Esra Yalazan
Haz 29 2019

Yaz okumaları önerileri….

Okumanın da yazmak gibi o yolculuğa çıkanın bakışı, tecrübesi, ve beğenisiyle şekillenen kişisel bir eylem olduğunu düşünenlerdenim.

Edebiyat, yazı sanatı ve okuma üzerine yazarken roman, öykü veya kurmaca olmayan bir kitabı çözümlemekten-eleştirmekten ziyade çağrıştırdığı düşünceleri, duyguları ve benden yansıyanları ilgili metinleri de hatırlatarak aktarmaya çalışıyorum. Dolayısıyla herkes için “biricik” olduğuna inandığım okuma serüvenine katkım ancak kendi ölçülerimle sevdiğim kitapları önermekten ibaret olabilir.  

Malum, okumanın mevsimi yok. Bir kaçış olarak algılanan tatil dönemleri sadece kolay okunabilen “yaz kitaplarına” alan açmaz, aynı zamanda düşünsel anlamda farklı kulvarlara davet eden bir iklimle de kuşatır okuru. Hangi kitapların bizim için zamansız olduğunu, bizde iz bırakanlarla sezebiliriz ancak.

Bu seçkide yeni çıkanların dışında, ilk okuduğum günden beri her yıl tanıdık bir özlem ve okuma iştahıyla yeniden okumaya çağıran “yaz klasikleri” de var. Yıl içinde yazdıklarımın dışında kalan yenileri daha uzun değerlendirmek istiyorum. Yazının uzamaması adına bazılarını şimdilik sadece başlık ve yazarlarıyla andım. Güzel bir yaz olması dileğiyle…

1)Tuna Boyunca - Claudio Magris  / Yapı Kredi Yayınları (Deneme/İnceleme/Tarih)

Eleştirmen, romancı, deneme yazarı, araştırmacı ve kültür tarihçisi Claudio Magris’in bu çok ödüllü kitabının uzun zamandır tekrar yayımlanmasını bekliyordum. 2007’de Nobel’e aday gösterilen Magris, bu kitapta çok yönlü bakışıyla şu sorunun etrafında dolaşıyor: “Tuna nerde başlar nerde biter? Sadece Almanya’nın saklı bir köşesinde doğup Karadeniz’e dökülen bir nehir midir yoksa Avrupa’ya bir baştan bir başa geçen ve her geçtiği ülkeye damgasını vuran o nehir kısacık adında bütün Avrupa’nın tarihini mi barındırır? Tuna kadar söylencelere konu olan, yazarları ve şairleri etkileyen, ülkelerin tarihinin bir parçası olan başka bir nehir var mıdır?” Magris’in tarihi edebiyat ve diğer disiplinlerle buluşturan olağanüstü anlatımı ve yazarları, şairleri derin entelektüel bir bakışla ele alan yaklaşımıyla iz bırakan bu kitabın yeni baskısıyla okura kavuştuğunu duyunca sevindim. Dil zenginliğiyle büyüleyen bir yazarla “yabancı” bir coğrafyada dolaşacak okuru sürprizli bir okuma serüveni bekliyor.

2) Manzaralar - John Berger / Metis Yayınları (Deneme/Eleştiri) 

Geçtiğimiz yıl ‘Portreler’ serisiyle çıkan ilk seçkin ardından bir kaç ay evvel yayımlanan ‘Manzaralar’ başlıklı kitabı değerlendirmiştim. Yazıdan;

O kitaplarında işçilere, yoksullara, çocuklara, resimlere, ölülere, henüz doğmamışlara, taşlara, ağaçlara, kuşlara, kahramanlara ve kelimelere, kendisini dili kadar gerçek kılan hakiki bir bakışla temas eder. Ne yazarsa yazsın - hikaye, makale, sanat eleştirisi, senaryo, roman, mektup, şiir, deneme veya kısa notlar - şiirin ölümsüzlük vaadine benzer, kendini dil aracılığıyla başka hayatlara açabilen bir ferahlık hissettiriyor.

Manzaralar’daki sanat ve edebiyat üzerine yazdığı tanımsız yazılarını okumaya ‘Hikaye Anlatıcısı’yla başladım ve onun anlatı dünyasının genişliğine yeni zihin egzersizleriyle sokuldum. Berger’i mütevazı bir yazar ve ‘devrimci’ bir eleştirmen olarak farklı kılan kısmen bu özelliğinde saklı; Her okumada yeniden düşünmeye, sanatı yapıtı başka yönleriyle hayal etmeye, görmeye davet eden bir bakış kazandırması.

