İran koronayla mücadele edemiyor: Türkiye için risk kapıda

Tüm dünyayı korkutan koronavirüs, komşu ülke İran’da engellenemiyor. İran devletinin kurduğu Koronavirüsle Mücadele Karargahı (NHCFC)’den bir yetkiliye göre, İran'ın tüm enfekte bölgelerinde tam karantina politikası uygulanmazsa, Mayıs ayı sonuna kadar İran’da 700 bin kişi koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedebilir.

İran’da bir süre doktorluk yapan ve şu anda İstanbul’da yaşayan Kamiar Alaei, enfeksiyonla ilgili hükümet rakamlarının gerçek rakamların çok altında olduğunu, hükümetin paniğe neden olmamak için rakamları düşük gösterdiğini söylüyor. Dr. Alaei, rakamların düşük gösterilmesinin ise hem uluslararası yardımları etkilediğine hem de insanların kendilerini evlerinde karantinaya almanın önemini göz ardı ettiğine dikkat çekerek şöyle konuşuyor: 

“Örneğin, Kazvin halkı şehirde 6 Mart Cuma günü tespit edilen gerçek enfeksiyon sayısının 600 olduğunu ve 19 kişinin öldüğünü bilseydi, kendilerini mümkün olduğunca evlerinde kapatırlardı.”

6 Mart Cuma günü Tahran'da yalnızca 260 kişinin koronavirüs enfeksiyonundan öldüğünü anlatan doktor, bu insanların 200’ünün Tahran Behest Zahar Mezarlığı'na gömüldüğünü belirtiyor.

Dr. Alaei, NHCFC yetkililerinden aldığı bilgiye göre, NHCFC’nin İran yönetiminden seyahatin kısıtlanması ve sıkıyönetim ilanı talep ettiğini, ancak bu talebin reddedildiğini belirterek “Tam tersine çalışma saatlerini bile normale döndürdüler ve görünüşe göre bu artış işe gidip gelirken oluyor” diyor.

İran rejimi liderlerinin insanların hayatlarıyla oynadığına inanan doktor, rejimin yöneticilerinin kendi sağlıklarını ise garantiye aldığını söylüyor ve şöyle konuşuyor:

“Rejimin favorilerinin ilaç ve tıbbi hizmetlere erişimi var ve eğer enfekte olmuşlarsa ve hastalık şiddetli değilse, iyileşecekler. Mesela, Ruhani'nin İlk Başkan Yardımcısı olan İshak Cihangiri. Doktorlar hala dinlenmesine rağmen iyileştiğini söylüyor. ”

NHCFC yetkililerinden aldığı bilgiye göre, İran’da koronavirüs hastalarının tedavisinde ilaç yetersizliğinin de önemli bir sorun olduğunu söyleyen doktor sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Eğer İran sağlık politikasını siyasetine bağlı hale getirmemiş olsaydı, hayatlar kurtarılmış olabilir ve hastalığın bu kadar yaygın bir şekilde bulaşması engellenebilirdi.”

Dünyanın dört bir yanından Şii Müslümanlar için en önemli teoloji eğitim merkezi olan ve hac merkezi olarak görülen Kum şehrinde yüzlerce Çinli öğrenci ve genç din adamının okuduğunu da hatırlatan Dr. Alaei, İranlı işadamlarının sık sık Çin'e gittiğini, İran'da yüzlerce Çinli işçi ve mühendisin çalıştığını, bu yüzden İran ve Çin arasındaki uçuşların devam ettiği bilgisini de veriyor.

Youtube’de yayınlanan bu video da Kum kentinde, koronavirüs sonrası gerçekleşen ölümleri gün ışığına çıkardı. İran medyasındaki haberlere göre, videoyu çeken kişinin tutuklandığını söyleyen doktor; videoda şu ifadelerin yer aldığını söylüyor:

“Bunlar bu sabah buraya getirilen cesetler. Ne yazık ki ceset sayısı çok fazla - nasıl denersek deneyelim hiç bitmeyecek. Hepsine koronavirüs bulaşmış ve yıkanmaları gerekiyor. İşte başka bir oda. Bu cesetler beş altı gün öncesinden. Bu Khosroshahi ailesinden biri. Ceset birkaç gün burada kaldı ve henüz sahipleri almadı. Durum çok kötü. Tanrı yardımcımız olsun.”

Dr. Alaei aracılığıyla, Tahran'daki Şüheda Tajrish Hastanesi'nden Fatima adlı bir hemşire ile de görüştük. Hastanede kendilerinin kullanabileceği maskelerin dahi olmadığını söyleyen Fatima; “N-95 Koruyucu Maske piyasada mevcut değil. Düşük kaliteli filtre maskeleri var. Eldiven ve alkol da çok az. Bu sorunlar sadece bizim hastanede değil, diğer şehirlerin hastanelerinde de var” diyor.

Yine Dr. Alaei’nin çevirmenliğiyle konuştuğumuz Tahran'ın Acil Durum Merkezi'nde çalışan Amir ise durumu şu sözlerle anlatıyor:

“Kıyafetlerimiz yeterli değil. Ateş, öksürük ve nefes darlığı gibi belirtileri olan bir hastayı ziyaret ederken bu kıyafetleri giymemize izin verilmiyor. Zaten bütün hastanede sadece iki tane var.”

Amir, Gilan şehrinde hemşirelik yaparken hayatını kaybeden 25 yaşındaki hemşire Nergis Hanalizadeh’in ölümünden sonra daha çok korkmaya başladığını söyleyerek, hastane içinde video çeken sağlık çalışanlarının dahi İran İstihbaratı tarafından uyarıldığını anlatıyor. 22 Şubat Cumartesi günü Sağlık Bakanı Yardımcısı ile bir grup doktorla araya gelerek, Tahran ve diğer İran şehirlerinde koronavirüsün yayılmasına ilişkin en son bulguları konuştuklarını, toplantıdan kısa bir süre sonra, Devrim Muhafızları ekiplerinin, doktorları herhangi bir bilgiyi sızdırmamaları konusunda uyardığını da ekliyor.

Halen İran’da görev yapan bir doktora göreyse, İran hükümetinin koronavirüs krizini kontrol etme planı yok. Doktor “Bu yüzden yetkililerin gizlilik dışında başka seçeneği yok” diyor.  

İranlı bazı doktorlarda halka yönelik ‘evde kal’ kampanyası başlatmış durumda. Kampanyayı başlatan Dr. Reza Chaman, virüsün yayılmamasının tek yolunun bu olduğunu söylerken; pek çok hesaptan da ‘evde kal’ çağrıları yapılıyor. Kampanya ilişkin yapılan bilgilendirmelerde, Nazi döneminin örnek verildiği belirtiliyor ve 2. Dünya Savaşı’nda Yahudilerin, Nazilerden saklanmak için aylarca bodrumlarda yaşadığı hatırlatılıyor.

Ancak bütün bu kampanyalara rağmen, İran’da korona ile mücadelenin tıptan ziyade siyaset ve din meselesi olduğunu savunanlar çoğunlukta. Onlardan biri de Dr. Kazem Atari. Başlangıçta sağlık sisteminin enerjisinin kamuoyuna yanıt vermek için harcandığını belirten Atari, hastalığın gizlenemez boyuta ulaşmasıyla İran rejiminin koronanın varlığını kabul etmek zorunda kaldığını vurguluyor.

İranlı gazeteci Faramarz Daver ise, salgının başladığı Çin kenti Wuhan'dan sonra İran’ın Kum kentinin dünyadaki ikinci virüs merkez üssü olduğunu hatırlatarak “İran halkı, hükümetin koronavirüs ölümleri hakkında yayınladığı resmi sayılara bile inanmıyor. Bunun yerine, bağımsız medya tarafından yayınlanan rakamlara inanmayı tercih ediyorlar. Bu, hükümetin insanların sorunlarına yönelme yeteneğini giderek kaybettiğini ve vatandaşlarının gözünde meşruiyetini sürekli olarak kaybettiğinin kesin bir işaretidir” yorumunu yapıyor.

Kum kentini karantinaya almamanın, Türkiye'den Çin'e seyahat eden yolcuların İran'daki aktarma yapmasına izin vermenin, salgına rağmen Çin'e uçuşları sürdürmenin bu güvensizliği artırdığını söyleyen Daver; İran’ın yakın tarihinin en büyük sosyal krizlerinden birini yaşadığı görüşünde: 

“Ülkedeki koronavirüs salgını, toplumun yaygın bir korku ve büyük bozulmaya yol açtı. Tahran'daki sokaklar ve ülkedeki diğer birçok şehir boş, okullar ve üniversiteler kapalı. İnsanlar alışveriş merkezlerinin ve pazarların fotoğraflarını paylaşıyor, birçok küçük dükkân kapalı. Acil durumlar dışında pek çok insan evden çıkmıyor.”

Korona’dan önce İran turizminin, Devrim Muhafızları’nın bir yolcu uçağını düşürmesinden dolayı kayıplar yaşadığını anlatan Daver; Kovid 19’dan önce de zar zor ayakta duran İran sanayisinin durma noktasına geldiği görüşünde. Daver bunu “Yani koronavirüs bombası sağlam bir binaya çarpmadı, her gün daha da harap hale gelen yıkık bir eve düştü” benzetmesiyle tarif ediyor.


© Ahval Türkçe