Korona ve ‘normal’ zamanlar

Geçtiğimiz Mart ayından bu yana korona yatıp korona kalkıyoruz. Tabii bu sadece bize özgü bir durum değil. Küresel bir “karantina” durumu söz konusu. Bilim insanlarının aşı ve ilaç bulma çalışmaları sürerken insanlardaki “normal” yaşama geri dönme umut ve hasreti de her geçen gün artıyor. 

Ne var ki bir yandan da “normal” kavramının artık değişeceğine ilişkin görüşler, öngörüler var. Öyle görünüyor ki tarihin içerisinden geçtiğimiz dönemi koronadan önce ve sonra şeklinde bir “milat” olmaya aday…

Ancak yaşanan sorunun önem ve ciddiyetinin hala ayrımında olmayanlar, korona salgınının şimdiden “nostalji” haline getirdiği “normal” zamanların zihniyet kalıplarını kolay kolay terk edecek gibi görünmüyor.

“Sistem” yeniden kurgulanmak zorunda. “Normal” kavramı ve sosyal hayat, ilişkiler, üretim ve tüketim süreçleri, alışkanlıklar, değişmek durumunda. Elbette ki bunlar söylenildiği kadar kolay gerçekleşecek şeyler değil. Bir süreç içerisinde şekillenecek. 

Ve “biz”, henüz yolun başındayız. Hatta “yolun başında” olmak bile, denilebilir ki bir aşama. Zira henüz o aşamada olmayanlar da var.

Dünyadan örnekler üzerinde durmak biraz zorlama olur doğrusu. Ama zaten “bizim” durumumuz, sorunun önem ve ciddiyeti ile yol açacağı sonuçları öngörmek noktasında hala “eski” ya da “normal” sanılan zamanların yaklaşım ve düşünce kalıplarıyla hareket edenlere yeterince örnek teşkil ediyor.

Saray ve kurmaylarının “öngörüden” anladığı, “Korona krizi bittikten sonra bu süreçten nasıl karlı çıkarız” düzeyinde. Sokağa çıkma kısıtlaması gibi radikal izolasyon kararları adeta zoraki alındı. Virüsün yayılma hızını yavaşlatmak için bu önlemleri almanın aciliyeti besbelli iken, iktidar sahipleri ve yandaşlarının kafası “Acaba iktidarımızı yıpratmaya mı çalışıyorlar?” hesaplarına çalışıyordu.

Bu enteresan paranoya, CHP’li belediyelerin yardım faaliyetleri konusunda da kendisini gösterdi. Bir yandan “Birlik ve beraberliğe en fazla ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde…” nutukları atılırken bir yandan da CHP belediyelerinin bağış toplaması, ihtiyaç sahiplerine yardım çalışmaları yürütmesi engelleniyor. Dahası, CHP belediyeleri “paralel devlet” gibi davranmakla bile itham edildi. 

Bu tutumun sorumlu, kapsayıcı bir tutum olduğu söylenebilir mi? Henüz yeterince tanınmayan, ürkütücü bir hızla yayılan, can alan bir küresel salgın sorunu ile mücadele ederken gündelik siyasi hesapları bir yana bırakmak, hiç değilse ertelemek gerekmez mi? 

İktidar partisi ve ortağının memleket meselelerini hala “eski” yaklaşımlarıyla ele aldıklarına, son infaz düzenlemesi yasasında da tanık olduk. Planladıkları infaz düzenlemesinin ayrımcı olduğunu, büyük bir haksızlık ve hukuksuzluk ile malûl olduğunu, sadece bu yasanın mağdur edeceği insanlar değil akıl ve vicdan sahibi herkes dile getirdi, uyardı, eleştirdi, yapmayın dedi. Ama bildiklerinden şaşmadılar. Bilumum hırsız, dolandırıcı, sahtekâr, uyuşturucu taciri, gaspçı, mafyacı erbabını dışarı salarken, siyasi tutuklu ve hükümlüleri bu düzenlemenin dışında bıraktılar. 

CHP Anayasa Mahkemesi’ne iptal için başvurdu. Dilerim AYM, meselenin önem ve aciliyetini dikkate alarak kısa sürede başvuruyu gündemine alır ve vicdanları yaralayan bu düzenlemenin kapsamını genişletmeye karar verir. 

Belirtmemek eksiklik olur: Her fırsatta tek adam eleştirisi yapan, parlamentonun önemine vurgu yapan muhalefet partilerinin de aklı “normal” zamanlarda kalmış görünüyor. Eleştirdikleri, itiraz ettikleri, karşı çıktıkları bu infaz yasası meclis genel kurulunda görüşülürken, muhalefet partilerinin sıralarında sadece 51 vekil vardı… 

Korona salgını ve “normal” ilişkisini çözemeyen sadece iktidar partileri ve siyaset kurumu değil, toplumun azımsanamayacak bir kesimi de yaşadığımız mecburi karantina durumunu bir tür “tatil” görme eğiliminde ve “yeter, artık normale dönelim” beklentisi içerisinde. 

10 Nisan’daki ilk sokağa çıkma yasağı açıklamasının ardından fırın ve marketlerde yaşanan infial manzaraları aklımızda. Sokağa çıkma kısıtlamasının açıklanma biçimine biraz dikkat gösterildiği için, şükür diyelim, aynı manzaralar yaşanmıyor. Ama bu uygulamanın sona erdiği saatlerde, ramazanın da etkisiyle, gecenin bir yarısı olmasına aldırış edilmeksizin sokaklar “şenleniyor”. Ertesi gün de insanlar sokaklara, yollara atıyorlar kendilerini. Ve sohbetlerin revaçtaki gündemi, “Reis, ramazandan sonra normale döneceğiz dedi” veya “birkaç güne avm’ler açılacakmış”… 

O özlenen “normal” zamanlar, belki bilemeyeceğimiz kadar uzun bir süre daha hafızalarımızda “özlenen” zamanlar olarak kalacak. 

Bunun farkına varmak bile önemli bir ilk adım. 

Bu iktidar ve bu siyaset kurumuna rağmen toplum bu ilk adımı atma düzeyine ulaşırsa, çok şeyin değişeceği yeni bir döneme de girmiş olacağız.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir