Covid-19 ve Türkiye: 'Yangında körebe oynanmaz!'

Covid-19 hastalığının etkeni SARS CoV 2, yeni bir etken. Henüz aşısı olmayan, özgün ilacı olmayan bir etkenden söz ediyoruz. Öncelikle şunu belirtmeli ve unutmamalıyız ki Covid-19 ile yaşamaya alışacağız.

Bu nedenle dalgalar hâlinde en az 2022 yılına kadar bu enfeksiyon ile birlikte olacağımızı bileceğiz. 

Süresiz bir karantina ya da tecrit olamayacağına göre yeni bir normal tarif ederek normalleşmek zorundayız. Bu normalin içinde bireysel korunma önlemleri şart. Zorunlu olmadıkça sokağa çıkmamak, ellerin su ve sabunla sıkça yıkanması, el dezenfektanı kullanmak, toplu taşıma araçlarında ve kalabalık ortamlarda maske kullanmak ve en az 1.5m olacak şekilde fiziksel mesafe kuralları bireysel yaşamımızın olmazsa olmazları olacak.

Ve rutin normal yaşamın başlayabilmesi için gerekli düzenlemeleri de sağlık otoritesiyle birlikte, halk sağlığı uzmanlarının tavsiyesiyle hükümetler yapacak.

Bu aşama hem önemli hem de kritik bir karar alma süreci. Bir yandan bir salgın ile baş etmeye çalışmak, salgını yönetmek öte yandan salgınla ilişkili donma noktasına gelen ekonomiyi yeniden canlandırmak, tüketimi ve üretimi artırmak. 

Hangisine öncelik verilmesi sorusunun cevabı elbette ki sağlık. Fakat tüm ülkelerde ekonomi de normalleşme girişimlerinde kaçınılmaz yer tutuyor.

Normalleşme sürecinde alınacak kararlarda çeşitli kıstaslar kullanılmakta. 

Günlük toplam test sayısı ile yeni pozitif vaka arasındaki oranın yüzde 5’in altında olması ya da enfekte olan bir kişinin kaç kişiye enfeksiyonu bulaştırabildiğini gösteren Ro sayısı önem taşıyor. 

Covid-19 için Ro sayısı başlangıçta 2-2.5 arasında değişmekteydi. Yani enfekte olan bir kişi enfeksiyonu 2-2.5 kişiye bulaştırmakta, üssel olarak bulaşan kişi sayısı artmaktaydı. 

Salgının kontrol altına alındığının en önemli göstergesi bugün, yani kısıtlamalar sonrasında, Ro sayısının ne olduğudur.  

Normalleşme sürecine geçilebilmesi için bu rakamın <1 olması gerekmekte. 

Türkiye’de ne oldu? Salgının ikinci döneminde hastaları bulduk, tedavi ettik. Bir yandan da salgını kontrole yönelik kısıtlamalar getirdik. Okulları tatil ettik. 65 yaş üstü ve 20 yaş altına sokağa çıkma yasağı getirdik. Ekonomiyi koruma adına hafta sonlarıyla sınırlı, aç-kapa şeklinde sokağa çıkma yasakları uyguladık. 

Şu anda Türkiye’de de tartışılan ve karar alma süreçlerinin başladığı dönem, üçüncü dönem. Yani kısıtlamaları kaldırma kararlarını doğru biçimde almamız gerekiyor. 

Bunu yaparken aceleci olmamak, her karar için sağlıkta uzman kişilerin görüşlerinin alınması zorunlu. Kaldırılan her bir kısıtlamadan 14 gün sonra, kısıtlamanın kaldırılmasının salgın üzerindeki olumsuz etkilerinin var olup olmadığının araştırılması gerekmekte. Öte yandan her ülke test yapma kapasitesini artırmak, yeni vakaları bulmak, tedavi etmek ve bulaşı azaltma çabalarına devam etmek zorunda.

Türkiye ne yazık ki bu aşamada yine gömleğin ilk düğmesini yanlış ilikleyerek işe koyuldu. İlk olarak AVM'lerin açılması ve süper ligde maçların yapılacağı kararları verildi. 

Yaşam boyu tecrit ya da karantina ile devam edilemeyeceği mutlak. Ama en az 2022’ye kadar yaşamımızın bir parçası olacak Covid-19 ile baş etmenin birinci koşulu akıl ve bilim rehberliğinde hareket etmek. Ve ekonomik kaygıların, sağlığın önüne geçmemesi.  

Ne yazık ki mevcut durum siyasetin ekonomiyi öncellediği gerçeğini gizleyemiyor.

Günlük yeni vaka sayımızın azalıyor olması, günlük iyileşen kişi sayısının artıyor olması sevindirici. Ancak günlük vaka sayılarımız değişken, halen dalgalanmalar devam ediyor. 

Üstelik yakın zamanda Sağlık Bakanı Rt sayısının 1,56 olduğunu açıkladı. Bu ne demek? Normalleşme adına gereğinden daha cesur adımların atılması için çok erken, daha vakit var demek.

Unutulmamalı ki salgınlar yangına benzer. Yakıt ne kadar çoksa o kadar büyür, söndüremezsiniz. 

Burada yakıt, Covid-19’a karşı bağışıklığı olmayan vatandaşlardır. Bağışık olmayan kişileri hasta yada taşıyıcılarla hızla bir araya getirir kısıtlamaları kaldırırsanız, yangın yeniden büyür.

Son söz: “ Yangında körebe oynanmaz!”

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.