Hemingway'in milyon dolarlara tercih ettiği dokuz kitap

Ernest Hemingway, baştan sona trajik bir hayata sahip, yazdıkları hakkında incelemeler yapılan ve günümüzde de çok okunanlar listesinde yer alan bir isim.

CeoTudent'te yer alan habere göre, Hemingway’i özel kılan şeylerden birinin sade ve yalın yazma tekniği olduğu belirtilirken Şubat 1935'te Esquier dergisinde verdiği söyleşiden bir ifadesine dikkat çekiliyor:

“Yılda bir milyon dolar kazanmaktansa bu kitapları ilk kez okuma keyfine yeniden erişebilmeyi tercih ederdim.”

Ahval yazarı Turhan Kayaoğlu da Hemingway'in "alkolik" yanını anlatan bir yazı kaleme almıştı.

Kayaoğlu, "Eserlerine yönelik psikolojik incelemeler, yazarın kronikleşmiş alkolikliği nedeniyle göz göre göre fizik ve ruhsal bir çöküntüye girdiğini gösteriyor. Bu çöküntü sürecini onun birçok eserinde sezinlemek mümkün" diyor ve ekliyordu: 

"Hemingway’in içkiye tutsaklığı tipik bir alkolik öyküsünden öteye gitmiyor aslında. Ancak hayret verici olan şey, böylesine ciddi sağlık bozukluklarına rağmen bir insanın bizlere bu kadar görkemli eserler verme gücünü bulabilmiş olması."

Hemingway'ın verdiği söyleşide bahsini açtığı dokuz kitap ise şöyle sıralanıyor:

1) Dublinliler (James Joyce)

Dublinliler’de Joyce, sarsılmayan bir gerçekçilikle, doğduğu ve büyüdüğü Dublin’de yüzyıl sonundaki yaşamdan kesitleri bize sunuyor. 1905 yılında tamamladığı bu hikâye derlemesi konu aldığı hayatlar ve kullandığı dil yüzünden İrlanda’da ve İngiltere’de yayın evlerince ahlâka aykırı bulunup kabul edilmemiş.

2) Madam Bovary (Gustave Flaubert)

1857’de ilk kez yayımlandığında büyük yankı uyandıran, toplumun din ve ahlak anlayışını sarstığı gerekçesiyle yasaklanmaya çalışılan Madam Bovary, 19. yüzyıl Fransası’nın ahlak anlayışına ve burjuva değerlerine karşı güçlü bir eleştiridir.

3) Savaş ve Barış (Tolstoy)

“Savaş hakkında dobra dobra, dürüstçe, nesnel ve sade bir üslupla yazmayı Tolstoy’dan öğrendim. Savaşı Tolstoy’dan daha iyi betimleyen bir yazar tanımıyorum.” - Ernest Hemingway

Dünya edebiyatının en büyük on eserinden biri olarak kabul edilen Savaş ve Barış, savaş ve tahakküm sorunsalına, savaşların sonucu olan insanlık durumlarına derinlikli bir bakış sunuyor.
Rusya’nın 19. yüzyılın ilk yarısında panoramik bir fotoğrafını çeken Savaş ve Barış, soylu sınıfına dair yakın gözlemlerin yanı sıra köy ve kasabalarda yaşanan çiftlik hayatını da ustalıkla yansıtıyor.

4) Buddenbrooklar (Thomas Mann)

Buddenbrooklar, 20. yüzyılın en saygın yazarlarından Thomas Mann’ın ilk romanıdır. Ama birçok eleştirmenin gözünde, Venedik’te Ölüm’den de büyük bir romandır Buddenbrooklar. Mann’ın 1900 yılında, 25 yaşında kaleme aldığı roman, Kuzey Almanya’da yaşayan zengin bir burjuva ailenin ve aile ticarethanesinin birkaç kuşak boyunca geçirdiği değişimi ele alır.
Buddenbrooklar, modern yaşama ayak uyduramayan saygın bir ailenin çöküşünün öyküsüdür: Doğumlar, evlenmeler, boşanmalar, ölümler, başarılar, başarısızlıklar...

5) Anna Karenina (Tolstoy)

“Anna Karenina dünya edebiyatındaki en büyük aşk hikâyelerinden biri. Tolstoy’un kusursuz üslûbunun büyüsü her sayfada hissediliyor.” - Vladimir Nabakov

Tolstoy, Anna Karenina’da sıra dışı bir gözlem gücü ile aşk, evlilik, ihanet gibi temaların izini sürerken roman sanatına yepyeni ve uzun soluklu bir boyut katar. Modern dünya edebiyatının otoritelerince gelmiş geçmiş en iyi romanlardan biri olarak kabul edilen Anna Karenina, güncelliğini daima koruyacak bir eser.

6) Parma Manastırı (Stendhal)

“Parma Manastırı sahip olduğumuz en güzel romanlardan bir tanesi.” - Henry James

Stendhal’in iki aydan kısa bir süre içinde yazdığı ve Balzac’ın çağın en müthiş Fransız romanı olarak nitelediği Parma Manastırı, aristokrat del Dongo ailesinin ikinci oğlu Fabrizio’nun hikâyesini anlatır.

7) Avcının Notları (Turgenyev)

Avcının Notları adı altında topladığı öyküleri, 19. yüzyıl Avrupa'sında İlk Aşk, Devrim Öncesi ve Babalar ve Oğullar gibi romanlarıyla büyük bir üne erişecek olan İvan Turgenyev'in ilk önemli düzyazı yapıtıdır. Avcının Notları, yazarın Oryol bölgesinde çıktığı av gezileri sırasında gözlemlediği soyluları, toprak sahiplerini, yoksul köylüleri, köy hekimlerini ve malikânelerdeki yaşamı anlattığı öykülerden oluşur.

8) Kırmızı ve Siyah (Stendhal)

“Stendhal, hayatımın en güzel tesadüflerinden biridir.” Friedrich Nietzsche

Fransa’nın küçük bir kasabasında, bir kerestecinin oğlu olarak dünyaya gelen Julien Sorel, genç yaşında yükselme ihtirasına kapılır. Çalışkanlığı ve dini eğitimiyle dikkat çeken Sorel, bir an önce bu kasabadan kurtulup Paris’e gitmeyi arzular. Böylece kırmızı ve siyah arasında yaşadığı çelişkiler de başlamış olur. Restorasyon Fransası’nın şartlarında yükselebilmek için genç Sorel’in önünde iki seçenek vardır: Ya siyahı seçerek yükselişine Kilise yolundan başlayacaktır ya da kırmızıyı seçerek askeri yoldan.

9) Uğultulu Tepeler (Emily Brontë)

Ölümünden bir yıl önce bitirdiği Uğultulu Tepeler'deki kişilerin yalnızca hayal ürünü kişiler olmadığı, Brontë'nin çevresindeki gerçek kişilerden derin izler taşıdığı da bir gerçektir. Sevgi, kin, nefret, öç alma tutkusu gibi güçlü duygularla örülü bu gençlik öyküsü, patladı patlayacak bir cinsellikle doludur.
Okuyanın yaşına, deneyimlerine ve duyarlılığına göre değişkenlik gösteren, farklı zamanlarda okunduğunda değişik tatlar veren, tekrar tekrar okuma isteği uyandıran bir başyapıt.


Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz.