Yeni ve örtülü bir içki yasağı mı başladı? Turizm bundan nasıl etkilenecek? Turizm eski Bakanı Bahattin Yücel anlattı

Konuşa Konuşa'da Gülten Sarı'nın konuğu Kültür ve Turizm eski Bakanı Bahattin Yücel.

Bahattin Yücel, 31 Mayıs 2019 itibarıyla birinci sınıf lokantalar ile bağımsız bar, kafe ve eğlence yerlerine turizm işletme belgesi verilmemesini ve bu kararla birlikte içkili restoran açılmasının zorlaştırılmasını değerlendirdi.

Konuşa Konuşa'yı buradan dinleyebilirsiniz:

 

Bahattin Yücel'in açıklamalarının satırbaşları şöyle:

Mevcut işletmelerin sahiplerinin ölümü ya da adres değişikliği durumunda turizm işletme belgesi yenilenmeyecek. Bir tür hak kaybı söz konusu mevcut işletmeler açısından. Bu kazanılmış hakkı, ortaklık, sahiplik ya da ölüm halinde belgelerin devredilemeyişi bu hakkın sınırlandırıldığını gösteriyor.

Ancak asıl dikkat çekilmesi gereken nokta, konaklama tesisleri dışında bu hizmeti veren tesislerin artık bu işi kolay kolay yapamayacaklarına ilişkin.

Bu, o işletmeleri yok saymayı amaçlıyor. Bu uygulamayla birlikte, gastronomi turizmi işletmesi tanımı geliyor. O işletmelere bu hakkın kolayca tanınması, ortada bir tekelleşme eğilimini güçlendirmek olarak görülüyor. Bir tekelleşme sağlanmak isteniyor.

Bu hizmeti veren iş yerleri açısından, geçmişte okul, cami gibi yerlere 100 metre yakın yerlerde içki satışına izin verilmiyordu. Gastronomi turizmi işletmesi adı altında tanımlanan bu işletmelerle ilgili bu sınırlama da kaldırılmış oluyor. Geçmişte çocukları, gençleri alkolden korumak bağlamında değerlendirilen bu yasak ortadan kaldırılıyor ki ben bunu yanlış ve samimiyetsiz buluyorum.

Geçmişte bazı belediyelerin uyguladığı 'kırmızı bölgeler' vardı, şimdi bunu tüm Türkiye'ye yaymaya çalışıyorlar. Yapılan bu. 

Tekelleşme yoluyla yeni, farklı bir segmentasyona gidiliyor olabilir. 

Ortaya sürdükleri gerekçe, çocukları korumak, dini inançlara saygı göstermek biraz da bir tür İslamizasyon uygulamak.

Biz her yıl 30 milyondan fazla Müslüman olmayan turist ağırlıyoruz. Onların alışkanlıkları ve inançları farklı. Bir yandan onlara, 'Gelin Türkiye çok özgür, sizin tatil yapmanızı gerektiren ülke' derken, öte yandan bir takım sınırlamalarla, çok alıştıkları içki içmeden alıkoymanın samimi olmadığını düşünüyorum.

Burada başka bir şey daha var. Turistik olan yerlerde en az üç, turistik olmayan yerlerde de beş işletme şubesi olmalı, gastronomi işletme belgesi alacak kuruluşların. Bu bir tekelleşme.

Hatta yurtiçi ya da yurtdışı şubelerinin sayısı beş ya da üç tanımı getirilmiş. Bu birdenbire, yurtdışı bağlantılı zincirlere yeni bir çıkar kapısı açmak gibi görünüyor.

Zincire yönlendirme konusunun üzerinde durulması gereken bir yönlendirme olduğunu düşünüyorum.

İçkiye yönelik yeni bir adım bu. Müzeler misal. Efes'in 2-2.5 milyon ziyaretçisi var. Orayı gezen bir yabancı oradaki büfede soğuk bir bira içemeyecek bu durumda. Zaten bakanlık oralarda örtülü bir yasak uyguluyor.

Bu bana çok aldatıcı geliyor.

Gidin, Kayseri, Konya, Elazığ'a giden, kırmızı da yeşil de bölge yok. Çok ciddi bir sınırlama oldu.

Turizm işletme belgesi verilerek desteklenmesi gereken  özgün, küçük işletmeler olmalı. Bu durumda devlet onları engelleyecek duruma geliyor.

Türkiye'de içki satış izni olan noktaların üçte biri Antalya ve Muğla'da. Üçte birinden fazlasına Trakya ve İstanbul'u koyarsanız zaten dar bölgeye hapsedilmiş durumda. 

İçkilere uygulanan yüksek vergiler nedeniyle, Türkiye'nin kendi üretimi rakı çok yüksek vergilendiriliyor. O zaman ithal içkilerin önü açılıyor Türkiye'de, pazarda.

Türkiye milli içki tanımına ayranı koymayı çalışıyor. 

Yerli üretimimizin fiyatı vergiler yoluyla arttırılıyor.

Osmanlı döneminde Avrupa'ya şarap ihracatı yıllık 300 milyon litre. Şer'i hükümlerin geçerli olduğu düzende bu. Şimdi bira hariç toplam sekiz milyon litre içki üretiyoruz.

Şarapçılık öldü. Şarabın anavatanı Anadolu oysa.

İçki üretimini merdiven altına kaydırmak devletin vergi almasın engeller ve halk sağlığını tehdit eder.

Etil, metil alkol ayrımını yapamadıkları için zehirlenen, gözleri kör olan, ciğerleri parçalanan insanlar var.

Ne yapılırsa yapılsın devlet vergi kaybına uğrayacak. Rakı satışı düşüyor ama  tüketim azalmıyor. Evlere bunu yönlendirmenin nasıl bir yararı var, bilemiyorum.