Kovid-19 Erdoğan için bir umut ışığı da olabilir

Bir aydan daha kısa bir sürede Kovid-19, dünyanın sanayileşmiş bölgelerinde günlük yaşamı altüst etti. İşten tüketim davranışlarına, çocuk bakımından sosyal yardım hizmetlerine sosyal yaşamın etkilenmeyen hiç bir alanı kalmadı. Bu sadece bir başlangıç olabilir. Batı ekonomileri ve daha da ötesine zarar verecek küresel bir durgunluk ufukta beliriyor.

Ancak tehdit altında olan sadece ekonomik büyüme değil. Demokrasinin de tehlikede olduğu açıkça belli oluyor. Basitçe söylemek gerekirse, dünyadaki hükümetler salgın ile mücadele adı altında acil durum yetkilerini kullanma konusunda hiç de tereddüt etmeyecekler. 

Demokratik sistemlerde, acil durumların geçici bir çözüm olduğu varsayılıyor. Fırtına geçtikten sonra (umarım çok fazla geç olmaz), yöneticiler her zamanki parlamento denetimine tabi olurlar. Mahkemeler, yetkililerin ölümcül bir tehlike durumunda sorumsuzca davranma hakkına sahip oldukları yönündeki politikalarında bireysel ve grup haklarını ihlal etmemelerinin güvencesidir. Medya, yetkilileri eylem ve kararlarından dolayı sorumlu tutarlar. Gözetleme veya diğer alanlarda ihlallere ise dar koşullarda izin verilebilir.

Maalesef içinde yaşadığımız dünya bu değil. Neler olabileceğine ilişkin ilk işaretler Macaristan'dan geldi. Orta Avrupa ülkesi, Başbakan Viktor Orbán’ın iktidardaki gücünü pekiştiren acil bir yasayı meclisten geçirdi. Yeni düzenlemeye göre Kovid-19’la ilgili sahte haber yayanlara beş yıla kadar hapis cezası getiriliyor. Yasa hükümetin parlamentoyu bypass ederek kararname ile ülkeyi yönetmesine de izin veriyor. Yönetmelikleri inceleyecek olan da Orban’ın taraftarlarını doldurduğu Anayasa Mahkemesi. Son olarak, mevzuat tüm ara seçimleri veya referandumları geçersiz kılabiliyor. Orbán, Macaristan'da hâlihazırdaki mevcut kontrol ve denge mekanizmalarını da pratikte ortadan kaldırıyor. Kriz bittiğinde üstlendiği ekstra yetkilerden vazgeçecek mi?

Macaristan, 10 yıldan uzun bir süredir geriye doğru gittiğinden istisnai bir durum olabilir. Ancak AB'deki, özellikle demokratik yönetişimin sağlam köklere sahip olduğu Orta ve Doğu Avrupa'daki diğer ülkeler için de bu sistem cazip gelebilir. Orbán, sadece Polonya'daki merkez sağ Yasa ve Adalet Partisi (PiS) için değil, birçoğu için bir rol modelidir. AB kurumları, istisnai tedbirlerin geçici olarak faturalandırıldığı ve “çekirdek Avrupa”nın da benzer şekilde kısıtlamalar uyguladığı göz önüne alındığında, iktidarı ele geçirmeyi cezalandırmakta zorlanacaklardı. Koronavirüs mükemmel bir ortam sağlıyor.

Peki, bu Türkiye ile ne kadar ilgilidir? Bir anlamda Macaristan'dan farklı bir hikâyeye sahip. Kovid-19'un Erdoğan'ı daha da güçlendirmesi pek muhtemel değil. Başkanlık sisteminin de uygulanması sayesinde, 2002 yılından bu yana yönettiği ülkenin tartışmasız patronudur. 2016-8 yılları arasında iki yıl süren acil durum yönetiminden sonra, kontrol ve denge mekanizmalarında ortadan kaldıracağı çok az şey kaldı, onlar da yasama ile ilgili. Elbette ki yetkililer krizi İstanbul’un muhalif belediye başkanı Ekrem İmamoğlu'nu baltalamak için kullanıyor. Bununla birlikte genel olarak, koronavirüs, toplum üzerindeki kontrolü pekiştirmek için bir fırsattan ziyade rejimin devamına yönelik bir tehdittir.

Fakat bir de madalyonun öteki yüzü var. Özellikle de salgın ekonomik gerilemeyi ciddi bir şekilde tetiklerse dünyada demokrasinin devam eden erozyonu daha da derinleşecektir. 

Batı'da kurulan demokratik rejimler, popülizm ve göçmen karşıtlığının artmasına karşı ayakta kalma mücadelesi veriyor. Kovid-19'un tetiklediği bu yeni raundu kimin kazanacağı açık değil: ana akım mı yoksa otoriter popülistler mi. Her halükarda Türkiye gibi politik sistemler küresel çevre için daha fazla kabul edilebilir hale geliyor. Büyük Batı ülkeleri benzer bir yörüngede ilerlerlerse, içeride yaptıklarından dolayı Erdoğan’ı daha az eleştirme durumuna gelebilirler. 

Türk cumhurbaşkanı bunu iyi biliyor: Donald Trump’ın sempatisini kazanması ABD Kongresi, medya ve düşünce kuruluşları çevresinde Türkiye-şüphecilerini dehşete düşürdü. Aynı dinamik Avrupa ile ilişkilerde de mevcut. Durgunlukta olan AB, Fransız lider Emmanuel Macron gibi liderlerin ofisi ellerinde tutmak ve aşırı sağdan kurtulmak için mücadele vermesinden dolayı Türkiye'nin içişleri hakkında çok daha az meraklı olacaktır. Avrupa Parlamentosu'ndaki demokrasi yanlısı aktivistler, Avrupa’ya yakın olanların yanlışları düzeltmekten ziyade evdeki sorunlara odaklanacaktır. Çin’in yumuşak gücü mülteci sorununu kullanmaya çalışan Türkiye’ye göre daha büyük bir başağrısıdır. 

Erdoğan belki de Kovid-19 için endişelenmeli ama bir umut ışığı da var. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir 

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.