Farklı dönemlerde yazdığı anlatı, deneme, inceleme türünün çekici bir karmaşası olan bu yazılarda, Brecht, Antal, Benjamin, Raphael, Barthes, Joyce, Marquez, Picasso gibi onda iz bırakan, yorumlarına rehberlik eden isimlerin yanısıra kişisel hikayelerinin uzantısı olan sıradan insanlar, mekanlar da sahne alıyor. 

3) Zaven Biberyan - Karıncaların Günbatımı / Aras Yayıncılık (Roman) 

Zaven Biberyan hayat hikayesi ve eserleriyle daha çok tanınmayı, okunmayı hakeden bir yazar. 98’de ‘Babam Aşkale’ye Gitmedi’ başlığıyla yayımlanan ‘Karıncaların Günbatımı’ tefrika edilmesinden 49, kitap haline getirilmesinden 35, Türkçeye çevrilmesinden 21 yıl sonra yeniden yayımlandı.

‘Karıncaların Günbatımı’ dili, atmosferi (İstanbul), çarpıcı diyalogları, özlenen klasik roman anlatımı, hafıza oyunlarının sürprizleriyle, “insanı” derinliğiyle tahlil eden tespitleriyle esas meselesi olan ‘felaketi’ anlatıyor; “İkinci Dünya Savaşı yıllarında gayrimüslimlerin yıkıma uğratan Varlık Vergisi uygulamaya başlandığında, Aşkale’de kurulan çalışma kampına gönderildiği takdirde yaşayabileceği muhtemel bir kötü sondan kaçınmak için varını yoğunu satarak vergiyi ödeyen bir baba ve bu ani yoksullaşmanın getirdiği mevki kaybı nedeniyle parçalanan Tarhanyan ailenin hikayesi”. 

Roman boyunca, anlatıcının sesiyle ailenin oğlu Baret’in dünyasına an be an tanıklık etmek, değişimi, dönüşümü, zulmü, korkuyu, zaafı, umudu, travma ve duygu kırılmalarını onun hayatına eşlik ederek yaşamak sıradan bir okuma eylemin dışına sürüklüyor.  

4) Önce Ben Öleceğim - Furuğ Ferruhzad - Haşim Hüsrevşahi / Totem Yayınları, (Mektup/Makale/Söyleşi/Öykü/Gezi Yazıları) Furuğ Ferruhzad - Rüzgar Bizi Götürecek) / Yapı Kredi Yayınları (Toplu Şiirler) 

‘Önce Ben Öleceğim’ Türkiyeli okurların şiirleriyle aşina olduğu Ferruhzad hakkında Türkçede ilk kapsamlı çalışma. Bu kitapta yer alan ayrıntılar, notlar, bilgiler yayınlandığı yıllara ait orijinal nüshalarından çevrilecek aktarılmış. Modern İran şiirinin efsane şairlerinden Furuğ’nın kısacık yaşamı hakkında öğrendiklerim doğrusu çok etkileyici. Bu derlemede okuduğum mektup ve söyleşiler, onun hakkında yazılanlardan daha hakiki ve çarpıcı. 

Kitabı okumaya başladığımda eş zamanlı olarak toplu şiirleri - ‘Rüzgar Bizi Götürecek’ de yayımlandı. Şiir çevirmek, sesin aslına yaklaşmak, duygusunu muhafaza ederek dönüştürmek meşakkatli bir uğraştır. Makbule Aras Elvazi’nin Farsça aslından çevirisi bu anlamda engelleri büyük ölçüde yıkmış görünüyor. Elvazi, kitaba dair yazısında “Toplumun sürekli bünyesinden atmaya çalıştığı, çatıştığı bir özneye doğru evrilir Furuğ. Bu da elbette onu hem kendi zamanında hem de ölümünden sonra bir efsaneye dönüştürür” diyor. Ferruhzad’ın kendi zamanın çok ötesine taşan şiirlerini ruhun inceliklerini hatırlatan yeni sesiyle okumak çok iyi geldi. Her ikisini de daha uzun değerlendireceğim. 

