Kredi ertelemeleri yıllarca sürebilir

Koronavirüsün ekonomik tahribatına krizde bir ekonomi ve tükenmiş kamu kaynaklarıyla yakalanan Türk Hükümeti, ülkedeki özel sermayeyi masaya sürerken, alınan önlemlerin yeterliliği ve yan etkileri önemli bir tartışma konusu. 

Türkiye’nin devlet bütçesinden çok az kaynak sağlanacak şekilde yapılandırılan koronavirüs tedbirleri, asıl itibarıyla bankacılık sistemini merkez alan bir borç ertelemesini içeriyor.

Buna göre, sektörün yüzde 60’ına yakını oluşturan özel bankalar da dâhil, tüm bankacılık sistemine alacaklarını en az üç ay ertelemesi için emir verildi. Ek olarak ülkede özellikle bankaların kredi tahsilatı için kullandığı haciz ve icra işlemleri durduruldu. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen Perşembe açıkladığı ve BDDK’nin Cuma günü ‘çok güçlü tavsiye kararı’ adıyla bankalara duyurduğu bu kararın hafta başından itibaren fiili olarak yürürlüğe girdiği görülüyor. Kamu bankaları kararı doğrudan uygulamaya koyarken, İş Bankası, Akbank ve Garanti gibi özel sermayeli finans devleri de benzer şekilde uygulamaları müşterilerine duyurdu. Bu adımlar ülke bankacılık sisteminin an itibarıyla en az yüzde 70’inin bireysel krediler ve kredi kartları da dâhil alacaklarını Haziran sonuna kadar ertelediğini gösteriyor. 

Muhtemelen diğer bankalar da rekabet etkisi ya da otorite zorlamaları nedeniyle bu yeni trende uymak zorunda kalacak. Uygulamada kamu ile özel bankalar arasındaki temel fark, özellikle işletme kredileri açısından devlet bankalarının borç ertelemesinin faiz affını da içermesi. Henüz özel bankalardan bu yönde bir karar yok.

Bankacılık sistemindeki borç ertelemesi virüsün küresel ekonomi üzerinde yol açtığı yıkıcı etkiler nedeniyle ani bir talep daralması yaşayan reel ekonomi açısından kısa vadeli de olsa bir umut. En azından aniden duran solunum mekanizmasının suni destek ünitesine bağlanması ve hastanın bütünüyle kaybedilmesini engelleyecek bir adım gibi gözüküyor. Örneğin dün ülkenin en büyük şirketleri arasında yer alan, ulusal bayrak taşıyıcısı THY tüm ödemelerini dondurduğunu duyururken, bu şirkete hizmet veren diğer işletmelerin nakit akışındaki bozulma nedeniyle aniden iflas etmesi gibi durumlar bankaların attığı bu adımlar sayesinde şimdilik önlenebilecek.

Öte yandan böylesine bir adımın sakıncaları da var. Zaten yaşanmakta olan kriz nedeniyle 400 milyar liraya yakın sorunlu kredisi bulunan bir bankacılık sistemi böylesine bir yükü nasıl karşılayacak? Bu sorunun cevabı henüz bulunabilmiş değil. Her ne kadar Merkez Bankası kriz süresince ortaya çıkacak nakit ihtiyaçları için sınırsız likidite güvencesi verse de bu bedava bir kaynak değil. Diğer taraftan bankacılık sektörünün yurtdışı finansörlerle ilişkilerinde 70 milyar dolara yakın net yükümlülüğü var ve Türkiye için dışarıdan borç bulmak her zamankinden daha zor. Tüm bunlar bankacılık sektörü açısından zaten kritik düzeyde bulunan sermayenin giderek daha da azalması ve tehlikeli bölgeye inmesi anlamına geliyor.

Diğer taraftan bir başka sorun da kredi ertelemelerinin ne kadar süreceği. Hem yurtdışı hem de içeriden gelen bilgiler virüs krizinin henüz başında olduğumuzun bir göstergesi. Salgını kontrol altına almış gözüken Çin’de bile sanayi üretiminin eski seviyelerine dönmesi küresel talep eksikliği nedeniyle yıllar alacak gibi gözüküyor. Bu aynı zamanda Türk sanayisi için de geçerli bir durum. Keza ülke için büyük önem taşıyan turizm gibi sektörlerin de en azından 2020’yi kaybettiği bir başka gerçek. 

Bu şartlar bankaların borç ötelemesinin sadece üç ayla sınırlı kalması fazlaca iyimser bir beklenti gibi gözüküyor. Bankacılar ve müşterileri açısından en azından yılsonuna, hatta salgının boyutlarına göre yıllara dönüşecek bir kredi öteleme sürecine şimdiden hazır olmakta fayda var. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.