Korona günlerinde iklim hareketi

Koronavirüsünün karantina uygulamaları ikinci yılına giren küresel iklim grevi eylemleri de nasibini aldı. 5. Küresel İklim Grevi dijital platformlarda gerçekleştirildi.

Şimdiye kadar yapılan iklim grevlerine milyonlarca insan katıldı. Son iklim grevine gençlerin çağrısına uyan toplumun her kesiminden insan katıldı. Greta Thurberg, hareketin liderliğini de üstlendi. Birleşmiş Milletler çatısı altında gerçekleştirilen iklim zirvelerinde, Davos’ta vb. dünya liderlerine seslendi:

“Buna nasıl cüret edersiniz?” 

Gençlerin iklim grevleri sayesinde iklim krizi, kendini “yüksek siyaset”in konuları arasında yerini almasını sağladı. Çünkü aslında “yüksek siyaset”in iklim krizi gibi bir gündemi olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Hatta iklim krizine en büyük katkısı olan ABD, Brezilya, Çin, Hindistan gibi ülkelerin başında “iklim krizi inkarcısı” liderler hükümette. Küresel emisyon salımında yüzde 35’inden sorumlu olan 20 şirketten biri olan Exxon petrol şirketinin CEO’su ABD’de Trump’ın hükümetinde bakan. Türkiye’de de turizm şirketi sahibi turizm bakanı, hastane zinciri olan biri de sağlık bakanı.

Bolsonaro ve Morrison ülkelerindeki orman yangınlarını aylarca sadece seyrettiler. Bunlar şirketlerle hükümetlerin artık iç içe geçtiği bir yönetim biçimi yaratıyor. Dolayısıyla hükümetler toplumdan gelen tepkilere, taleplere daha fazla kapalılık gösteriyorlar. Bilgiler saklanıyor, hak arama mücadeleleri yoğun baskı ile karşılaşıyor.

Dünyanın her yerinde uzun yıllardır, şirketlerin doğa talanına karşı can bedeli süregelen çevre ve ekoloji hareketleri oldu. 1970’li yıllardan itibaren neoliberal politikaların yarattığı küreselleşme, dünyanın her yerinde şirketlerin temel hizmetleri ele geçirmesini sağladığı için, daha önceki zamanlardan kat be kat fazla, yaygın ve derin bir doğal yıkımla karşı karşıya kaldık.

Dolayısıyla bu yıkıma karşı hareketler de daha geniş bir coğrafyada tekil direnişler olarak ortaya çıktı. Ve yine aslında küreselleşmenin altyapısını sağlayan iletişim teknolojilerini, sosyal medya olanaklarını kendi lehlerine kullanmayı başararak yerel direnişlerin birbiri ile kontak kurması, kıtasal, enternasyonal ya da ulusüstü örgütlenmeler, ağlar, forumlar geliştirmeyi başardılar. 

Buna rağmen bu hareketlerin ajandası büyük oranda yerel sorunlar olarak kaldı. İklim krizi her zaman bu yerel hareketlerin de gündemindeydi. Ozon tabakasındaki delinmenin, nükleer silah denemeleri ve nükleer santral kazalarının yarattığı felaketler, nükleer atıkların yarattığı zararlar, termik santrallerin, sanayi atıklarının hava, su ve toprakta yarattığı zehirlenme çevre ve ekoloji hareketinin temel gündemleri oldu.

İklim krizi, bütün bu tekil sorunların hem sonucu hem de bu tekil, yerel sorunları daha da katmerleştiren ve yeni boyutlar kazandıran bir durum yarattı. Bu nedenle de iklim hareketi, bu yerel, tekil sorun odaklı hareketlerin meta-hareketi, iklim krizi de ekoloji hareketinin meta-anlatısı haline geldi. 

İklim hareketi uzun yıllar, BM bünyesinde yürütülen iklim politikalarının daha doğrusu pazarlıkların bir parçası olarak kaldı. Hareket esas olarak “karar vericiler”i ikna etmeyi esas alan iyi niyetli çalışmalar yürüttüler.

Bu nedenle STK’cilik olarak adlandırılan “farkındalık”, “raporlama” gibi yöntemler temel mücadele biçimi oldu. Fakat artık krizin geldiği aşama karşısında hükümetlerin yaklaşımı, iklim krizine karşı piyasa mekanizmaları ile karbon ticareti, karbon kapanlar gibi mühendislik sihirbazlıkları dışında da bir “çözüm” üretemedi. BM müzakereleri de teknokratlar, bürokratlar arasında top çevirmek dışında hiçbir “ilerleme” sağlamadı. 

BM bünyesindeki IPCC’nin raporlarında "1,5 derece, iki derece gibi limitlerin aşımı için 10 yılımız kaldı, 20 yılımız kaldı" açıklamalarının pek anlamı yok; çünkü dünyanın birçok ülkesinde iklim krizinin yarattığı felaketleri yaşıyor. Kuraklık ya da ani ve aşırı yağışlar, tsunami, kasırgalar, orman yangınları, biyoçeşitlilikteki azalma… Her gün iklim krizinin neden olduğu felaketlerle ilgili yeni raporlar, yeni uyarılar, perspektifler yayınlanıyor. Dolayısıyla iklim krizi gittikçe küresel ve yerel hareketlerin ana gündemi haline geliyor(du).

Korona virüsünün küresel olarak yarattığı durum iklim krizi ve hareketi açısından nasıl bir sonuç yaratacak? Hükümetlerin karantina ve sokağa çıkma yasaklarının yarattığı durumda sokak etkinlikleri, kitlesel toplantı, basın açıklaması gibi gündelik yaşamı kesintiye uğratan eylem biçimlerinin kullanılamadığı durumda, hükümetleri, şirketleri nasıl durduracağız, onlar üzerinde nasıl baskı yapacağız? 

Korona nedeniyle COP26 zirvesi ertelendi. Trump hükümeti, olağanüstü bir karar alarak, rutin olarak yapılan kirlilik görüntüleme ve raporlamalarına uyulmasını beklemeyeceğini ve bu kurallar çiğnendiğinde herhangi bir yaptırım uygulanmayacağını açıkladı.

Türkiye’de de ÇED raporunda “kömür iyi kullanıldığı takdirde temiz bir yakıttır” denilerek, halihazırda termik santral merkezi haline gelen Afşin’de yeni bir termik santral için “ÇED Olumlu” raporu verildi. Yani şirketler ve hükümetler durmuyor. 

Elbette de gençler, bilim insanları, şirketlerin doğa düşmanı politikalarının mağduru milyonlarca insan da durmayacak. Şimdiye kadar olduğu gibi, hareket, bundan sonra da, yeni yollar, yöntemler geliştirerek kendi yolunu açacaktır. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.