Maraş / Varosha üzerine yeni bir senaryo mu hazırlanıyor?

Savaşın acımasızca devam ettiği koşullar nihayet sona ermeye başlamıştı. Dört bir yandan gelen bilgiler, haberler herkes için endişe, korku ve üzüntü kaynağı. Yapılan büyük yanlışlar, müdahaleler, düşüncesizlikler, oldu bittiler güzelim adanın adım adım paramparça olmasına neden olduğu günlerdi. Belirsizlik, otorite boşluğu, ne olup bittiğini bilmeme hali herkesi kuşatmış durumda. Adanın en güzel, en modern yaşam alanı, sahil kenti olan Varosha/Maraş halkı gelişmeleri endişe ile izliyordu.

* * *

Başkalarını suçlamak, kendinden başka bir sorumlu aramak Kıbrıslı genlerin değişmez özellikleri olsa da kendimiz etmiş kendimiz bulmuştuk. Bir iç çekişle gelir bizde İngiliz İmparatorluğuna küfretmek, oysa ne emperyalist oyunlar ne de komplo teorileri yaşananlar, bizzat bu toprakların ürünüydü.

Ondokuzuncu yüzyılın ne kadar hastalıklı düşüncesi varsa, onları kendi bünyesine almayı, öne çıkmayı, üstün olmayı, mutlak farklılaşmayı, diğerini küçültmeyi, azaltmayı, aşağılamayı, ötekileştirmeyi kendi toplumunun duygularını istismar ederek harekete geçirmiş ancak bir sonraki olası adımı düşünememiş organize bir aklın ürünüydü yaşananlar: Ortodoks din adamlarının ve siyasi elitlerin toplumları hem ayrıştırma hem de ana kıta Yunanistan’a bağlanma yönünde terörize etme girişimi karşılıksız kalır mıydı ?

Hemen ‘Kıbrıs İstirdat Projesi’ni geliştiren Türk derin devletinin anında devreye girmesi ile, ‘verdikleri’ni geri almak için her türlü provokasyonu yapmayı, Bayraktar Cami’yi bombalamayı gurur kaynağı olarak tarihine geçiren intikamcıların yarattığı korku ortamı, elbette yerel ‘elemanlar’ üzerinden Türkleştirme operasyonları bugün dahi ayrı devlet aklı ile küçük adımlarla ilerliyor.

Ortodoks kilisesinin dönemsel misyonu, milliyetçi hezeyanlar ve Balkan savaşlarından aldığı cesaretle Osmanlıya karşı başkaldırı, ayrılma veya etnik bütünleşme hayalini siyasallaştırmak ve önüne geçeni temizlemekten öte bir şey değildi aslında.

Özellikle yüzyıl sonundan, Cumhuriyetin adım adım kurulduğu döneme kadar yani yaklaşık otuz-kırk yıllık zaman diliminde kendini kaybeden İttihat ve Terakki hareketinin yarattığı siyasi akıl dışılık, acı ve yıkım uygulamalarının adada yaşayan Türklerin büyük oranda etkilenmemiş olmasını tarihsel bir imkan olarak değerlendirilebiliriz. İngilizlerin adaya geliş tarihi olan 1878, Balkanlarda milliyetçi yükselişin, ayrılıkçı çığırtkanlığın ayyuka çıktığı bir dönem değil miydi?

Ama yine de Kıbrıs’ta ayrışma, ayrılık istemeyen, sahtekarlık ve yalanlarla mücadele eden sendikacılar başta olmak üzere gazeteciler siyasiler tek tek yok edildi.  1950-65 arası sayısız siyasi cinayet işlendi: Türkten Türke kampanyası olarak, temiz toplum adına.

