CHP’nin hekim milletvekili Yüceer: Korona tanısında çok gerideyiz

Koronavirüsle mücadele konusunda siyasette bir ortaklık var. Özellikle sağlık alanında. Sağlık bir uzmanlık alanı olduğu için orada olan mutabakat, ne yazık ki ekonomik alanda, ekonomik öneriler konusunda yok. 

Siyasi iktidarın açıkladığı paket, muhalefeti memnun etmedi. O paketten işverenler kısmen memnun oldu. Buna karşı CHP Genel Başkanı ve HDP’li yetkililer geçtiğimiz günlerde işçi odaklı bir paket açıkladılar. 

CHP, koronavirüsle mücadeleyi, ekonomi ve sağlık alanında kurduğu iki komisyonla izliyor. 

Bu hafta bu komisyonun CHP’li üyesi, Tekirdağ Milletvekili ve tıp doktoru Candan Yüceer ile son durumu, sağlık ve ekonomik tedbirleri konuştuk. 

***

Koronavirüs ile mücadelede hangi aşamadayız?

Salgınla mücadelenin üç önemli ayağı dediğimiz tanı, tedavi ve izolasyon ayakları, her zamankinden daha ciddi ele alınmalı.  Tanı konusunda test sayısını artırmamız gerekiyor. Daha yaygın bir şekilde test yapılması ve hızlı bir şekilde sonuçlandırılması gerekiyor. Tedavi konusunda sağlıkçılarımızın çabası ortada. Ancak onların sağlıklarını koruyacak önlemler yetersiz. Bu ilerisi için çok endişe verici. Bunun acilen çözülmesi gerekiyor. 

Nasıl? 

Bu konuda en büyük adım ülkemizi bir bütün olarak izole edebilmek olacaktı. Bu konuda iktidar kimi tereddütler yaşadı. Umreden dönen son kafile apartopar bir öğrenci yurdunda izole edilince anlaşıldı dorum. Belki daha erken ve daha kararlı bir tutum takınılsaydı, tablo farklı olabilirdi diye düşünüyorum. 

Böylesi kriz durumlarında kamu otoritesinin, sağlık otoritelerinin şeffaflık içinde hareket etmesi, topluma güven vermesi gerekiyor. Bugün yeterince şeffaf olunduğunu söylememiz mümkün değil. Bu durum da vatandaşlarda iki farklı uçta eğilimi doğuruyor. Bir yanda salgını hiç umursamayarak hem kendi sağlığını hem halk sağlığını tehlikeye atanlar, diğer yanda Sağlık Bakanlığı’nın attığı her adıma şüpheyle yaklaşıp komplo teorilerine, safsatalara kulak kabartanlar var. Güven ikliminin bir an önce sağlanması gerekiyor. 

Bir doktor olarak alınan tedbirleri nasıl buluyorsunuz? Eksiklikler var mıdır, varsa nelerdir?

Salgınla mücadelenin ilk ayağı tanıdır. Tanı koymak için test yapmamız lazım. Bu testi yaygın bir şekilde uygulamak, sonuçlarını hızlı almak ve bu sonuçlar konusunda şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde şeffaf davranmak gerekiyor. 

Bakanlığın açıklamasına göre test sayısı 20 bini henüz geçti. Kaba bir hesaplamayla 4 bin kişiden sadece biri test edilmiş. Kimi hastalara birden çok kere test yapıldığını düşünürsek bu sayı aslında daha da düşük. Salgının 12. gününde bu rakam yetersiz. Yani salgınla mücadelenin tanı ayağında gerideyiz.  Elbette Sağlık Bakanlığı bu konuda kimi adımlar atılacağını açıkladı. Temennimiz bir an önce bu adımların atılması ve koronavirüs testinin bir an önce 81 ilde yapılmasının sağlanması. Çünkü biz enfekte olan kişileri bulamazsak, onları izole ortamlarda tedavi edemezsek, hastalığın yayılmasına da engel olamayız. 

Mücadelenin diğer ayağı olan tedavi konusunda meslektaşlarım ve tüm sağlık çalışanları büyük bir özveriyle çalışıyorlar. Koruyucu ekipman yetersizliklerine rağmen aile hekiminden uzman doktoruna, hemşiresinden temizlik personeline kadar hepsi bu salgına karşı teyakkuz halinde. Ama büyük de bir risk altındalar. 

Virüs ülkemizde tespit edilmeden önce Sağlık Bakanlığı gerekli hazırlıkların yapıldığını, acil durum planlarının hazır olduğunu söylemişti. Bu konuda Bilim Kurulu üyeleri başta olmak üzere, değerli bilim insanlarının bilgilerinden yararlanıldı. Bunlar olumlu. Ancak şeffaflık olmayınca ne tür bir hazırlık yapıldığı konusunda duyumdan öteye geçen bilgi alamadık. Sağlık çalışanlarının bile süreç konusunda sağlıklı bir şekilde bilgilendirildiğini tam anlamıyla söyleyemeyiz. 