5) Beyaz Perdede Kirli Yargılama - Cemal Bali Akal / Zoe Yayıncılık (Deneme/İnceleme/Anlatı) 

Hukuk-edebiyat-felsefe ilişkisini çarpıcı metinler üzerinden kendine has ironik ve sıra dışı yorumlarıyla değerlendiren (‘Hukuk ya da Kukla Tiyatrosu’, ‘Edebiyat, Hukuk ve Sair Tuhaflıklar’, ‘Edebiyatta Spinoza’) Cemal Bali Akal’dan sinemayla hukukun buluştuğa o tartışmalı alana dair zihin açan bir kitap daha geldi; ‘Beyaz Perdede Kirli Yargılama’. Kitabın tanıtımında, “Bazen çok erken bazen de çok geç gelen adaletin bir türlü tecelli edemediği yargılama filmlerinin izini sürüyor” diyordu.  

Bana göre “yargılama filmlerinin” izini sürmekten fazlasını vaadediyor bu derleme. Onun disiplinler arasında özgürce dolaşan, kuramsal dilden uzak katmanlı yazılarıyla ilk kez karşılaşacak okur, ‘Adaleti Buradan Yakın’ başlıklı önsözü okurken bile, filmlerde “adalet dışı bırakılanların” ezber bozan bir yaklaşımla ele alındığını görüp şaşıracak muhtemelen.

Moda olduğu için basitleştirilen hukuk-sinema derslerini eleştirdikten sonra şu soruları yöneltiyor: “Yargılama filmlerinin neredeyse hiç çekilmediği ülkelerde neden böyle filmlere sinemacılar ilgi göstermez ya da gösteremez? Neden kitleler beyaz perdede şu ya da bu hukuku, onun adalet anlayışını, yargılamalar temelinde ele alan filmleri izlemeye hevesli değildir? “. 

Danton, Jeanne d’Arc, Dreyfus, Bruno, Moore, Kurnaz, Crulic ve diğerlerini aktaran, Salem’den Guantánamo’ya uzanan bu gösteri-davalarda, adalet aramanın anlamsızlığını vurgulayan yazılar, ilgili  filmleri de tekrar izlemek arzusu uyandıracaktır.   

6) 101 Anekdotta Felsefe Tarihinde Yolculuk - Nicholas Rescher / Vakıf Bank Yayınları (Felsefe/Anlatı) 

Başlığın kısmen yanıltıcı olabileceği ihtimaline karşılık hemen söyleyeyim. Hayır, her şeyi basitleştirip yüzeysel kılan o “rehber” kitaplardan değil. Sınırlı br grubun nedense modern filozofların kitaplarına atıf yapmadan konuşup, yazamadığı tuhaf ülkemizde, felsefi metinlere ilgi sanıldığından çok daha az. 

1928 doğumlu felsefe tarihçisi Nicholas Rescher, uzun akademik kariyerine yüz civarında kitap yazarlığı ve derleyiciliği sığdırmış. Antik çağlardan bugüne uzanan çok kapsamsı felsefi anekdotlar seçkisinde, mesafeli okuru felsefe tarihinin önde gelen düşünürleri, metinleri ve tarihi dönemleriyle tanıştırıyor. Hakikat, bilgi, değer, eylem ve etik sorunları etrafında şekillenen bölümlerdeki hikayeler merak uyandırmanın, öğretmenin ötesinde eğlenceli bilgiler de içeriyor. 

‘Ezop’un Eşeği’, ‘Augustinus’un Zamanı’, ‘Skolastiklerin Her Şeye Kadir Kafa Karışıklığı’ ‘Hume’un Benlik Arayışı’, ‘Wittgenstein’ın Süngüsü’ gibi başlıklar altında yer alan önerme, soru ve anekdotlar, Rescer’in başında söylediği gibi filozofların çağlar boyu alanlarındaki meselelere hangi açılardan baktığına ve birbirlerinden nasıl etkilendiklerinde dair iyi fikir veriyor. 

7) Karşılaşmalar - Bir Benjamin Romanı - Jay Parini / Kolektif Kitap (Roman) 

Adından anlaşıldığı gibi son yıllarda popüler olan biyografi-roman kategorisinde yer alıyor ‘Benjamin’. Son yıllarda fazlasıyla popüler olan bu türe biraz mesafeli durduğumu itiraf etmeliyim. Ancak yazarın Jay Parini olduğunu görünce tereddütsüz okumaya başladım. Amerikalı roman ve biyografi yazarıyla Tolstoy’un son yıllarını anlattığı (Son İstasyon) kitabı vesilesiyle tanışmıştım.

Romandan uyarlanan filmin tersine, yazarı doğru hissetmeye ve anlamaya yönelik merhametli ve mesafeli bir yaklaşımı vardı. Parini, cüretkar konu-tema-yazar tercihlerinin bedelini ödemekten çekinmeyen bir yazar. 

Benjamin’in 1940’da Nazi Almanyası’nın Fransa’yı işgalinin ardından Paris’e kaçışıyla başlayan hikayede, Brecht, Scholem, Arendt gibi isimlerle, yakın dostları, ailesi ve aşkları sahne alıyor. 

Romanı yazarın elyazmaları, mektuplar ve belgeler üzerinden kurgulamış. Parini, romancılığından evvel özenli ve tutkulu bir biyografi yazarı. Dolayısıyla anlatımı, diyalogları ve atmosferiyle, benim gibi Benjamin hakkında yazılmış ve onun yazdığı kitapları da okuduğu için ikna olmaya direnenleri bile kendi gerçekliğiyle fethedebilir. Önemli bir düşünürü, yazarı roman okuma hazzıyla tanımak için iyi bir fırsat. 

8) Mekan Ruhu - Akdeniz Yazıları / Lawrence Durrell - Can Yayınları (Mektup/Deneme/Gezi Yazıları)

İnsanı meseleleriyle birlikte ele alış biçimiyle 20.yy’ın en özgün yazarlarından olan Durrell, Akdeniz iklimini tutkuyla temsil eden yazarların da başında gelir. Her yaz tekrar dönüp bakma hissi uyandıran - ‘İskenderiye Dörtlüsü: Justine-Mountolive-Balthazar, Clea’ - romanlarının yanısıra Akdeniz yaşamı üzerine yazdığı deneme ve mektuplardan oluşan bu kitabı yeniden karıştırmak isterim. 

Gönüllü sürgün mekanı olarak Akdeniz’i neden seçtiğini bu derlemede görmek mümkün. Roman dilinin baharatlı esintisi, Yunanistan, Mısır, Korfu, Rodos, Kıbrıs ve oradan Güney Fransa’ya uzanan coğrafyadan geliyor. Zeytini, şarabı, tabiatı, lezzetleri, yaşam biçimi, tarihi ve hikayeleriyle edebiyatını inşa ettiği coğrafyaya, yaratıcılığa dair bu yazılar, okuru bir yazarın “arka bahçesinde” ılık bir yaz gezintisine de çıkarıyor. 

9) Büyücü - John Fowles / Ayrıntı Yayınları

Benim için her yazın klasiği kuşkusuz bütün eserlerini severek okuduğum Fowles’un ‘Büyücüsü’dür. Eski bir yazıda,”Yazarken tanrıcılık oynuyorum” diye tarif ettiği en esaslı romanı Büyücü’yü yazarken Yunanistan’ı ve Ege’yi anlatan yüzlerce eşsiz tasvir yapabilmesinin sırrı, edebiyatta zengin bir dilin gücüne ve kalıcılığına inanmasında saklıydı sanırım. Biraz küçümsediği ‘insan”dan uzak, tabiatın içinde münzevi bir hayat yaşamayı tercih etmesinin sebebi de gerçeğin ötesini görebilmek için “gerçeklikten” kaçma saplantısıyla ilgiliydi belki, demişim. 

Oxford mezunu Nicholas Urfe, İngiltere’nin kasvetinden ve aşktan kaçmak için ücra bir Yunan adasına İngilizce öğretmeni olarak gider. Tek başına sıkıntılı günler geçirdiği, şair olduğuna dair hayallerinin de suya düştüğü bir sırada, gizemli milyoner Conchis ile tanışır... Böyle özetlenen ‘Büyücü’, kadın-erkek ilişkisinin vahşi tabiatını, insan zihninin, ruhunun kaotik yapısını, metafizik düşünceyi, özgürlük ve inanç kavramlarını muhteşem bir anlatımla tartışan, modern edebiyat tarihinin en güçlü, çekici romanlarındandır.

10) Yolculuğa Övgü- Michel Onfray / Redingot Kitap (Deneme) 

11) Sihirli Fıçı - Bernard Malamud / Kafka Kitap (Öykü)

12) Gitar - Michel del Castillo / Sel Yayıncılık (Roman) 

13) Sessizliğin Yanıtı - Max Frisch / Kolektif Kitap (Roman) 

14) Georges Rodenbach - Bruges-La-Morte (Şiir-Roman) 

15) Belleğin Girdapları - Behçet Çelik / İletişim Yayınları (Roman) 

16) Hayatta Kalma Rehberi - Zehra Çelenk / Everest Yayınları (Öykü) 

17) Ovada Paldır Küldür - Mustafa Orman / Everest Yayınları (Öykü) 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar