Koronavirüs, döviz garantili Şehir Hastaneleri ile havaalanlarının yükünü ağırlaştırdı

 

Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) modeliyle ve ağırlıkla iktidara yakın müteahhitlere verilen Şehir Hastaneleri, havaalanları, köprü ve otoyollar için ödenecek dövize endeksli garantilerin ağır yükü, koronavirüs salgını ile birlikte bütçeyi ve Türkiye ekonomisini çökme noktasına sürükleyecek.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın (CSBB) hazırladığı KÖİ Modelli Yatırımların Maliyeti ve Hazine tarafından üstlenilen döviz garantileriyle ilgili raporda, önümüzdeki 20 yıllık dönemde bu projelerden kaynaklı garanti ödemelerinin tutarı 71,5 milyar dolar olarak yer alıyor.

Rapordaki rakamlara göre, KÖİ modelli bu projeleri devlet kendisi yapmış olsaydı ödeyeceği yatırım tutarı 67,5 milyar dolar olacaktı. Şimdi ise hazinenin üstlendiği dövize endeksli garantiler çerçevesinde iktidara yakın müteahhitlere bu yatırımlar için yapılacak ödemelerin toplamı 20 yılda 71,5 milyar doları bulacak.

Geçtiğimiz yıl işletmeye alınan İstanbul Havaalanı başta olmak üzere, KÖİ modelli ulaştırma (köprü, otoyol, tünel vs.) yatırımları 41 milyar dolar ile ilk sırada. İktidarın tüm dünyaya örnek olarak gösterdiği Şehir Hastaneleri ise 11,5 milyar dolar ile 11,9 milyar dolarlık enerji projelerinin ardından üçüncü sırada. Şu ana kadar faaliyete geçen Şehir Hastanesi sayısı 20.

Havaalanları, köprü ve otoyollar için müteahhitlere “yolcu ve araç geçiş sayısı” garantisi verilirken, Şehir Hastaneleri içinse “hasta” garantisi verildi.  Her birisi 3-4 bin yataklı, adı gibi adeta “küçük çaplı bir şehir” görüntüsündeki bu hastanelere verilen garantilerin tutturulabilmesi için de başta Ankara’da 13 hastane olmak üzere, pek çok şehirde yıllardır hizmet veren yüzlerce yataklı hastaneler kapatıldı.    

Ancak önce İdlib’de 27 Şubat’ta meydana gelen ve 36 Türk askerinin şehit edildiği hava saldırısı, ardından da 10 Mart’tan bu yana bir ölüm ve resmi vaka sayısı 98’e yükselen Koronavirüs salgını Şehir Hastaneleri’ni yeniden tartışma gündemine taşıdı.

Bir yandan askeri tıp fakülteleri ve askeri hastanelerin 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsü sonrası kapatılması, diğer yandan da Şehir Hastaneleri için devlet hastanelerinin, SGK Hastanelerinin kapatılmış olması, İdlib saldırısı sonrasında iktidarın sağlık politikalarının yanlışlığına yönelik eleştirileri daha da büyüttü. Ankara, İstanbul gibi büyük şehirlerde iki diğer şehirlerde bir olarak planlanan Şehir Hastaneleri’nin olası bir savaş ya da salgında, pek çok açıdan sorunlu olduğu öne sürülmeye başlandı.

CHP’nin doktor milletvekili Fikret Şahin bir savaş ya da salgın halinde binlerce yaralı ya da enfekte hastanın tek merkeze yönlendirilmesi mecburiyetinin, ülke güvenliği ve toplum sağlığı yönünden ne büyük riskler içerdiğinin, İdlib saldırısı ve koronavirüs salgınıyla somut şekilde açığa çıktığını söylüyor. 

Dr. Şahin kampüs şehir ya da dev kompleksler halinde inşa edilen Şehir Hastaneleri’nde binalar, ameliyathaneler arası mesafelerin bile kilometrelerce olduğunu belirterek, sistemin çare değil, çaresizlik ürettiğini ifade ediyor.

Son gelişmelerin özellikle büyükşehirlerde, şehir merkezindeki hastanelerin kapatılmasının ne kadar yanlış olduğunu apaçık gösterdiğini vurgulayan Şahin; “Saniyelerin bile hayati önemde olduğu sağlık alanında, şehirlerin kilometrelerce dışına inşa edilen Şehir Hastaneleri’ne ulaşımın zorluğu, yaşamsal müdahalelerin yapılmasını da güçleştiriyor,  hastanın kaybedilmesi ihtimalini büyütüyor. Bu modelin yanlışlığını, hastanelerin ticarethaneye, hastaların döviz garantili müşteriye dönüştürülmesinin yanlışlığını en baştan itibaren hep söyledik. Şimdi ülkemizi derinden sarsan güncel olaylar, haklılığımız acı biçimde gösterdi” diye konuştu.

Sağlık Bakanlığı salgın nedeniyle 83 milyon nüfuslu Türkiye’de 81 ilin 25’indeki hastanelerin koronavirüs vakalarında hizmet vereceğini açıkladı. Test laboratuvarlarının sayısı ise ilk aşamada üç olarak açıklandı. Vaka sayısı artmaya başlayınca, önce altıya son olarak 16’ya çıkartıldı. Ancak Türk Tabipleri Birliği (TTB), üyelerinden gelen bilgilere göre vaka sayısının açıklanandan yüksek olduğu duyumu aldıklarını, pek çok hastanede test yapılamadığını, test sayısının salgını önleme açısından az olduğunu, test kiti ve sağlık personeli için yeterli maske, eldiven, tıbbi cihaz olmadığını açıkladı. Nitekim Sağlık Bakanlığı’nın aldığı kararla eczanelerde maske satışı doktor reçetesine bağlandı. İktidara yakın bazı yazarlar ise bu açıklamalar üzerine, TTB’nin ismindeki “Türk” sözcüğünün kaldırılmasını savunan tepkiler gösterdi. 

TTB Koronavirüs İzleme Heyeti üyesi, enfeksiyon uzmanı Prof. Özlem Azap, muhtemel salgınlarda Şehir Hastaneleri gibi dev ölçekli hastanelerin enfeksiyon merkezi olarak kullanılması ve yönetilmesinin çok güç olduğunu belirtti. Prof. Azap, yaptığı açıklamada bu şehir gibi dev hastanelerin temizlik ve dezenfeksiyonunun bile olası salgınlarda büyük sorun olacağını öne sürerek, yatak sayısının çokluğuna karşılık asıl yoğun bakım kapasitesinin önemli olduğunu dile getirdi.

TTB en baştan itibaren karşı çıktığı Şehir Hastaneleri sisteminin, ülke ve toplum sağlığı açısından yanlış bir tercih olduğunu savunuyor. Koronavirüs salgınından çok önce kamuoyuna açıklanan TTB Şehir Hastaneleri Raporu’nda, sağlığın ticarileştirilmesi, işletmeci müteahhitlere dövize endeksli hasta garantisi verilmesi, ülke kaynaklarının israfı gibi eleştiriler yanında; “Milyonlarca insanın yaşadığı şehirlerde tüm sağlık hizmetinin tek bir merkeze yönlendirilmesi halinde olası bir salgının yönetilemeyeceği, tüm enfekte hastaların bir merkezde toplanması ve tedavi edilmesi durumunda orada başka hastalara sağlık hizmeti verilemeyeceği” görüşünü açıklamıştı. 

Salgın planlaması çerçevesinde alınan önlemlerle, Avrupa başta olmak üzere yurtdışına havayolu seyahatlerinin durdurulması, işletmelerin kapatılması, zorunlu olmadıkça dışarıya çıkılmaması uyarıları, toplu taşımanın yanı sıra şehirlerarası, uluslararası seyahatleri de durma noktasına getirdi. Bu süreç, Şehir Hastaneleri’nin yanı sıra KÖİ modelli havaalanları, otoyol, köprüler için verilen dövize endeksli garantilerin de hazine üzerindeki yükünü öngörülemez şekilde ağırlaştıracak. 2020 bütçesinde Şehir Hastaneleri ve diğer garanti ödemeleri için bu yıl 18,8 milyar TL (3,1 milyar dolar) ödenek ayrıldı. Ancak dolar ve euro kurunun hızlı şekilde yükselmesi yanında, boşalan havaalanları, köprü ve otoyol geçişlerinin garanti edilen araç sayısının çok altına düşmesiyle, hazinenin yapmak zorunda kalacağı garanti ödemesi tutarının bu ödeneği kat kat aşacağını söylemek yanlış olmaz. 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ekonomik önlemler konusunda iktidara bir dizi öneride bulunurken, KÖİ projeleri için yapılacak dövize endeksli hazine garantisi ödemelerinin ertelenmesini istedi. Kılıçdaroğlu; “Yaşanan büyük sağlık krizinin aşılması için her şeyden önce paraya ihtiyaç var. Malum Merkez Bankası’nın yedek akçeleri vardı, aslında bugün için kullanılması gerekirken, o yedek akçeler daha önce başka yerler için kullanıldı. Bugün yapılması gereken şudur; kamu özel işbirliğiyle yapılan ve garanti verilen ödemeler bir yıl için, sadece bir yıl için ödenmesin ertelensin. Bir yıl için ertelenirse kamu ciddi bir gelir kaynağına kavuşmuş olacak” dedi.

AKP’den kopan Ahmet Davutoğlu liderliğindeki Gelecek Partisi ve Ali Babacan liderliğindeki Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) de acil ekonomik önlem önerilerini gündeme getirerek iktidara, vergi, SGK, kredi borcu ödemelerinin ertelenmesi, KDV başta olmak üzere vergilerde indirime gidilmesi, elektrik, doğalgaz, internet fatura ödemelerinin üç-altı ay ertelenmesi, işçi çıkartmanın yasaklanması ve İşsizlik Fonu kaynaklarının devreye sokulması vb. çağrısında bulundular.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.