Şeffaflık eksik mi?

Öyle. Salgınla mücadelede ikinci haftayı geride bırakırken görüyoruz ki, sadece bilgilendirme konusunda değil koruyucu ekipman başta olmak üzere tedavi sürecinin sağlıklı yürümesine ilişkin kimi temel konularda hazırlıkları yeterince yapamamışız. Hastaları iyileştirmesi gereken sağlıkçıların kendileri büyük bir risk altında çalışıyor. 

Bakın birinci basamak sağlık hizmeti veren aile hekimleri, bugün kendi kaderine terk edilmiş. Kara borsadan maske almak zorunda bırakılıyorlar. Yani, daha sağlık sistemimizin ilk basamağından başlıyor sıkıntılar. 

Birçok hastanede sağlıkçılar günde bir veya iki maskeyle çalışmak zorunda kaldıklarını anlatıyorlar. Eve, gidiş gelişleri izole bir ortamda yapılmıyor. Bunun ne kadar büyük bir risk olduğunu her sağlıkçı bilir, Sağlık Bakanlığı yetkilileri de bilir. Bu konularda bir an önce somut ve mağduriyet yaratmayacak adımlar atılmalı. Tüm bu olumsuzluklar rağmen sağlıkçılarımızın her biri gösterdikleri çabayla büyük bir teşekkürü hak ediyorlar. 

Bu sürecin bir de ekonomik boyutu var...

Bu konu çok önemli. Bu sürecin ekonomik maliyeti ülke için ağır olacak görünüyor. Biz pikniğe gidenleri tartışıyoruz ama bir de çalışmazsa kirasını, faturasını ödeyemeyecek, karnını doyuramayacak insanlar var. Kapanan, çalışanlarını ücretsiz izne gönderen işyerlerini duyuyoruz. Yine kısa çalışma ödeneğine başvurulan işyerleri var.

Mesela işsizlik ödeneği ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanma şartları derhal kolaylaştırılmalı. Faturalar başta olmak üzere, ödemeler bir süreliğine ertelenmeli. 

Çünkü zaten ciddi boyuttaki ekonomik kriz korona etkisiyle daha da derinleşecek. İşsizlik de tıpkı korona gibi, bir salgın halinde yayılacak. Bütün ekonomistler bunu öngörüyor. Bu nedenle yoksul, dar gelirli ve işsiz yurttaşlarımızın, salgın nedeniyle gelir kaybına uğrayacak küçük esnafın ve gündelik işlerde çalışan yurttaşlarımızın sosyal ve ekonomik yönden desteklenmesi büyük önem taşıyor. 

Cumhurbaşkanı’nın açıkladığı paket ise bu ihtiyaçları karşılamaktan uzak. Evet, sanayicileri, küçük ve orta ölçekli işletme sahiplerini rahatlatacak kimi düzenlemeler var. Ancak bunların önemli bir kısmı, hâlihazırda iktidarın ajandasında olan ve her şartta hayata geçireceği düzenlemelerdi. Bu nedenle paket toplumun geniş kesiminde hayal kırıklığı yaşattı. 

Paketten emekliye kolonya, yurttaşa dua çıktı, deniliyor ya. Gerçekten de vaziyet bu. Bu pakette fatura ve borçların ertelenmesi olsaydı, işten atmaların önüne geçebilecek düzenlemeler olsaydı, işçi çıkarmayan ama ödeme güçlüğü yaşayan işletmelere çeşitli teşvik, kredi, ertelemeler vb. kolaylıklar sağlanması olsaydı, işsizlik ödeneği ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanma koşullarının kolaylaştırılması olsaydı, o zaman bu paket yurttaşın sağlığı için derdik.  Ama bu haliyle ipe un serilmiştir. Bu konuların da çözümü için zaten iktidar mecburen adım atmak zorundadır. Keza bir kısmı için düzenlemeler de yapıldığını görüyoruz. 

Daha ağır ekonomik ve sosyal sorunlara yol açmadan bu alanda tedbirler hayata geçirilmeli. Bizim yıllardır savunduğumuz Aile Sigortası uygulaması, bu bakımdan ciddiyetle ele alınıp hayata geçirilmeli. 

CHP olarak bu konuda neler yapıyorsunuz?

