Korona günlerinde yeni havalimanı: Önlemler yeterli mi?

Koronavirüs can almaya devam ediyor. Çin’den başlayan salgın dünyanın birçok ülkesine yayılmış durumda. Virüs şimdiye kadar,  Türkiye'nin sınır komşularından Yunanistan, Irak, İran, Ermenistan, Gürcistan ve Bulgaristan gibi ülkelerde görüldü. Türkiye’deki yetkililerin yaptığı resmi açıklamalara göreyse henüz Türkiye’de korona vakasına rastlanmadı. 

Peki, her gün yüzbinlerce yolcunun inip bindiği İstanbul Havalimanı’nda virüs salgınına karşı ne tür önlemler alındı? Yolcular koronavirüs hakkında neler düşünüyor? Alınan tedbirleri yeterli mi? Seferler etkilendi mi?

Havalimanına gitmek için öncelikle Şirinevler’deki Havaist otobüsünü bekliyorum. Ağızlarında maske ve ellerinde eldiven olan birkaç yolcu da benim gibi otobüs bekliyor. Yüzleri maskeli olanlar bir aile. Aile virüs tehlikesine karşı bu sefer otobüsle Ankara’yı gitmeyi düşünmüş ancak anneleri yaşlı olduğu için mecburen uçağı tercih etmişler. Havalimanında farklı milletlerden bir sürü insan olduğu için, aile sağlık endişeleri nedeniyle böyle bir tedbiri tercih etmiş. 

Biraz sonra gelen otobüse biniyoruz. Yolcuların yaklaşık yüzde 25’i maskeli… Şoföre bindiğimiz otobüste, virüsle ilgili ne tür önlemlerin alındığını soruyorum. Gülümseyerek, “Hiçbir şey” diyor. “Allah’a emanet gidiyoruz.” Havalimanı güzergahında çalışan taksilerin dezenfekte edildiğini söylüyor. Ancak otobüsün dezenfekte edilip edilmediğini şoför dahil kimse bilmiyor. 

Bazı insanların akbilinde 18 TL olmadığı için şoför kredi kartıyla insanların yol ücretini alıyor. Vakit dolunca araba kalkıyor. “Güvenliğiniz için kemerlerinizi bağlayın” anonsu yapılıyor ancak koronadan korunma yönünde herhangi bir uyarı yapılmıyor.  

Etrafındaki insanların maskeli olduğunu gören bir kadın ise bir kadın maske rica ediyor ancak “maalesef” alıyor. Yolcu bir kadın yanında taşıdığı yedek bir maskeyi kadına veriyor.  Şoförün de dediği gibi Allah’a emanet yol alıyoruz ve havalimanına varıyoruz. 

Havalimanına vardığımızda yolcuların eşyaları bagajdan çıkarılıyor. Bagajmatike paralar atılıyor, eşyalar bagaj taşıyacak araçlara yükleniyor. Ancak ne polisler ne güvenlikçiler ne de diğer çalışanların hiçbirinde maske yok. Bir kısmında eldiven var. Bagaj arabalarını getiren çalışanlar, korona virüsü ile alakalı pek bir önlem alınmadığını söylüyor. Günde yüzlerce yolcunun elinin değdiği bagajlar her gün dezenfekte edilmiyor. Eskiden olduğu gibi belli periyotlarla yıkatılıyor o kadar... 

Havalimanı personelinin büyük çoğunluğu maske kullanmıyor. Ancak güvenlik ve personelin büyük çoğunluğu eldiven kullanıyor. Çalıştıkları şirketler onlara maske kullanmanın görüntü açısından nahoş bir imaj yarabileceğini ve insanların ürkebileceğini bu yüzden maske kullanmazlarsa daha uygun olacağını iletmiş. 

Bazı çalışanların ise maskeye verecek paraları yok. Çünkü havalimanında bulunan eczanede satılan maskenin fiyatı 30 TL’ye çıkmış durumda. Çalışanlar yevmiyelerinin yarısını maskeye vermek istemiyor. Çalıştıkları yani bağlı oldukları şirketler ise maske hizmeti vermiyor. O yüzden çalışanlar için maskesiz çalışmak kader olmuş durumunda. Ayrıca maskenin de ömrü pek uzun değil. Yaklaşık bir-iki günlük.

Havalimanından içeriye girdiğimizde güvenlik aramasından geçiyoruz. Kemer, yüzük, bozuk para gibi her şeyin öttüğü yerde ateş ölçme testi yok. Sadece vücut ısısını ölçmek isteyenler termal kameralar var. Güvenlik memurlarına ve bazı havalimanı personeline alınan tedbirleri soruyorum. Başlıyorlar anlatmaya…

Gelen yolcular için termal kamera var. Orada eğer ateşin 38 dereceden fazlaysa seni teşhis edip havalimanın sağlık polikliniğine yönlendiriyorlar. Ancak bu çok da yeterli bir önlemmiş gibi görünmüyor. Çünkü uzmanlara göre hastalık belirtisi yalnızca yüksek ateş değil. Virüsün, evvela kuluçka dönemi var.

Mesela bugün virüsün bulaştığı bir insan olursa ateşi hemen 38 dereceye yükselmiyor. Kuluçka süresinden sonra hastalığın etkisi görülmeye başlanıyor. Ateş, kusma, bulantı gibi belirtiler zamanla ortaya çıkıyor. O yüzden termal kamera sistemi hastalığın tanısı için ilk başta yeterli olmayabilir. Virüsü kuluçka evresinde taşıyan bir yolcunun ateşi 38 derece değilse termal kameradan tespit edilme olasılığı oldukça düşük. 

Peki, bu durumda başka ülkelerde ne yapılıyor? Fransa gibi yerlerde bu sorunun çözümünü anlatan yolcular var. Kısa bir süre önce Milano’dan Fransa’ya gittiğini ifade eden bir işadamı orada yolcuların inişlerde sağlık kabinlerine alındığını, her türlü tetkik ve teşhis için özenle çalışıldığını vurguluyor.

Yolcu uçaktan inip yere ayak basınca ateşi ölçülüyor. Dezenfekteler yapılıyor. Risk bölgesinden gelen yolcularda hastalık tespit edilmese dahi kontrol ediliyor. Evlerinde karantinaya alınmaya çalışılıyor. 14 gün boyunca sağlık ekibi tarafından gözlem altında tutuyor.

Türkiye’deyse havalimanında kontrol için kurulmuş bir termal kameradan geçen yolcular ateşleri 38 derece üzerinden çıkmıyorsa ellerini kollarını sallayarak evlerine gidiyorlar. Bu arada Türkiye’de şu ana kadar hiçbir korona vakasına rastlanmadığı açıklanırken, Fransa’da 19 kişi koronadan hayatını kaybetti ve 1126 kişide de koronavirüs tespit edildi.

Havalimanında elinden gelen çabayı göstermekten geri durmayan sağlık personeliyse, henüz bir vakaya rastlamadıkları için memnun. Onlara göre alınan tedbirler iyi ancak daha iyi olabilirdi. Mesela herkese bedava maske dağıtılabilirdi. Böylece maskenin karaborsaya düşmesine engel olunabilirdi.

Havalimanına yolcu taşıyan otobüslere ve taksilere daha sık denetimler yapılabilir, metrobüs duraklarının giriş- çıkışlarına konan dezenfektan kutuları, her otobüse ve havalimanı hattındaki taksilere koyulabilirdi. Virüsün yayılmaması için Sağlık Bakanlığa buraya bir kaynak aktarabilirdi. Havalimanında bir ekip düzenli olarak belirlenen bir alanda koronavirüsünü anlatabilir ve onunla mücadele yöntemlerini yolculara aktarabilirdi. Böylece yolcular virüs hakkında daha emin ve bilgili olurdu. 

Diğer bir konu ise Sağlık Bakanlığı. Havalimanında alınan önlemleri yerinde incelemek için bir ay evvel Sağlık Bakanı Fahri Koca havalimanına gelip incelemelerde bulunmuştu. Peki, hangi önlemler alındı? Havalimanının belli noktalarında dezenfektan kutuları koyuldu. Yolcular buralarda ellerini jellerle dezenfekte ediyor. Yaklaşık 40 farklı noktaya konulmuş bu kutular. Onun yanında “Koronavirüsten nasıl korunmalıyız?” şeklinde bir broşür bastırmışlar.

Söz konusu broşürde hapşırma, el yıkama gibi tedbirler anlatılıyor. Bir de bahsedilen termal kamera sistemi… Bunun dışında bazı personele virüs hakkında bilgilendirme yapılmış. Bazılarıysa herhangi bir eğitim ya da bilgilendirmeye sahip değil. İki tane de karantina müşahede odası mevcut. Yine bu odaların yakınında özel cihazlarla ve negatif basınçlı sedye ile donatılmış 112 ambulansı da var. Alınan önlemler bunlar. 

İstanbul Havalimanı’nda bunlar olurken diğer yerleri gören yolcular şaşkınlık içinde. Ukrayna’ya gidip gelen bir yolcunun anlatımına göre oradaki durum çok farklı. K. İ., yaklaşık iki hafta önce Ukrayna’ya gitmiş. Uçaktan inmeden önce virüs için önce kısa bir bilgilendirme yapıldığını söylüyor ve şöyle konuşuyor:

“Uçaktan inenler sıraya girdi. Sağlık personeli korunaklı giysileriyle yolcuların alnına bir cihaz koyarak ateşlerini kontrol etti. İsteyenlere maske gibi araçların temini konusunda yol gösterildi. Formlar verilip dolduruldu. İsim, adres ve telefon gibi iletişim bilgileri sağlık personeline verildi.  Yolcularla olumsuz bir gelişme durumunda iletişim kuracakları telefon bilgileri paylaşıldı.

Kontrollerin ardından şüpheli görünenler belirli tetkikler için başka tarafa alınırken herhangi bir hastalık bulgusu taşımayan yolcular yollarına devam etti.” K. İ., İstanbul’da yaşadıklarını anlatırken tek bir cümle kuruyor: “Sadece termal kameradan geçtim ve buraya kadar geldim.” 

Havalimanında koronavirüsten dolayı yolcu sayısında da bir düşüş olmuş. Denilenlere göre bu vakalardan ve ölümlerden dolayı yüzde 10 civarında bir düşüş söz konusu… Özellikle Tahran ve Kum gibi İran seferlerine ilgi azalmış durumda. Ancak Tebriz gibi yerlere gidenler İran’a gitmeye devam ediyor. 

İran’a gitmek istemediğini ama mecburiyetten gittiğini ifade eden Mahdi Parwiz, Tebriz yolcusu. Birçok arkadaşı korona sonrası İran’a gitmeyi ya bırakmış ya da seyreltmiş. Virüsün Tahran ve Kum’da olduğunu ifade eden Parwiz, “Tebriz’de hastalık yok ama korkuyoruz. Bak eldiven ve maske ile gidiyorum. İnşallah İran’da tedbirler alınmıştır” şeklinde konuşuyor. 

Tunuslu Henna Samir ise Türkiye’de virüsten korkmadığını, koronanın bulaşma ihtimalinin uçağın düşme ihtimalinden daha az olduğunu ileri sürüyor. Türkiye’de kendilerine hiçbir sağlık kontrolünün yapılmadığını belirten Samir, “Havalimanındaki tedbirler nedir bilmiyorum. Türkiye hükümeti bizi hastane ve karantina ile uğraştırmadı. Çok teşekkür ediyoruz. Bizi korkutsalardı zaten tat almazdık Türkiye’den” diyerek turist olarak çok eğlendiklerini ifade ediyor. 

Halid Ronmeu ise, İstanbul Havalimanı’nın Hindistan ile benzer olduğunu söylüyor. Koronavirüsten korktuğu için İtalya yerine Türkiye’ye gezmeye geldiğini ifade eden Ronmeu havalimanında bilgilendirmelerin ve tedbirlerin eksik olduğunu, indikten sonra en önde durması gerekenin sağlık personeli olduğunu ifade ediyor.

Ronmeu “Sağlık ekibini göremedim. Ayrıca kapıdan havalimanına adım atar atmaz kontroller başlamalıydı. Ben binince ya da inince termal kameradan geçmenin biraz yanlış olduğunu düşünüyorum. Bence bir sürü termal kamera ya da diğer sağlık kabinleri olmalıydı. İsteyenler gidip tedavi olup kontrolünü yapma şansına sahip olmalıydı” şeklinde değerlendirme yapıyor. 

Bir THY çalışanıysa bu süreçte yolcuların ve uçuşların azaldığını, THY’nin ekonomik olarak bundan etkilendiğini kaydediyor. İtalya, Çin, Irak, İran gibi ülkelere uçuşların neredeyse yapılmadığını kaydeden THY çalışanını, İGA İstanbul Havalimanı CEO'su Hüseyin Kadri Samsunlu doğruladı. Samsunlu yaptığı bir açıklamada, koronavirüs salgınının olumsuz etkisini, "Türkiye ile beş ülke arasındaki uçuşlar durdurulmuş durumda. Bunu toplam yüzde 8 ile 10'u arası diye düşünebilirsiniz. Dolayısı ile doluluk oranlarında da yüzde 4-5 bir azalma var. Biz bu işten yüzde 15 civarında etkilendik" diye özetledi. 

Batman’a gitmeye çalışan A. D. ise insanların koronavirüs hakkında konuşmaktan çekindiğini çünkü virüsten korktukları kadar başlarının belaya girmesinden de korktuklarını söylüyor. Koronavirüs hakkında konuşan insanların sosyal medyada hedef gösterildiğini ifade eden, A. D., konuşup başına bela getirmektense hasta olup yatağında ölmeyi tercih ettiğini belirterek “Dilerim ki aşısı bulunur da Çinliler, İranlılar da kurtulur. Yoksa var yok tartışması hepimizin psikolojisini olumsuz etkiliyor” diyerek sözlerini noktalıyor. 


© Ahval Türkçe

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar