COVID-19'da 'İkinci Dalga' yolda: Türkiye'nin hala test stratejisi yok

Hafta başında adeta yaşama yeniden başladık. 

Yeni yaşamımızın adı “Yeni Normal”. 

Aslında kafalarımız karmakarışık. Bir kere 'Normal' nedir? Neden eski değil de yeni normal? Bunlar kafa karıştırıcı.
Yeni Normal tanımının içinde nelerin olacağı sorusu bir yana, bu tanımın içine kimlerin gireceği de epeydir önemli bir soruydu. Haftalardır eve kapatılmış olan 65 yaş üstü ve 20 yaş altı milyonlarca insan bekleyişteydi. Hafta sonları ya da tatil günlerini içeren sokağa çıkma yasakları, sosyalleşememe, vs. 

Yeni normal söyleminin yanına azalan Covid-19’lu olgu sayıları veazalan ölen kişi sayıları da eklenince Covid 19 kabusundan kurtulduk mu? 

Bu elbette ilk sorumuz. 

Oysa Covid-19’un bir yere gittiği falan yok. Hala bizimle. 

Burada ve her yerde. 

Ancak alınan önlemler, sokağa çıkma yasakları vb salgın hızını yavaşlattı. Henüz birinci dalga bitti diyecek durumda değiliz. Bu süreci tarif edecek olursak, salgının hızı yavaşladı. Bundan sonraki süreç ilelebet evde kalma süreci olmayacağına göre bir şekilde normalleşmek gerekiyordu. 

Normalleşme sürecini hızlandıran en önemli etmen şüphesiz tüm dünyada duran, üretmeyen ve tüketmeyen ekonomiler. Türkiye Covid-19 pandemisiyle karşılaştığında ekonomik kriz vardı. Bugün kriz, derin ekonomik buhrana dönüşmüş durumda. Ve bir şekilde ekonomi çarklarını döndürmek adına bizde de normalleşme başladı.

Yeni Normal sürece geçilirken her ülke kendi koşullarını değerlendirerek işe başladı. Bundan sonraki süreçte bireysel korunma önlemlerinin devam edeceği apaçık ortada. Ancak siyaset kurumu normali oluştururken nereden başlaması konusunda stratejik kararlar almak zorunda. 

Hızlı hızlı normalleşme yerine az riskli olan alanlardan daha çok riskli alanlara doğru bir açılım yapılması gerekmekte. Her bir açılımın salgın sürecine olumlu / olumsuz etkisini ölçmek için en az 1-2 haftalık süre lazım. 

Bu sürenin sonunda salgına ilişkin olumsuz sonuçlar olmadığında bir sonraki aşamaya geçilmesi gerekirken, Türkiye toptan açılımı tercih etti. Bir yandan bireysel korunma önlemlerine ilişkin –maske, mesafe, el hijyeni- uyarılar devam ederken, öte yandan toplu taşıma araçlarında yüzde 50 doluluk kuralının dahi bir gün içinde değişmesi açıkçası kaygı uyandırıcı. 
Yeni normalleşme sürecinde alınması gereken bir başka önemli karar test süreçlerinin nasıl yönetileceği idi. Birçok ülke haftalık hatta günlük test rakamı olarak 500 bin ila 1 milyon test rakamlarını kendisine hedef olarak koyarken Türkiye’nin halen belirlenmiş bir test stratejisi bulunmuyor. 

Oysa salgının kontrol altına alındığı ülkelerin en önemli stratejileri daha çok test yapmaları. Türkiye’de hala hastane başvuruları ve 'temaslı olgularla' sınırlı bir test stratejisi mevcut. 

Bu da günlük 20 bin - 35 bin arasında değişen rakamlar demek. Halbuki olguların yüzde 80’inin hafif seyirli ya da hiç bulgusuz olduğunu biliyoruz. Bu süreçte asıl hedef, hasta olmayan ancak risk grubunda olanlara test yapılması. Onlar içinde taşıyıcı olanların bulunması, izole edilmeleri. Bu grup hastalığı bulaştırıcı olmaları nedeniyle önem taşıyor. Sağlık personeli, bakım evlerinde kalanlar, cezaevleri tarama amaçlı PCR testlerinin öncelikli uygulama alanları. 

Sağlık Bakanlığı toplumsal bağışıklık düzeyini belirlemek için antikor testlerinin devreye gireceğini söylemesine karşın, bu konuda da henüz somut bir adım atılmış değil. Birçok ülke toplumsal bağışıklık düzeylerini belirlemeye başladı. Riskin çapını görebilmemiz için bu yönde de bir analiz gerekiyor. 

Normalleşmenin hızlı hızlı başlamasının nedeninin ekonomi çarklarını döndürmek olduğunu başta söylemiştim. Ancak yukarıda detaylarıyla belirttiğim üzere her durumda normalleşmenin merkezine 'insan'ı yerleştirmemiz gerekiyor. Merkeze 'insan' yerine 'ekonomi'yi koyduğumuz anda ve tedbirleri bireysel sorumluluk alanıyla sınırlı tuttuğumuzda, yeniden yükselen salgın hastalık sonuçlarıyla karşılaşma riskimiz mevcut. 

Siyaset kurumu ise herşeyin  mükemmel olduğunu söylüyor. Bir yandan da “Aman tedbiri bırakmayın!” söylemi ile tüm sorumluluğu vatandaşın omuzlarına yüklemeye devam ediyor. 65 yaş üzerinde ve 18 yaş altında olup da evlere kapattığımız milyonlar ise “herşey mükemmelse biz neden evdeyiz?” diye isyan ediyorlar. 

Covid-19 için ikinci dalga mutlaka olacaktır. 

Çünkü pandeminin doğası budur. 

Ancak  2.dalgayı geciktirmek  ve etkisini azaltmak bizim elimizde. 

Yeter ki 'Yeni Normal' tanımlamasını doğru yapalım.


©️ Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.