Salgının hem halk sağlığına hem de ekonomimize vereceği zararın en aza indirilmesi için yoğun bir çalışma içerisindeyiz.  Sağlıkçı arkadaşlarımız meslek örgütleriyle de iletişim içinde çeşitli çalışmalar yapıyorlar. Bu çalışmaların sonuçlarını hem Sağlık Bakanlığı’yla hem de kamuoyuyla paylaşıyoruz. Hem sağlık çalışanları için alınması gereken hem de yurttaşlarımız için alınması gereken tedbirleri somut bir şekilde ilgili yerlere sunuyoruz. Ekonomideki korona etkisine karşı önlemleri de iktidara her aracı kullanarak sunduk. Gönül isterdi ki, TBMM’de de bu konuyu sağlıklı bir şekilde tartışıp kararlar alabilelim. İktidar partisi ve ortağının oylarıyla bu konudaki önerilerimiz reddediliyor. 

Bizim çok somut önerilerimiz var. Öncelikle sağlık kuruluşlarının ve sağlık çalışanlarının tıbbi ve konaklama ihtiyaçları acilen karşılanmalı. Sağlık kuruluşlarındaki personel açığı hızla atamalarla giderilmeli. Ayrıca KHK ile görevlerine son verilen ve haklarında kesin hüküm bulunmayan sağlık elemanları yeniden görevlerine iade edilmeli. Askeri hastaneler süratle yeniden açılmalı. 

Salgınla mücadelede belediyelerle eş güdüm sağlanmalı. İller Bankası salgınla mücadele eden belediyelerimizden kesinti yapmaya bir yıl için son vermeli. İktidar ne yazık ki, “senin belediyen, benim belediyem” anlayışından uzaklaşamadı. Bu yaklaşımdan vazgeçilmeli. 

11 yıldan uzun süredir toplanmayan Ekonomik ve Sosyal Konsey bir an önce toplanmalı. Hiçbir sendika, hiçbir meslek örgütü dışlanmadan toplanmalı.  Vatandaşların salgının yayılmasına yönelik tedbirlere uymasını güvenceye almak için aile sigortası yasalaştırılmalı. Her yoksul aileye asgari 2 bin TL’lik gelir güvencesi sağlanmalı.

Borçlu konutların elektriği,  suyu ve doğalgazı kesilmemeli ve faiz işletilmemeli. Stokçuluk, sahtecilik ile etkin bir mücadele yapılmalı. Yurttaşların temel gıda, hijyen ve medikal ihtiyaçlarının karşılanması için belediyelerle koordineli bir mekanizma hayata geçirilmeli. Çiftçinin, esnafın borçları ertelenmeli. Fahiş fiyatla yapılan internet satışlarına ilişkin acil düzenlemeler yapılmalı. 

Alınan tedbirler kapsamında geçici olarak kapatılan işyerlerinde esnafın kira harcamaları hazineden karşılanmalı. Bu işyerlerinde çalışanların ücretleri kısa çalışma ödeneğinden yararlanamıyorlarsa İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanmalı. Bu durumdaki çalışanlarımızın kredi kartı ve kredi borçları faizsiz ertelenmeli. 

Sayıları 100 bini bulan ücretli öğretmen ile, 90 bine yakın kursiyerin eğitime verilen arada mağdur olmaması için gerekli düzenlemeler yapılmalı. 

KOBİ’ler için sicil affı getirilmeli. Turizm, eğlence, konaklama, ulaştırma tesisleri büyük zarar görecek. Bu sektördeki işletmelerin banka kredileri yeniden yapılandırılmalı. Sürekli ertelenmek zorunda kalan “turizm tanıtma fonu”, “konut vergisi” gibi düzenlemeler artık tümden yürürlükten kaldırılmalı. 

Kendi sağlıklarını tehlikeye atarak çalışan sağlık personeline, bu salgın krizi sonlanana kadar her ay iki maaş tutarında ödeme yapılmalı. Sağlıkta şiddet yasası bir an önce çıkarılmalı. 

Kamu Özel İşbirliği adı altında yaptırılan yol, tünel, köprü, şehir hastaneleri ve havaalanlarının yapılan Hazine garantili ödemeler bir yıl süreyle ertelenmeli, garantiler Türk Lirasına çevrilmeli. 

Bir de elbette toplumsal dayanışma… Dayanışma içinde, sadece kendimiz için değil hepimiz için hareket etme duygusunu yakalayamazsak bu mücadelemizin başarıya ulaşması güçleşecek. İktidar toplumsal dayanışmayı ve birliğimizi güçlendirmek yerine birbirimize olan güvensizliği artıracak, kutuplaşmayı arttıracak tutumlardan derhal vazgeçmeli. Salgınla mücadeleye gölge düşürecek, siyasi adımlardan kaçınılmalı. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.