Korona günlerinde iktidar ve onun Diyanet'i

Koronavirüs salgını karşısında her kurum, kendi sorumluluk alanında üstüne düşeni yapmaya çalışıyor.

Sağlık Bakanlığı’ndan yerel yönetimlere, STK’lerden sahadaki sağlık çalışanlarına kadar herkes özveriyle çalışıyor.

Bütün bu süreçte iki kurum kötü sınav veriyor.

Bunlardan ilki siyasi iktidardır.

İkincisi ise Diyanet İşleri Başkanlığı’dır (DİB).

***

Siyasi iktidar, salgının ulaştığı boyut ve yakın gelecekteki olası senaryolar dikkate alındığında halkın gerek sağlığı gerekse başta ekonomik olmak üzere gündelik hayata dair endişelerini giderecek yeterli adımları atabilmiş değildir. 

Dünyadaki örneklere bakıldığında halkın genel sağlığı için olması gerekenin sokağa çıkmanın, ya tamamen ya da belirli ihtiyaçların giderilmesi koşuluyla sınırlandırılması gerçeğidir.

Oysa bugüne kadar alınan tedbirlerin hepsi palyatif. Ne yazık ki, ilk günlerde yapılması gerekene doğru adım adım zaman kaybederek gidiyoruz.

Bununla birlikte halkın başta ekonomik olmak üzere gündelik endişelerini (işsiz kalma, fatura ve borç ödeyememe, vs.) giderecek hiçbir tedbir yok. Bu sosyal devletin fiili olarak da ölümüdür.

Tek tek belediyelerin inisiyatif alarak borçları ötelemesi ya da fatura okumaması, halkın endişelerini giderilmesi değil, ertelenmesidir ancak. Bütün endişeleri giderecek, sorunları çözecek olan bizatihi siyasi iktidardır.

Belediyelerin sosyal belediyeciliği ile bu süreci atlatmamız mümkün değildir. Karşı karşıya olduğumuz bu krizi, devletin, Anayasa’nın 2. Maddesi’nde yazan “sosyal devlet” nosyonunu sahiplenmesiyle atlatabiliriz.

Bu konularda adım atmayan siyasi iktidar, içine girdiğimiz koşullarda daha da imkânsız hale gelen Kanal İstanbul için ilk ihaleye çıkıyor.

Nereden tutsan elinde kalıyor.

***

Yine bu süreçte bir kötü sınavı da; siyasi iktidarın güçlü bir ideolojik aygıtına dönüşen Diyanet vermektedir. Sadece ideolojik aygıt olarak değil aynı zamanda koronavirüsün tüm ülkeye yayılmasına olan büyük katkısıyla da.

Koronavirüs, 1 Aralık 2019’da ortaya çıktı ve hızla yayıldı. Bu gerçeğe rağmen 2020 yılı umre programı ertelenmedi.

İlk Umre grubu 7 Ocak 2020’de Arabistan’a gitti. Yedi ile 20 günlük arasında olan programda ilk dönüşler 14-15 Ocak ile 27 Ocak arasında oldu. Nihayet ülkeye Umre’den son dönüş, 15 Mart’ta yani Türkiye’de koronavirüsten ilk ölümün gerçekleşmesinden dört gün sonra oldu.

Şu anda Arabistan’da kalan 365 civarında yurttaşımız dışında yaklaşık 21 bin kişi koronavirüsün tüm dünyaya yayıldığı ocak, şubat ve mart aylarında umreye gidip döndü.

Umreyee gidenlerin yaş ortalamasının risk kabul edilen 50 yaş üstünde olduğu gerçeğini de not edelim.

Peki bütün bu süreç içinde Sağlık Bakanlığı ve DİB hangi tedbiri aldı?

Alınan en etkili tedbir ilk ölümün gerçekleştiği 11 Mart sonrası umreden dönen son grubun –yaklaşık 5 bin 300 kişi- kamuoyu baskısı sonucu gece yarısı boşaltılan yurtlarda karantinaya alınması. Bu tarihten önce dönen yaklaşık 14-15 bin kişinin ise sadece ateşleri ölçülüp evlerine yollandı.

Eğer bugün koronavirüs Türkiye’de sadece bir bölge değil Sağlık Bakanı’nın ifadesiyle “tüm ülkeye yayılmışsa” bunda Sağlık Bakanlığı kadar DİB’in basiretsizliği önemli rol oynamıştır.

Geçen hafta konuştuğum Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Sekreteri Bülent Nazım Yılmaz’ın dediği gibi, ülke olarak koronavirüse karşı mücadeleyi, 11 Mart öncesi yurda dönenleri izole etmediğimiz için büyük ölçüde zaafa uğrattık.

***

Elbete DİB’in sorumluluğu siyasi iktidardan bağımsız değildir.

DİB için ifade edebileceğimiz tek sorun bu mu?

Değil.

Vakit ve Cuma Namazı’na kamuoyunun taleplerine rağmen ancak bir hafta sonra, 16 Mart’tan sonra ara verildi.

Geç alınan kararla birlikte halka Cuma’ya gitmeyin diyen DİB Başkanı Ali Erbaş, Cumhurbaşkanlığı’nda Cuma Namazı kıldırıyor. Bunu da canlı yayınlatıyor.

***

Bugün DİB, siyasi iktidarın partilileştirdiği en büyük kurumdur. Kurulduğu günden bu yana DİB, siyasi iktidarların gerekli görüldüğünde politikalarına, özünde siyasal olan “fetvalarla” meşruiyet sağlayan kurum oldu. Bu yönüyle DİB, Osmanlı’daki Şeyhülislamlığın kurumsal ve ideolojik devamıdır.

DİB kuruluşundan bu yana kendisine tanımlanan misyonu, AK Parti iktidarı ile daha iştahlı biçimde yerine getirmektedir.

Siyasi iktidarın 2011 sonrasında hız verdiği toplumu yukarıdan aşağıya dönüştürme hedefinde DİB, kurumsal olarak özel bir görev üstlenmiştir. Bu politikanın gönüllü kurumsal taşıyıcılarından biri olmuştur.

Bugün devletin pek çok bakanlık ve kurumunda daha büyük bütçe ve geniş bir kamusal görünürlükle temsil edilen DİB, bu haliyle siyasi iktidarın en önemli ideolojik aygıtıdır.

Koronavirüs salgını sonrası ortaya çıkan gerçek bunun bir kez daha deşifre olmasıdır.

***

Özetle koronavirüs salgını karşısında tablo her gün ağırlaşırken, siyasi iktidar çözümü palyatif tedbirlerde aramaktadır.

Parça parça alınan tedbirler, ülke için zaman kaybından başka bir işe de yaramamaktadır.

Dahası bu olağanüstü durumu toplumsal uzlaşma, kucaklaşma için fırsat görmek yerine; öncesinde olduğu gibi pek çok konuda dışlayıcı, ötekileştirici olmayı sürdürmektedir.

Koronavirüsle mücadele farklı kesimlerden gelen bilimsel, akılcı öneriler, sadece bu yüzden ciddiye alınmamaktadır. Mücadele ortaklaşamamaktadır.

Bunun maliyeti her gün ağırlaşarak sadece siyasi iktidara değil tüm ülkeye çıkmaktadır.

Her şeye rağmen bize düşen kişisel tedbirlerimizi almak kadar, siyasileri de uyarmaktır.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir