Rojava Yolculuğu 2: Savaşın Açık Hava Müzesi Kobane

Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin düzenlediği “DAİŞ: Kökleri, Engeller ve Yüzleşme Stratejileri” başlıklı konferans için Kamışlı – Amude arasında mekik dokuyarak üç gün geçirdiğimizde kalmıştık.

Konferans sonrası, etkinlik için gelen konuklar yavaş yavaş ülkelerine doğru yola çıkarken, biz bir grup gazeteci, yine YPG’nin olağanüstü koruma tedbirleriyle Kobane’ye doğru Türkiye sınır hattı boyunca devam eden hat üstünden yola çıktık. Kamışlı – Kobane arası yerleşim birimlerinde molalar vererek çekimler yaptık, fotoğraflar çektik.Mac:Users:haykobagdat:Desktop:Rojava:LviohB6F.jpg

Meslektaşlarım Erdal Er ve Doğan Çetin


Hem savaşın hem de fakirliğin getirdiği hal gerçekten fenadır. İnsanların çoğu yaşam alanlarını terk ederek nispeten güvenli kasabalara, köylere sığınmışlar. Üstelik sadece bir kez değil. Defalarca alt üst olan yaşamlarını yeniden kurmak zorunda kalmanın ağırlığı altında direnen aileler, çocuklar, kadınlar, yaşlılar gördük. Bu göçlerle başka sorunlar da baş göstermiş. Eskiden “Kürt şehri”, “Arap mahallesi”, “Süryani köyü” gibi adlarla anılan yerleşkeler şimdi her toplumdan insanın komşu olmasıyla yeniden şekillenmiş. YPG yönetimi, sohbetlerimizde, özellikle bu durumlar karşısındaki hassasiyetini defalarca belirtti. Sadece Kürtlerin yöneticileri olmadıklarının farkındalar. Yıllarca, kendi kimlikleri yüzünden yaşadıkları ayrımcılıktan çok ders çıkarmışlar. Savaş şartlarında bile olsalar, adaletten uzaklaşmamayı şiar edinmişler. Çokça bahsi geçen “Süryanilerin, Ermenilerin mallarına el koyuldu” mevzusuna ayrıca bir bölüm ayırayım dediydim. Ama sevgili dostum Fehim Taştekin, her zamanki zengin anlatımı ile öyle bir yazdı ki durumu, üzerine laf söylemek fazla kalır.  Her şey güllük gülistanlık gitmiyor elbette...  

Nihayet Kobani’ye vardığımızda, yani daha şehre henüz girişimizde, bizleri devasa bir toz fırtınası karşıladı. O toz bulutunun arasında binlerce insanın bir yere doğru yürüdüğünü fark ettik. Kobane Şehitliği...

Gıyabi bir cenaze töreniydi gördüğümüz. Öldürüldükleri yeni açıklanan dört gerilla için yapılan bir törendi. Kobane Şehitliği, 16 ile 70 yaş aralığında binlerce insanın topraklarını korumak için yattığı devasa bir mezarlık. Mac:Users:haykobagdat:Desktop:67404228_742682629494976_1545806060370001920_n.jpg

Kırmızı Fularlı Kız Ayşe Deniz Karacagil’in Kobane Şehitliği’ndeki Mezarı...


IŞİD gibi bir vahşiliğe insanlık adına karşı çıkan, direnen nice canın yattığı yer. Binlerce mezar taşının arkasında, bir o kadar büyük boş bir arazinin çevrelenmiş olduğunu gördük. “Daha çok şehit düşecek, yeri hazır tuttuk” dedi bir yetkili sonradan. Kentin üst düzey bazı sorumluları, akşama turumuza dahil oldular. Sokak sokak, mahalle mahalle gezdik Kobane’yi...

Mac:Users:haykobagdat:Desktop:67239477_361931731147780_890352084874952704_n.jpg

YPJ’li Kadın Savaşçılar...


Mac:Users:haykobagdat:Desktop:67235763_356998135229272_241770718478467072_n.jpg

Şapkalı olan “Adım Stalin” dedi...



Mac:Users:haykobagdat:Desktop:67209845_574797119716379_2368682847520161792_n.jpg

Kentte, savaşın yaralarının bu kadar hızlı sarıldığını görmekten çok mutlu olduk. Büyük yıkım sonrası tüm yollar, alt yapılar elden geçirilmiş, onarılmayan bina kalmamış, yeni mekanlar açılmış, hayat tekrar normale dönmüş...

O esnada Erdoğan’ın bölgeye saldırmak niyetini tekrar beyan ettiği bir demeci düştü ajanslara. 

Kentlerini, hatta Türkiye sınırlarını, hatta insanlığı büyük bir barbarlıktan, IŞİD vahşetinden kurtarmış, şimdi yaralarını saran Kobane halkını tehdit eden bir ülkenin “benim ülkem” olmasından içim burkuldu. Bu savaşa, bu zulme izin vermemeliyiz. Pamuk ipliğine bağlı barışı güçlendirmek için mücadele etmeliyiz. Ne diyeyim...

Kentteki son saatlerimizde, bir “Açık Hava Savaş Müzesi” olarak bırakılmış, Türkiye sınır duvarının 20 metre yanındaki alana vardık. Hayatınızda rastlamanızın çok mümkün olamayacağı sokaklar. Barut ve kan kokusu tamamen gitmiş desem yalan sayın. Savaşın yıkıcılığını ve vahşetini bu denli hissetmemiştim daha önce. Çok bedel ödenmiş. Her aile, bu büyük trajediden nasibini almış. Her çocuk, gözlerinde, ifadesinde taşıyor bu yükü.

Mac:Users:haykobagdat:Desktop:67827333_434163197168426_426880042249748480_n.jpg

Mac:Users:haykobagdat:Desktop:67404165_490477018436070_6365374981324406784_n.jpg

 

Mac:Users:haykobagdat:Desktop:67398118_384059058952859_2511846094749564928_n.jpg

Mac:Users:haykobagdat:Desktop:67684568_909948442705614_3555336776161689600_n.jpg

Kobane’ye bizim güzel abimiz Önder Çakar’dan bir selam getirdiydim. Kentin bir sinema komünü var. Hendek döneminde, Sur’da yaşananları filme çekmişler kentte. Evet, doğru okudunuz. Savaş devam ederken uzun metraj film çekmişler arkadaşlar. Çekimleri bitmiş, montajın sonlarındalar. Film geliyor yani...

İşte bu komünden Mazdek arkadaşa getirmiştim selamı. Doğan Çetin ve Mazdek, bu filmin çekim aşamasını öyle anlattılar ki, filmin kamera arkası daha büyük filmdir yeminle. Kızmayın ama daha bu konuda hiçbir şey yazamam. Onca büyük hikayenin anlatılacağı zaman gelince, önce arkadaşlar bahsetsin. Sonra sıra bize gelsin yani. Ama IŞİD alanında kalmış bir fabrikada bulunan yer taşları filmin dekorunda kullanılması şart diye, YPG birliklerinin güçlerini o alana kaydırıp, iki gün süren çatışmalar sonrası çeteleri püskürtüp, lazım taşları bizim sinema komününe verdikleri hikayeyi mutlaka anlatsınlar derim.

Mac:Users:haykobagdat:Desktop:67430217_330860887816978_8195070262471819264_n.jpg

Sinema komününden Mazdek arkadaş...


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar