumda.

Mısır lideri El Sisi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır yönetimine yönelik sert eleştirilerinden şikâyet ediyor ve o da Eastmed projesini teyid etmiş bulunuyor.

Yunanistan’da ise, gerek hükümet gerekse tüm siyasi partiler,  Türkiye’nin Ege ve Akdeniz’de Yunanistan’ın ve Kıbrıs’ın kıta sahanlıklarını ihlal etmekle “saldırgan” bir siyaset izlemesinden şikâyetçi.

Yunanistan’ın en önemli Dış Politika araştırma enstütüsülerinden biri olan  (ELIAMEP) başkanı Prof. Thanos Dokos’a göre: “Türkiye Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan, Doğu Akdeniz’de gösterdiği faaliyetleriyle Yunanistan’ı ya da Kıbrıs’ı değil; aslında Kıbrıs yöresinde hidrokarbon arayan ABD, Fransa ve İtalya’nın petrol şirketlerini uyarıyor...

Çünkü biliyor ki; önümüzdeki 3-5 yıl içinde bu bölgeden önemli miktarda ve kayda değer doğal gaz çıkarsa, Türkiye dışlanmış olacak. Bunu önlemeye çalışıyor. Bu durumda Yunanistan’ın Girit Adası’nı ve Kıbrıs’ın MEB’lerini görmezden gelerek Libya ile doğrudan deniz sınırı oluşturmaya çalışıyor.

 

 

Yunanistan’ın Dışişleri Bakan Vekili Yorgos Katrougalos ise Türkiye’nin Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ve Mısır ile yaşadığı sorunları şöyle açıklıyor:

“…Türkiye’nin bu ülkelerle olan ilişkilerindeki gerginlikten ne Yunanistan ne de Kıbrıs sorumludur. Bu sorunlar, uluslararası hukuk kurallarına şüphe ile bakmasından kaynaklanan bir güç gösterisiyle karşılık vermeye çalışmasıyla ilgili. Ancak bundan bir sonuç alınamayacağını anladığı için daha fazla asabi olabiliyor. Biz Yunanistan ve Kıbrıs olarak serinkanlılığımızı korumaya, Türkiye ile diyalogumuzu sürdürmeye ve uluslararası hukuk kurallarına saygılı olmaya devam edeceğiz.”

Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, her ne kadar - Türkiye’yi ima ederek - “enerji ittifakı, komşu ülkelerin aleyhinde kurulan bir ittifak değildir. İttifakımız tüm komşu ülkelere açıktır” açıklamasını yapsa da,  Yunanistan’ın Türkiye ile arasındaki Ege ve Akdeniz’deki kıta sahanlığının belirlemesini sağlayacak özlü bir diyaloga girmeye cesaret edemediği gözleniyor.

Türkiye ise Kıbrıs’ın kuzeyindeki Türk devletini (KKTC) tanıyan yegâne ülke olduğu halde, dünya ülkelerinin resmen tanıdığı Kıbrıs Cumhuriyeti’ni resmen tanımamakta ısrar ediyor.

Türkiye ayrıca, güneyindeki Kaş ilçesinin karşısındaki 150 hanelik küçük Kastelorizo (Meyis) Adası’nın kıta sahanlığını da kabul etmiyor.  Kıbrıs’ın kuzeyindeki kıta sahanlığını kendi bölgesi olarak kabul ediyor ve Kıbrıs’ın güneyinde de hak sahibi olduğunda ısrar ediyor. Böylelikle Kıbrıs’ın güneyindeki 4, 5 ve 7 numaralı parselleri içinde de hidrokarbon arama hakkına sahip olduğunu açıklıyor.

Buna rağmen, Türkiye bugüne dek ne 4, ne 5, ne 7, ne de 10 numaralı parsellerde hidrokarbon araştırmaları yapmadı. Bunun yerine  “Barbaros” araştırma gemisini Alanya açıklarına gönderirken; “Fatih” araştırma gemisini de herhangi bir sorun yaratmayacak bir şekilde Kıbrıs adasının etrafında bulundurmayı tercih ediyor. Bunun nedeninin Exxonmobile’in sahibi olan ABD ile Total’in sahibi olduğu Fransa ile doğrudan bir çatışmaya girmek istememesi gösteriliyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu her defasında: “Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türklerinin Doğu Akdeniz’deki haklarından asla feragat etmeyeceğini ve tek taraflı faaliyetlere izin verilmeyeceğini” söylemekle, Yunanistan- Kıbrıs- Mısır ve İsrail’in oluşturduğu “enerji ittifakını” Türkiye için bir “tehdit” olarak gördükleri anlaşılıyor.

Kıbrıs Adası çevresinde yapılan hidrokarbon aramalarından henüz kesin bir sonuç alınmış değil. Ancak ilk belirtiler, bu yöredeki hidrokarbon yataklarının Hazar Denizi’ndeki yataklar kadar zengin olabileceğini gösterdiği andan itibaren dünyanın en önemli petrol arama şirketleri bölgeye gelmeye başladı.

Buna neden ise ABD’nin Jeoloji Enstitüsü’nün yaptığı araştırmada Doğu Akdeniz havzasında toplam 345 trilyon metre küp kadar; yani ABD’nin toplam yatakları kadar, doğal gaz çıkarılabileceği yolunda yaptığı değerlendirmeler oldu. Avrupa ülkelerinin iki yıllık doğal gaz tüketiminin 25 trilyon metre küp olduğu biliniyor.