Kıbrıslı Türklerin seküler ve demokratik kültüründen, modern yaşam tarzından, rasyonel davranışlarından, uzlaşı kültüründen, çokluk/farklılık içinde etnik, kültürel v.d birliğe dayalı geniş tolerans ve tahammül sınırlarından bahsedeceksek, bunu kolonyalist İngiltere’nin kültürel etkisinden çok, İngiltere’nin dönemsel olarak, İttihatçılığın Kıbrıs’a sirayet etmesini engellemesinde aramak gerekir diye düşünüyorum. Bu bağlamda, Büyük Britanya’nın adadaki varlığı İttihatçı akıl dışılığın, bu topraklara yoğun olarak akmasında ciddi bir engel oldu.

Yoksa, sömürge dönemi Kıbrıslı Türkler için ne kültürel ne de sosyal bir kimlik erozyonuna yol açmadı. Öncesi Osmalı döneminde de ortak yaşam kurgusu içerisinde adalıların kendi toplumsal kültürlerini ve dinlerini sorunsuz yaşadıklarını biliyoruz.

Sembolik anlamda dahi olsa, R.R. Denktaş’ın İttihat ve Terakki siyasetinin tek Kıbrıslı Türk temsilcisi olduğunu düşünüyorum. Olabildiğince aşırı milliyetçi,  ayrıştırıcı, Kıbrıs’ta ayrı Türk varlığı arzusunu anlatan eserlerinden, arzularını gerçekleştirmek için, Türkiye devletine dönük aktif siyasi mücadelesinden anlayabiliriz. Merhumun son Talat Paşa Komitesi bağlamındaki aktif mücadelesini de görmüş, bu mücadeleyi kimlerle sürdürdüğüne de tanık olmuştuk : Ulusalcılığın tepe noktası, Kıbrıslı Türkler olmasa da Kıbrıs bizim için stratejik öneme sahiptir diyenlerden Mavi Vatana, Kıbrıs Türktür Türk kalacak söylemlerinden bir karış toprak vermeyiz, çözümsüzlük çözümdür siyasetine kadar…

Kıbrıs Türk siyasi tarihinin, farklı boyutlarına, değerlendirmesine yine döneriz. Özellikle Kıbrıslı Türkler için milliyetçi hamasetin güçlü bir sosyo kültürel karşılığı var mıdır? Kıbrıslıların özellikle Kıbrıslı Türklerin çok kültürlü, Federal Kıbrısta Avrupalı yaşam özlemi ve beklentisinin her zaman arzu siyasetinin önünde olmasını, büyük bir ayrıcalık olarak görüyorum.

İşte bu ‘mümkün olan’dır diyerek, gerçekleşmesi için mücadele etmekten geri durmuyorlar.

* * *

Maraş’ta savaş olmamış, kan dökülmemişti.

Dolayısıyla sesler, dumanlar içerisinde korkulu bir bekleyişle izliyorlardı gelişmeleri. Türk tankları Maraş sınırına dayanmıştı. Evlerinizden kısa bir süreliğine ayrılıp güneye geçiniz anonsu ile Maraş halkı, yemek yedikleri masayı bile kaldırmadan, yanlarına hiç bir şey almadan, nasılsa geri dönecekler düşüncesiyle ayrıldılar.

Tümü ayrıldı. Gittiler. Ama dönemediler. Her şeylerini bırakarak. Hayatlarını, anılarını, kültürlerini…

1974 savaşından itibaren Kıbrıs’ta Kapalı Maraş ve Maraşlılar konusu, hem kuzeyde hem de güneyde kendine özel bir konu olageldi. Kuzeyde, Mağusalılar, ölü bir kentle yan yana yaşamak zorunda kalırken, güneyde yaşayan Maraşlılar, hayallerindeki kentin özlemiyle, bir gün geri dönmeyi beklediler. Hala bekliyorlar, çok haklı olarak.

1974 yılında Kıbrıs’ın en çağdaş, modern şehri olan Varosha/Maraş, bugün açılmaya her an hazır siyasi ve maceracı bir enstrümana dönüşmüş durumda.

Maraş’ın hukuki ve siyasi statüsü ile gelecek senaryolarını yazmaya devam edeceğim.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.