Kuzey Kıbrıs eski Cumhurbaşkanı Talat: Kıbrıs Sorunu'ndaki tutumu, Türkiye'nin değil Kıbrıs Türk tarafının belirlemesini istiyorum

Konuşa Konuşa'nın konuğu Kuzey Kıbrıs'ın eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat.

Talat, Doğu Akdeniz'de, Kuzey Kıbrıs, Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye, bölge ülkeleri, ABD ve AB'nin tarafları olduğu krizi yorumladı.

Talat'a göre, tüm tarafların hataları, atması gereken adımlar var. Ancak Türkiye'nin yapılacaklar konusunda payına düşen çok daha fazla.

Konuşa Konuşa'yı buradan dinleyebilirsiniz:

 

Kuzey Kıbrıs eski Cumhurbaşkanı Talat'ın açıklamalarının satırbaşları şöyle:

Kıbrıs'ın uzun yıllardır üzerinde çalıştığı bir münhasır ekonomik bölge sınırlandırma anlaşma çabaları var. Bu 1990'lı yıllara dayanır. Önce Mısır'la sonra diğer bölge ülkeleriyle, Kıbrıs'ın münhasır ekonomik bölgelerini sınırlandırma anlaşmaları yaptılar.

Bir tek Türkiye dışında. Kıbrıslı Türkler buna tepki gösterdi. Kıbrıslı Türklerin de doğalgazda, petrolde hakları var. Bu nedenle Kıbrıslı Türkler'in de bu konularda söz hakkı olması gerekiyor. O nedenle, Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı, 'Kıbrıs sorunu çözülmeden bu anlaşmaları yapmak hele bu bölgelerde arama yapmak kabul edilebilir bir yaklaşım değildir' diyordu. 

2008'den itibaren, Rum tarafı münhasır ekonomik bölgesini parsellere böldü, ihaleye çıkardı, şirketlere kiralamaya başladı. Sismik araştırmalar yapıldı. 

Sonuçta öyle bir noktaya geldi ki sondaj faaliyetlerine başladılar. 

Kıbrıs Türk tarafı, "Burada Kıbrıslı Türkler'in de hakları var ve bunu kabul ediyorsunuz, peki niye Kıbrıslı Türkler'in içinde bulunduğu bir mekanizma kurmuyorsunuz" dedik. Buna bir türlü ikna edemedik Rum tarafını. Rum tarafını, Kıbrıslı Türkleri de içine alacak bir mekanizma kurmaya ikna edemedik. 

Onlar, "Bu bir egemenlik meselesidir, bundan yararlanacağız, Kıbrıslı Türkler'in payını da ayıracağız" diyor.

Rum tarafı, Kıbrıslı Türklerin haklarını söz haklarını tanıyarak da vermekten kaçınıyor.

Benim görevde olduğum 2005-2010 arasında, diplomatik düzeyde birçok girişim yaptık. Görüştüğüm devlet adamlarına tehlikenin önemini anlattım. O zaman Rum tarafı fiilen sahada olmadığı için, Türk tarafı da fiilen fazla bir şey yapmadı. 2010'dan sonra, KKTC ile bir anlaşma yaptı Türkiye ve KKTC'nin talebiyle, münhasır ekonomik bölge çalışmalarını başlattı Türkiye.

Bunlar yeterli miydi? Bu konuda haklı olabilirsiniz. Nedense Türkler, bıçak kemiğe dayanmadan harekete geçmiyor. Rum tarafı istikrarlı bir şekilde, uzun yıllardan beri bu faaliyetleri adım adım ilerletiyor. 

Çatışmaya ne kadar yakın bölge?

Her an olabilir. Kazara bir şey ya da provokasyon olabilir. Mümkündür yani, olabilir. Sonuçta silahlı gemiler dolaşıyor. Ben çatışma ihtimalini uzak görmüyorum ama yakın da görmüyorum. Bir kere Türkiye'yi kazı yaparken durdurmaları mümkün değil. Türkiye'nin de onları durdurması kolay görünmüyor.

İki taraf da bu gerginliği bir süre daha sürdürecek. Benim beklentim, BM ve dünyanın bütün güçlerinin bu işin riskli olduğunu görüp tarafları çözüm konusunda baskı altına alması. Bu işe yarayabilir. 

Türkiye'nin AB'den uzaklaşması Kıbrıs Sorunu'nun çözümünün de zorlaşması anlamına geliyor.

Bir kere Türkiye, Kıbrıs Sorunu'nun çözümüne istekli olmazsa, Kıbrıs Sorunu'nun çözümü mümkün değil. Bırakın fiilen güçler dengesi bakımından böyle olmasını, yasal olarak da böyle.

Türkiye, Kıbrıs Sorunu'nun çözümünü istemiyorsa veto edebilir bunu. 

AB, ABD vs. bu tutumları ile Rum tarafını daha da çözümden uzaklaştırıyor.

ABD'nin, Fransa'nın, İsrail ve diğer ülkelerin gerginliğin birer parçası haline gelmesi belki faydalıdır da. Gelecekte çözümü kotarırken, bu büyük güçlerin katkıda bulunma ihtimali daha fazla olabilir diye düşünüyorum.

Türk dış politikası açısından Kıbrıs çok gerilerde bir öneme sahip. Çünkü Türkiye'nin etrafı ateş çemberi. 

Ben konuyu Türkiye'den çok Kıbrıs Türk tarafının yönetmesini istiyorum. 

Türkiye, Kıbrıs Sorunu'nda bunca yıl çok yanlış siyasetler izledi. Kıbrıs Türk tarafı olarak, Türkiye'yi de ikna ederek ve Türkiye'nin diplomatik gücünü de kullanarak, Kıbrıs Sorunu'ndaki tutumu Kıbrıs Türk tarafının belirlemesi lazımdır. Bunu Türkiye'ye bırakmamız lazım. Türkiye'ye bırakırsak doğru yönlendirme mümkün olmayabilir. Türkiye'nin bir sürü sorunu var. Bu sorunlar içinde Kıbrıs'ı ön plana çıkarmasını beklemek bir yana, doğru yönetmesini beklemek bile yanlış olur. 

Ben Kıbrıslı Türkler'in kendi meselesine sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye, Kıbrıs Sorunu'nda ne hatalar yaptı?

Aman Allahım. Özellikle 1974'ten beri, Kıbrıs Sorunu'nun çözümünü Türk tarafının istemediği gibi bir izlenimin yaratılmasının en büyük sorumlusu Türkiye'dir.

Denktaş bey sayesinde, o kadar rahat bir şekilde her şeyi reddediyordu ki Türkiye, dünyadan tecrit olmasının en önemli nedenlerinden biri Kıbrıs Sorunu'ydu.

Kıbrıs Türk tarafının da ambargo yemesinin, ihraç ettiğimiz ürünlerin önünün kesilmesi hepsi, Türkiye ile danışılarak yürütülen Kıbrıs siyaseti yüzünden oldu. Neresi doğruydu ki? Türkiye, Kıbrıs Sorunu'nda büyük hatalar yaptı.

1990'dan sonra, hele 2000'li yıllardan itibaren Kıbrıs Sorunu'nun çözümü çok çok kolaylaştı. 

Maraş'ı açma konusu bir tehdit sadece. Başka bir işe yaramaz. Kıbrıs Türk tarafının bir girişimi var. Türkiye ile istişare edilerek alınmış bir karardır. Açmak değildir şu an konuşulan. Bir envanter çalışmasıdır. Bu da bir korku salma, bir tehdit, uyarı anlamı içermektedir. Açmayla ilgili bir hazırlık yok. Bir envanter çalışmasıdır. Ama ben açılmasını zayıf bir ihtimal olarak düşünüyorum.

Kıbrıslı Türkler çözümden ümidini kesti. Bu yüzden çözüm talebini ön plana çıkarmıyor. Ekonomik sıkıntı ciddi boyutta. Büyük bir yoksulluk demek çok doğru olmaz ama Güney ile, Avrupa ile kıyaslandığında Kıbrıslı Türkler ekonominin düzelmesini istiyor. Ekonominin düzelmesi için de Kıbrıs Sorunu'nun çözümünün nihai bir gereklilik olduğunu büyük bir çoğunluk biliyor. 

Çözüm çok mu uzak?

Annan Planı benzeri bir çözüme ihtiyaç var. Tabii, federal çözüm dışında ben bir çözüm göremiyorum. Federal çözümü kabul etmeyen Rumların iki devletli çözümü kabul ettiğini düşünebilir miyiz? Düşünemeyiz. O nedenle federal devlet dışında ben bir çözüm göremiyorum.

Kıbrıs saatli bombanın üzerinde mi oturuyor?

Katılırım, öyle görünüyor maalesef. Doğu Akdeniz eskiden beri kritik gelişmelerin yaşandığı bölge idi. Şimdi hidrokarbon kaynakları nedeniyle daha da ciddi gerginlik alanına dönüşüyor. 

Ama Ortadoğu zaten bütünüyle ateşler içinde. Irak, Suriye. Her yerde var. Yemen aynı şekilde. Tüm İsrail, Filistin, tüm Ortadoğu yanıyor. 

Son sözünüz?

Herkes, Türkiye, Kıbrıs Türk, Rum tarafı, Yunanistan, Akdeniz bölge ülkeleri, dünya ülkeleri bir şeyi anlamalıdır. Kıbrıs Sorunu çözülmeden kimse rahat edemez. 

Kıbrıs Sorunu'nun çözümü bir sorumluluktur. Çözümsüzlük en fazla Kıbrıslı Türkleri etkiliyor ama sorunun çözümsüzlüğü bölgede bir paylaşım savaşına yol açarsa bunun zararını bütün ülkeler görecek.

Paydaş, oyundaş olan tüm ülkelere Kıbrıs Sorunu'nun çözümü konusunda destek olmaları çağrısı yapmak istiyorum.