HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü: AKP'yi çok büyük bir güç mücadelesi sarsacaktır, Erdoğan ile yürünemez

Konuşa Konuşa'da Gülten Sarı'nın konuğu HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü oldu. 

Kürkçü, 31 Mart yerel seçimleri sonrasında ortaya çıkan tabloyu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın 'Türkiye İttifakı' önerisini, Kürt siyasetinin yol haritasını ve AKP içindeki ayrışmaları değerlendirdi. 

Podcasti buradan dinleyebilirsiniz:

 

Kürkçü'nün açıklamalarının satırbaşları şöyle:

31 Mart seçim sonuçlarının ifade ettiği tablonun, 2014-2015'ten bu yana ülkenin değişmeyen tablosu olduğunu düşünüyorum. Türkiye'de kuvvet dengesi böyle.

Kuvvet dengesinin böyle görünmemesi için Tayyip Erdoğan ve AKP, 7 Haziran seçimlerinden başlayarak, zoru ve şiddeti demokratik siyasetin karşısına koyarak sandıktan çıkan sonuçları manipüle etmeye, böylelikle hukuku bir silah haline getirerek, bu silahla kendi başkanlık sisteminin temelini oluşturmaya çaba gösterdi. 

Hukuku araçsallaştırdı, siyaseti şiddet yoluyla sürdürdü.

Ne zaman ki hukukun ve seçim sisteminin, AKP'nin zorbalığı ile yönlendirilemeyeceği bir fırsat doğdu, oradan gerçek durum fışkırdı.

7 Haziran Türkiye tablosu siyasi güç dengesi bakımından neredeyse bugün de oradadır.

Bunca kıyamet, bunca şiddet, zulüm, sahtekarlık, “darbe yapılıyor” yaygarası altında esasen bir Cumhurbaşkanlığı darbesi gerçekleştirilmesi, bunca insanın kanına girilmesi, yurdundan edilmesinden sonra tablo bir kez daha aynıdır.

Madem böyle olacaktı, tüm bunlar niçin yapıldı?

Tayyip Erdoğan herhangi bir politikacı olmadığı için, onun temsil ettiği güç bloku, “normal” ülkelerde olduğu gibi, seçimi kaybettiğinde, hükümet kuramadığında muhalefet sıralarına oturacak bir parti ve güç  değil. Onlar suçlular. Kaybettikleri her seçim onlar için cezaevi, yargı karşısına çıkmak demek. Sonuç olarak memleketin hakimi değil, memleketin suç örgütü olarak yargılanmaları demek. O yüzden bu kahredici direnişi ve kanlı bir beş yılı bize yaşatmaları.

(AKP-MHP ittifakı ile ilgili) Bu bir suçlular ittifakıdır. Bu bir organize suç ittifakıdır. O yüzden bunca zulüm, kıyım, şiddet yapıldı, kan döküldü. Şimdi Türkiye toplumu aynı muhasebeyi yapmak için seçim sonuçlarını değerlendiriyor. Bu direniş hepimiz için çok hayırlı.

Halklarımızın, bu şiddete, ikiyüzlülüğe, zulme boyun eğmeyerek çok büyük bir siyasi sonuç yarattığını söylemek isterim. Gelecekte bir umut olacaksa bu direniştedir.

Tayyip Erdoğan'ın krallığının oylanmasında Kürdistan ve Türkiye'nin metropolleri 'hayır' dedi. Erdoğan ve hile mekanizması 'evet' çıkardı.

Anayasa oylamasının sonucu bir hile eseridir. Şimdi geldiğimiz noktada takke düştü. Geldiğimiz yere millet inkar edilerek gelindi. Türkiye'nin yüzde 51'i Tayyip Erdoğan'ın karşısındaydı, o ise Türkiye'nin yüzde 80’i arkasındaymışçasına bir krallık ilanına girişti.

Şimdi at değiştirmek derdinde. Eldeki tüm tablo ona bu yaptıklarının hepsinin beyhude olduğunu söylemektedir. CHP'yi bu sürece ortak edebilir mi? Ben buna ihtimal vermiyorum. CHP'yi bu seçimde öne fırlatan, Kürtlerin Türkiye'nin batısında yaklaşık yüzde 10 oyunun CHP oylarına eklenmesidir. CHP böyle bir ittifaka 'evet' dediğinde, Kürtleri sömürge statüsünde bırakmak için teklif edilen yeni ortaklığa CHP 'evet' dediğinde bu satrancın en büyük kaybedeni olur.

O yüzden feraset, birazcık derin görüş varsa CHP (bu ittifak teklifini) elinin tersiyle geri çevirecektir. Çünkü bu hem Tayyip Erdoğan'ın temize çıkarılması demektir hem de Kürtlere sömürge statüsü dayatılmasında CHP'nin ortaklığının istenmesi demektir ki, CHP'yi muhtemel bir ortak durumuna getiren şey Kürtlerin desteğidir. Kürtler desteği çektiği an, bu kez CHP, Bahçeli’nin kölesi haline gelmiş olan Erdoğan'ın kölesi haline gelir.

