Koronadan sonra bizi bekleyen dünya

Tüm dünyanın koronavirüsü ile sınavdan geçtiği dönemde başka bir konudan bahsetmek neredeyse imkânsız. Modern dünyanın şu ana kadar karşılaştığı en büyük imtihan olan koronavirüs ülke, din, dil, gelişmişlik düzeyi demeden her coğrafyayı tehdit etmeyi sürdürüyor. Bütün konular da koronaya bağlı tartışılıyor.

Çin’de başlayan ve bütün dünyaya hızla yayılan bu virüsü, büyük bir mutasyon geçirmediği sürece, insanlık yenecektir. Ancak şurası da kesin ki bundan sonra dünya post-korona günleri yaşayacak. Kişisel kanaatim post-korona döneminin kimi kişilerin düşündüğü gibi daha entegre bir dünyaya değil daha ayrılmış bir dünyaya neden olacağı.

Korona neden bu kadar hızlı yayıldı ve insanlık neden bu kadar çaresiz kaldı diye düşünmeyi pek de mantıklı bulmuyorum. Öncelikle ulaşımın bu derece geliştiği bir dönemde dünyanın en büyük üreticisi olan Çin’den çıkan bir hastalığın her yere yayılması şaşırtıcı değildir. Zaten son yıllarda çekilen pek çok filmde bu konu işleniyordu. İlgilenenler izlemedilerse Steven Sodenberg’in çektiği 2011 yapımı “Contagion” (Salgın) filmini izleyebilir.

Korona

İnsanlık virüse karşı çaresiz kaldı zira pek çok ülkenin en büyük sıkıntısı sağlık sektörüydü. Bugün dünyanın neresine giderseniz gidin sağlık sektöründeki sorunları tam anlamıyla çözmüş bir ülke göremezsiniz. AK Parti’nin ilk döneminde Türkiye’de sağlık sektöründe oldukça büyük iyileşmeler yaşanmıştı. Hatta dönemin ABD Başkanı Barack Obama bu sistemi ülkesine taşımayı düşünmüş ama başaramamıştı. Özel sigortaların ve özel hastanelerin egemenliğini yıkmak kolay bir iş değil ne de olsa.

Bu noktadan baktığımızda sağlık sektörünün düzeltilemediği bir dünyada herhangi bir salgının insanların elini kolunu bağlaması şaşırtıcı görünmüyor. Önemli olan bundan sonra ülkelerin bu sorunu nasıl çözeceği. 

Açıkçası ilk zamanlar herkesin daha iyi sağlık sistemi önerilerinden bahsedeceğine, buna göre çözümler önereceğine şüphem yok. Fakat, çözüm kolay olmayacaktır. Doktor yetiştirmek zor, sağlık sisteminde herkese iyi bir hizmet sunmak hem de özel sigortası olmasa da pek kolay değil. O yüzden çözüm çalışmaları bir zaman sonra yavaşlayıp, duracaktır. Zaten insanlar da yaşadıkları zorlukları kısa sürede unutma eğiliminde olduklarından pek çok ülkede sağlık sistemi sorunları aynı şekilde devam edecektir.

Kovid19’un en kötü etkilediği sektörlerden biri havacılık. Her havayolu şirketi uçuşlarını azaltmaya gitti. Kimileri iflas ile karşılaşacak düzeyde. Bunun nedeni de ülkelerin koydukları seyahat yasakları. Ne var ki bu seyahat yasakları dışında havacılık sektöründe bakılması gereken bir nokta daha var, o da hijyen. Sektördeki pek çok kişi uçakların hiç de hijyenik olmadığını bilir. Belki de koronavirüsün bu derece hızlı yayılmasındaki sebeplerden biri de buydu! Sonuçta bu konuda da bir çalışma yok. Yine de post-korona günlerinde uçakların hijyenine önem verileceğini sanmıyorum.

