Gizli toplu mezarlar bize neyi anlatıyor!

Ağzını açanın, sağlık ve ekonominin düzenini sorgulamaya kalkanın gözaltına alındığı, “FETÖ”cü olmakla suçlandığı bir dönemde halk dünyayı kırıp geçiren bir salgın karşısında yapayalnız ve çaresiz kalmış durumda. Sosyal devlet ilkesinin yıkılıp ayaklar altına alındığı, gerçeğin sürgüne gönderilip yalanın ve şovcu bir dinin baştacı yapıldığı bir dönem bu…

Cezaevleri sırf inançları, düşünceleri veya etnik kimleri yüzünden tutuklanmış, mahkûm edilmiş masum insanlarla dolu. Sokaktaki yurttaşına sahip çıkmayan-çıkamayan devlet, dönüp buralara bakmıyor bile. Tutuklu-hükümlüsü ve cezaevi çalışanı ile binlerce insan öldürücü bir virüsün saldırısına açık. Hem kendileri hem yakınları endişe içinde.

Anamuhalefet partisi ortada yok, büyük umutlar bağlanan Ali Babacan’ın Deva Partisi de öyle… İnsanların can ve aş derdine düştüğü, en temel haklarının tehdit altında olduğu bir dönemde siyaset sahneden çekilmiş. Elinden geldiğince halka yardım eli uzatmaya çalışan HDP’ye de devlet izin vermiyor, halka yardım dağıtması engelleniyor.

Bir korku filminin içinden geçiyor Türkiye… Halkın sesi olması gereken Meclis sahneden silinmiş, etkisizleştirilmiş, işlevi kalmamış soru önergelerinin merkezi haline gelmiş. Bir de arada bir söz alan milletvekillerinin Hyde Park köşesine döndürülmüş ki, oradaki sözleri bile dokunulmaz değil, soruşturma ve cezaya tabii…

Ülkenin kaderi, ailesiyle birlikte Saray’ına kapanmış, bakanlarıyla bile bir araya gelmeye cesaret edemeyen tek bir adamın eline kalmış durumda. Onun tek yaptığı da, kaynağını bile doğru bilemediği bir ezanı dinlerken video çektirip halka “İşiniz Allah’a kaldı” mesajı vermek.

Devlet nedir, ne işe yarar sorusunun yüksek sesle gündeme getirilmesi ve Türkiye’deki mevcut devleti baştan aşağı değiştirmek zorunda olduğumuz bir dönem bu. Son kitapları ‘Dar Koridor’da (*) (The Narrow Corridor) Daron Acemoğlu ve James A. Robinson Türkiye’deki gibi depotik-illiberal bir devlet anlayışından Batı tarzı liberal demokrasiye geçişin önemini bir kez daha anlatıyor. Bu geçiş, oldu-bitti diyeceğimiz bir işlem değil. Sürekli korumak ve geliştirmek gerekiyor. Donald Trump, liberal demokrasilerin tehdit altında olduğunun göstergesi.

Ancak Bernie Sanders’ın başını çektiği Progressive Kanat da mücadelenin, haklara sahip çıkmanın göstergesi. Onların varlığı Demokrat Parti’yi etkileyip değiştiriyor, Amerika’da sosyal devlet ilkesini öne çıkarıyor. Amerikan tarihinin en büyük ekonomik destek paketine işsiz kalanlara doğrudan yardım, küçük işyeri sahibine destek ve ücretsiz korona testi girmesi bu kanadın mücadelesi ve gücü sayesinde oldu.

Çünkü hak verilmiyor, alınıyor… Çünkü Dar Koridor yazarlarının da Hobbes’a atfen belirttiği üzere, devlet insanın doğal halinin çatışmacı durumunu ortadan kaldırıyor, sınırları altındaki insanları koruyor, anlaşmazlıklarını adil bir biçimde çözümlüyor, sağlık, ulaşım, eğitim gibi kamusal servis sunuyor, ekonomik fırsatlar yaratıyor onlar için.

Ancak devletin bir başka yüzü var, Anadolu yüzyıllardır bu yüzle yaşıyor, coğrafyanın çoğunluğu gibi, bugün de o yüzü yaşıyor. Bu yüz, korkutucu ve despotik, halkın taleplerine duyarsız, sesini yükselteni susturuyor. Onları domine ediyor, hapsediyor, sakat bırakıyor, öldürüyor… Emeklerinin ürünlerini çalıyor, başkalarının da bunu yapmasına destek oluyor. (Bakınız Soma, yandaş müteahhitler, tersaneler, inşaatlar…)

Devletin bu yüzünü Çin’de, Rusya’da ve bugünün Türkiye'sinde bütün çıplaklığıyla görüyoruz. Bu devlet, “Çalışmazsam aç kalırım” diye video paylaşan kamyon şoförü üzerinden topluma gözdağı verip susturuyor. Bu devlet, test yapamadığı, etkili ve yaygın sağlık hizmeti veremediği yurttaşları için dağ başlarında toplu mezar kazıyor. Yakalanınca da valisine yalan yanlış açıklama yaptırıyor, inkâr ederken doğrulatıyor.

Bu devlet medyayı satın ve teslim aldığı için gerçekleri gizleyebiliyor. Arkadaşımız Nurcan Baysal Diyarbakır’da durumu anlatan masum dört tweet attığı için gözaltı kararıyla emniyete çağrıldı, salgın nedeniyle savcı gelemediği için geçici olarak serbest bırakıldı. Öyle bir gerçek korkusu ve gerçeği gizleme baskısı var.

İnsanlar komşuları birer ikişer eksildikçe fark edebilecek gerçeği. En çok da cihatçıların hiçbir kontrole tutulmadan gelip gittiği sınır illerinde fark edecek. Toplu mezar videosunun Antep’ten olması bir tesadüf değildi elbette.

Yine de insanlar elbette Almanya ile Güney Kore ile Kanada ile ülkesinin farkını fark edecek. “Hans’ın dedesi, Helga’nın anneannesi mükemmel sağlık koşullarında tedavi olup sağ salim evine dönebildi de, Ali’nin dedesi, Fatma’nın ninesi neden öldü?” sorusu akıllarına takılacak.

Belediye başkanlığı sırasında “Halkım hiç olmazsa öldüğünde binsin” diyerek Mercedes cenaze arabaları aldıran adamın ülkeyi getirdiği nokta bu. İnsanları gizli-saklı toplu mezarlarda defnettirmek, hastalıkla ilgili rakamları ve gerçeği gizlemek ama onu da eline yüzüne bulaştırıp bakana başka rakam, siteye başka rakam koydurmak…

Karanlık, ağır bedel ödenecek bir dönem bu. Tek umut var, virüsün kimi bilim insanlarının iddia ettiği gibi yaz aylarında etkisini kaybetmesi ve Batı’nın kış gelmeden bir aşı bulması. Yoksa elinizde sadece camilerden okunan sala ve adamın cep telefonundan dinlediği ezan var…

(*)The Narrow Corridor- States, Socities, and The Fate Of Liberty Penguin Press / Daron Acemoğlu - James A. Robinson


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.