Karantinadaki kadınların karşı karşıya olduğu tehlike: Erkek şiddeti

Yaşadığımız evrensel kriz, bir yandan herkeste sağlıklarıyla ilgili endişe yaratırken; kadınlar ise bunu daha katmerli yaşıyor. Çünkü evlere kapanma süreciyle birlikte dünya çapında kadına yönelik şiddet arttı. Pek çok kadın örgütü ve akademisyen de, devletleri bu konuyla ilgili önlemler almaya davet ediyor.

Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Şevkat Bahar Özvarış, Birleşmiş Milletler (BM) insan hakları uzmanlarının Covid-19 krizinin çözümünün sadece sağlık ile ilişkili bir problem olmadığını, sorunun insan hakları açısından ele alınması gerektiğini hatırlattı.

Her alanda ayrımcılığın önüne geçme, katılım, yetkilendirme, şeffaflık ilkelerinin sağlık politikalarında uygulaması önemli olduğunu belirten Özvarış; “Çünkü günümüzde yaşanılana benzer durumlar incinebilir gruplar için var olan eşitsizliklerin şiddetlenmesine sebep olmaktadır. Sosyoekonomik açıdan dezavantajlı olan, bakım yükünü sırtlamaya zorlanmış, cinsiyete dayalı şiddetin artması riskiyle karşı karşıya olan kadınlar da bu gruba dâhildir” dedi.

Covid-19 mücadelesi kapsamında önerilen önlemlerin aile içi şiddeti artırdığını belirten Prof. Özvarış, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hükümetler kadın ve çocukların haklarını desteklemeye yönelik önlemler almalıdır. Sosyal desteğin ve kolluk kuvvetlerinin müdahalesinin azaldığı tecrit şartları altında mağdurların acil durum hatlarına, yardım hizmetlerine ve sığınma evlerine erişiminin kolaylaştırılması gerekmektedir. Hareketin kısıtlandığı, insanların sınırlı olduğu ve koruma sistemlerinin zayıfladığı bu salgın sırasında, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet artmaktadır.”

Özvarış ayrıca bazı veriler de paylaştı:

“Sağlık alanında hizmet sunanların yüzde 70’ini kadınlar oluşturmaktadır. Bu oranın yanında; dünya genelindeki parlamenterlerin sadece yüzde 25'i kadındır. Devlet veya Hükümet Başkanlarının ise yüzde 10'undan azı kadındır. Covid-19 ile mücadelede ise karar verme düzeyinde etkin rol oynamamaları dikkat çekicidir. Bu durum çalışma ortamlarındaki ayrımcılığın, kadınların ihtiyaçlarının ve hastalığın üreme sağlığı üzerindeki etkilerinin görmezden gelinmesine sebep olmaktadır.”

Yaşanan toplumsal krizin negatif etkilerinin kadınların sırtına yüklenmemesinin sağlanması için cinsiyete göre ayrıştırılmış verilerin toplanması, planlamaların bu şekilde yapılması gerektiğini söyleyen Özvarış; bu konuda hükümetlerin politikalarını şu sorulara yönelik düzenlemesi gerektiğini vurguladı:

-Salgın nedeniyle toplumsal hareketlilik kısıtlandığında kadına yönelik şiddet artmaktadır. Bu durumdaki bireylerin yardım başvuruları nasıl güvence altına alınıyor?

-Planlanan ekonomik yanıtlar kadınlar için uygulanabilir durumda mı?

-Sosyal güvenliğe erişimdeki eşitsizliklerin, kadınların bu süreçteki haklarını engellememesi garanti altına alınmış mı?

-Kadınların erkeklere ekonomik bağımlılığını azaltmak amacıyla yardımlar planlanıyor mu?

- Uzaktan eğitimde kız çocuk evde bakıcı rolünü üstlenmek durumunda kalabilir. Bunun önlenmesi ve kız çocuğunun eğitim hakkının korunması için ne planlanıyor?

-Düşük ücretli, sigortasız işlerde çalışan kadınların hakları korunuyor mu? Sağlık hizmetine erişim güvencesi için ne yapılıyor?

-Sağlık hizmetlerinin salgın ile mücadele için yönlendirilmesi temel sağlık hizmetlerini aksaklığa uğratabilir. Buna ilişkin olarak anne ve kadın sağlığının bu süreçte korunması için ne yapılıyor?

Sağlık sitemi üzerinde yaptığı yüklenme sonucu tüm kaynakların tedavi hizmetlerine yöneltilmesinin kadın sağlığı üzerinde olumsuz etki yaptığını belirten Özvarış; “Bu dönemde doğum öncesi bakım ve doğum ile ilişkili sağlık hizmetlerinin, üreme ve cinsel sağlığın korunmasına ve doğum kontrol yöntemlerine yönelik danışmanlık hizmetlerinin verilmesinin devamlılığı sağlanmalıdır” vurgusunu da yaptı.

Covid-19 ile mücadeleden etkilenen sektörlerin çoğunun (seyahat, turizm, restoranlar, gıda üretimi) kadınların işgücüne yüksek katılımının bulunduğu sektörler olduğunu söyleyen akademisyen, ayrıca kolluk kuvvetlerinin mağdurların çağrılarına yanıt vermeye duyarlı hale getirilmesi gerektiğini belirterek şöyle devam etti:

“Hükümetler, Covid-19'a karşı olağanüstü koşulların ve kısıtlayıcı önlemlerin, kadınların şiddetten uzak bir yaşam hakkı ihlaline yol açmasına izin vermemelidir. Kadınlar ve kız çocukları için verilen mücadeleler herkes için daha iyi sonuçlar elde edilmesine sebep olacaktır. Bu ilkeler ve bilimsel bilgiye güven; ön yargıların, ayrımcılığın, eşitsizliklerin ve şiddetin önüne geçilmesini sağlayacaktır.”

Virüsün yayılmasını önlemek amacıyla evlere kapanılmasının, kadınları bir tehlikeden korurken başka bir tehlikeye açık hale getirdiğini söyleyen Mor Çatı yetkilileri de, bir tehlikeden korunurken bir başka tehlikeye açık hale gelindiğine dikkat çekiyor. Mor Çatı’dan yapılan tespitler şöyle:

“Herkes için güvenli bir alan olması gereken evlerin, kadınlar ve çocuklar için şiddete maruz kaldıkları alanlar olduğunu biliyoruz. Kadınlara en çok kocası, babası, partneri veya abisi gibi en yakınındaki erkekler şiddet uyguluyorlar. Bunun yanı sıra ev içindeki cinsiyetçi ve eşitsiz iş bölümü, yemek, temizlik ve çocuk bakımı gibi bugünlerde artan iş yükünü tamamen kadınların omuzlarına yüklüyor. Çin’deki karantina sürecinde eve kapanan çiftlerin karantina kalkar kalkmaz boşandıklarını gördük. Aynı şekilde basın yoluyla Amerika ve Avrupa’daki deneyimlerin de bundan farklı olmadığını takip ediyoruz. Kadınlar için salgın hastalıktan kaçmanın bedelinin ev içi şiddete maruz kalmak olduğunu dünyanın farklı yerlerindeki deneyimlerde görüyoruz.”

Kadınların şiddet uygulayan erkekler evdeyken rahatlıkla destek mekanizmalarına ulaşamadıklarını belirten Mor Çatı yetkilileri “Kocası işsiz olan kadınların yalnız kaldığı ilk fırsatta destek alabileceği bir kurum olarak Mor Çatı’yı aradığını görüyoruz” diyor.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın kadın sığınaklarının dezenfekte edildiğine dair açıklama yaptığını söyleyen Mor Çatıcı yetkilileri şu soruları soruyor: “Sığınak ihtiyacı olan kadınlar bu süreçte doğrudan sığınağa kabul ediliyor mu? Virüs kapsamında buna dair nasıl bir önlem alınıyor? Virüs taşıyıcısı olma riskine dair neler yapılıyor? Bu dönemde başvuran kadınlara güvenli bir ev veya daire tahsis edilmesi gibi yeni uygulamalara yer veriliyor mu? Şiddete maruz kalan ve sığınak ihtiyacı olan bir kadında, aynı zamanda koronavirüs olduğu tespit edilirse nasıl bir güvenlik önlemi alınıyor?”

Mor Çatı’nın vurgu yaptığı bir nokta da, tıpkı Prof. Özvarış gibi, “kadınların doğum kontrol yöntemlerine erişebilmeleri”. Aile Sağlığı Merkezleri tarafından doğum kontrol araçlarının ve ertesi gün hapı ücretsiz olarak dağıtılması gerektiğini söyleyen Mor Çatı’nın dijital şiddete de dikkat çekiyor:

“Mor Çatı’ya dijital şiddet nedeniyle başvuran kadınların internet üzerinden tanıştığı ve ilişki kurduğu erkekler tarafından da dijital şiddete maruz kaldığını gözlemliyoruz. Eve kapandığımız bu günlerde internet üzerinde kurulan arkadaşlık veya partnerliklerin artması söz konusu olabilir. Kadınların güven duyarak paylaştıkları tüm özel bilgileri veya görüntüleri daha sonrasında tehdit amaçlı kullanılabiliyor.”

Mor Çatı kadınların bu süreçte şiddetten uzaklaşabilmeleri için alınması gereken acil önlemleri de şöyle sıraladı:

“Online sosyal, psikolojik ve hukuki destek verilsin, sosyal yardımların arttırılması, ulaştırılması için Sosyal Hizmet Merkezi kriz masaları oluşturulsun. Alo 183 Acil Yardım Hattı olarak çalışsın. Hat sadece kadına yönelik şiddet konusunda destek versin ve kapasitesi artırılsın. Kolluk kuvvetleri görevini yapsın! Şiddet uygulayanın evden uzaklaştırılması için gerekli uzaklaştırma kararlarını alsın ve alınanların takipçisi olsun. Sığınak ve acil barınma ihtiyaçları salgına ilişkin sağlık önlemleri uygulanarak sağlansın. Aile Sağlığı Merkezleri tarafından ücretsiz doğum kontrol araçları ve ertesi gün hapı dağıtılsın.”


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.