Hastalığı bir düşman gibi görmek çok mantıklı değil. Sonuçta doğanın ortaya çıkardığı yeni bir tür virüs bu. Üstelik bu virüs her ne kadar insanlığı, özellikle de yaşı ilerlemiş kişileri tehdit etse de doğaya kendince bir artısı da oldu. İnsanlığın sebep olduğu çevre kirliliğinde ister istemez bir azalmaya gidildi. Yani kovide doğanın kendi dengesini sağlamak için yolladığı bir antikor gibi de bakılabilir. Buradaki sorun düşmanın insanlık olarak görülmesi. Yine de insanlığın post-korona dönemde çevreyi aynı hızla kirleteceği de bir gerçek.

Korona

İnsanlığın koronavirüsün bir başlangıç olduğunu, daha entegre bir yapıya geçilmedikçe dünyanın hep tehdit altında kalacağını anlaması lazım. İşte o noktada da şu an için bir umudum yok. Post-korona dönemde ülkeleri daha kabuğuna çekilmiş, yabancı düşmanlığının daha da artmış olduğunu görürsek şaşırmayalım. Zaten şu an yaşanan sınır kapamaların hastalığın tedavisi bulunduktan sonra da devam etmesini isteyen bir grup var.

Hastalık şu an en şiddetli olarak Avrupa’yı vuruyor. Bu sebeple pek çok Avrupa ülkesi sınırlarını kapama kararı aldı. Tam da mülteci krizinin yaşandığı, Türkiye – Yunanistan sınırında binlerce insanın beklediği bir dönemde. Pek çok kişi daha iki hafta öncesine kadar dünya gündeminde olan o göçmenleri konuşmuyor. Sınırda, bir arada yaşamak zorundaki insanlarda hastalık görünüp görünmediğini öğrenme zahmetine bile girmiyor. Çünkü şu an herkes kendi derdiyle meşgul.

Yine de post-korona dönemde mültecilere karşı bu tavrın devam edeceğini ve sınırların açılsa bile mültecilerin yaşadığı sefaletin devam edeceğini sanıyorum. Hatta bir şekilde Avrupa’ya geçiş yapsalar da koronavirüs bahanesiyle bir dönem karantinada tutulmaları bile mümkün.

Koronavirüs bizi çoğu distopyada gördüğümüz gibi bir geleceğe sürüklemeyecek. Mesela “12 Monkeys” (12 Maymun) filmindeki gibi bir gelecek olmayacak ama başka bir salgının bizi o duruma sokmayacağını da söyleyemeyiz. Oysa insanlık henüz bunu kavrayabilecek durumdan uzakta.

Bu salgının bize gösterdiği en önemli nokta ise insanlığın birlikte hareket etmediği sürece küresel sorunları aşmakta zorlandığı. 

Eskiden dünyanın ya çok büyük bir salgın ya da dünya dışı bir tehdit sonrası tamamen entegre olacağına inanırdım. Son gördüklerimden sonra ise her ikisinde de insanlığın bir arada hareket etmesinin pek mümkün olmadığını düşünüyorum.

İnsanlık post-korona sonrası salgının bu derece büyük bir tahribata sebep olmasının nedenlerini ciddi olarak ele almayacak, birbirini suçlayacak ancak kaldığı yerden hayatına devam edecektir. Belki de en büyük hatalarından biri bu olacak. Çünkü insanlığın bu salgının ciddi uyarılardan biri olduğunu anlaması ve bundan sonraki hayatı buna göre kurması gerektiğini anlamayacak. 

Şu an salgın daha bitmedi, belki en şiddetli aşamasına da geçmedi. Daha zor günler yaşayabiliriz ancak en korkuncu bu hastalığın Afrika ve Latin Amerika’da Avrupa boyutunda görülmesi olur. Dilerim ileride tarih kitapları koronavirüs dönemini milyonların hayatını kaybettiği bir salgın olarak yazmaz. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.