“Türkiye İttifakı” toplumun gerçek meseleleri ve gerçek çözümler için yapılmış bir teklif değildir, çökmek üzere olan bir krallığın yıkımdan kurtarılması, padişahlığın çökmesinin memleketin çökmesi olarak takdim edilerek tüm yurttaşların telaşa kaptırılarak bu sürece dahil edilmeleri ve dolayısıyla bu noktada CHP'nin bu çürümüş diktatörlüğe ortak edilme çabasıdır.

Tayyip Erdoğan'ın yapabileceği tek bir şey var: O da bu tek parti diktatörlüğü rejiminden demokrasiye geçiş için bir imkan yaratılır, yeni bir anayasa için kapı açılır, tüm baskıcı uygulamalara son verilir, ancak ondan sonra Türkiye'de yeni bir müzakere zemini doğar. Ama Erdoğan bunu istese de yapamaz artık.

İttifak teklifi çürümüş bir rejimin sürdürülmesi teklifidir.

Tayyip Erdoğan ile yürünemez. Tüm çözümsüzlüklerin merkezine, kendisini, ailesini ve suç örgütlerini yerleştirmiştir.

Seçim süreci başladığından bu yana AKP'nin temel taktiği kanlı sokak kavgaları, şiddet, boy ölçüşmeler idi fakat muhalefet bunu savuşturdu. Kılıçdaroğlu'na yönelik tertip de hükümetin bilgisi dahilinde olan bir tertipti.

Tayyip Erdoğan bu saldırıya esasen sahip çıkmıştır. Kendi kaderine doğru Amok Koşusu ile devam edecektir Erdoğan, bence o kaderden kendini ayırmak (muhalefet için) başlıca tedbirdir.

Tayyip Erdoğan'ın ipiyle kuyuya inilmez.

HDP şimdi kendi program ve politikalarını hayata geçirmeli, yerli yönetimlerde elde ettiklerini tahkim etmek, toplumsal politikalara yönelmek, sadece kimlik değil, aynı zamanda sınıf güçlerini tahkim etme konusunda yapacağı pek çok şey var. Bunları kendisi yapacak ve üçüncü bir kutbu inşa edecek ve demokratik muhalefetin önüne geçmek için mücadele edecek.

Önceliklerimiz var: Açlık grevlerinin sonuca bağlanması. Cezaevindeki tutsakların hepsinin serbest kalması gerek. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ başta olmak üzere HDP'li tüm vekiller, çalışanlar rehin alınmışlardır. Rehin siyasetinin eseri olarak cezaevinde tutsaktırlar. Onların serbest bıraktırılması bizim önceliğimizdir.

(AKP içindeki bölünmelerle ilgili) AKP, baştan beri bir koalisyondur: Cemaatlerin, tarikatlar, mezhepler, çıkar gruplarının koalisyonudur. AKP, Erdoğan istediği kadar koalisyonlara karşı olduğunu söylesin, bugün iktidarda bir koalisyon sayesinde duruyor.

Abdullah Gül, Ali Babacan gibiler bugüne kadar seslerini çıkaramıyordu çünkü Tayyip Erdoğan hegemonik bir güç ve istihbarat ile polis şiddetini elinde tutuyordu. Bu seçimlerle birlikte fiyakası bozuldu, yüzünde artık kocaman bir ustura kesiği vardır. Façası bozulmuştur. Façası bozulmuş olan Erdoğan'ı dinlemek ya da ondan korkmak için çok fazla sebebi kalmamış olanlar, içlerinde taşıyageldikleri görüşleri açığa vuracaklardır. AKP'yi çok büyük bir güç, hegemonya mücadelesi sarsalayacaktır. Erdoğan bugüne kadar muhaliflerini tokatlayarak, döverek, küfrederek, görevden alarak susturabildi ancak şimdi itirazlar o kadar çok farklı yönden geliyor ki, bu şekilde onlara yanıt veremez. Onlarla tokat mesafesinde değil.

AKP bir parti değil artık, eskiden öyleydi belki. Şu an AKP, Tayyip Erdoğan, ailesi, efradı ve sadık bendelerinden oluşan bir paramiliter teşkilattır.

Babacan ve diğerlerinin çıkışlarını şöyle okumak gerek: Onlar, eski AKP hülyasına seslenmekteler.

Ne Davutoğlu ne diğerleri teşkilatta eli olan insanlar değil. Sırtlarında yük taşıyıp bir partiyi sıfırdan inşa etmiş, mahalle mahalle dolaşmış insanlar değil. Onlar paraşütle bu partiye gelmiş isimlerdir. Nüfuzları nispeten dardır.