Kriz zamanlarında en afilisinden evden çalışma tavsiyeleri: Pijamaya dikkat!

Gazetecilik doğası gereği kimi zaman sokakları karış karış arşınlatır kimi zaman ofiste editörlük yaptırır kimi zaman da internet başında, evden çalıştırır ama yoktur öyle biçilmiş, standart bir icra etme metodu. 

‘Tatlı bela’ halini alan, bir kez bulaştı mı - hele de meraklı, kafada soruları bol, az biraz da idealist iseniz - yakanızı bırakmayan bir iş, belki de pek çok iş gibi. Yaptığınız işi ne kadar sevdiğinizle ilgili aslında tüm mesele. 

Farklı kompartmanlarda seyreden mesleğimin evden çalışma bölümüne dair deneyimlerimi anlatacağım. 

Malum koronavirüs krizi bir hastalık olmanın çok çok ötesine taştı bile. Ekonomik sistemleri, kurulu düzenleri, politikaları, politikacıları şiddetle sarsıyor. 

Virüsün ülkeleri hallaç pamuğu gibi atmasının önüne geçmek için de ‘beyaz yakalı’lar evlerine gönderildi büyük ölçüde. Toplum ve insan sağlığı bunu gerektirdi.

Her sabah erkenden yola koyulmaya alışık yüz binlerce belki de milyonlarca kişi yepyeni bir düzene geçiş yaptı: Evden çalışma.

Tam bir sil baştan hali. Elbette kriz sona erdiğinde, evlerinden çalışanların büyük bir bölümü yeniden ofislerine dönecek ancak evden çalışma olgusunun devrimsel bir yöne evrildiği de inkar edilemez.

Teknolojik dönüşümün kaçınılmaz bir sonucu. Trend de zaten bu yöndeydi. ABD’de, American Time Use Survey’in çalışmasına göre, çalışanların yüzde 57’si zaten katı olmayan bir çalışma sisteminin içindeydi. 

Gelelim kendi deneyimlerime. Ne de olsa yıllardır evden çalışıyorum. Kriz nedeniyle eve kapanmak zorunda kalanların ofis konforunu evde bulamayacaklarını fark etmeleri uzun sürmeyecek. Pek çoğu o şoku atlattı bile.

Bilgisayarları istenilen hızda değildir, fareleri kablolu ise temas sorunu vardır, elektrik kesildiği anda işlerini kaydetmedilerse o ana kadarki emeklerinin uçup gitmesi işten bile değildir. Öğle molasına çıkamazlar. Yemekhaneye yemeğe inemezler. Üç-dört çeşit yemeğe artık erişemezler. Yemek sonrası kurumun kafeteryasında 15 dakika kadar kahve keyfi yapıp, mesai arkadaşları ile iki lafın belini de kıramazlar.

Korana zaten izolasyon nedeniyle geçici bir asosyalliğe neden oluyor ancak sanal iletişimin gizemli/derin dünyasına hoş geldiniz’ yazan bir pankart yoksa da, siz yine de o duraktasınız, boşuna tabela aramayın. Sessizce sizinle aynı kaderi paylaşanların arasına katılıp hızlı uyum için çaba harcamaya bakın. 

Ötelenmiş, dışlanmış, sistem dışına itilmiş gibi lüks kaygılara bu dünyada yer yok.

Zira temiz ve odaklanmış bir zihin evden çalışmanın olmazsa olmaz kuralı. 

Muhtemelen her sabah kalktığınız saatten bir saat daha geç kalkacaksınız ve gece geç yatmazsanız bu durum artı hanenize yazıldı bile. Trafik yok, toplu taşıma araçlarındaki çıldırtan kalabalıklar yok. Akbilim mi bitti, düzgün giyindim mi, sinek kaydı tıraş oldum mu, gömleğimin ütüsü düzgün mü endişesine son. Bu rahatlığın rehavetine kapılıp da pijama ile masa başına çökmeyin. 

Demedi demeyin pijama evden çalışanları çürütür. Annelerin temizlik için kullandığı tuz ruhu, çamaşır suyu karışımı kadar zehirleyicidir. Benzetmenin abartısı size pijama ile çalışmanın yan etkilerine dair yeterince fikir vermiştir zaten. 

Aynaları imrendirircesine bir itina gerekmiyor; hafif bir saç bakımı, günlük hayatınızdaki bir bakım ve giyim. İyi hissedeceğinize hiç şüphe yok. Poğaça, simit, üçgen peynir ya da türevleri ile ofis kahvaltısına alışıksanız eğer bir iyi haberim daha var. 

Hani o stokladığınız gıda ürünleri var ya, evet tam da onları kıvamında tüketme zamanı. İlk iş gününde mükellef bir kahvaltı sofrası ile kendinizi şımartmakta sakınca yok. Maksat, bu ara aşamasız, küt diye ofisten eve geçişi olabildiğince göğüste yumuşatarak atlatmak. 

Kahvaltı bitti, şimdi o koca tepsi mutfak tezgahının üstüne! Tabii ki bulaşık yıkamak, makineye dizmek ve hatta malzemeleri itinayla dolaba yerleştirmek için zamanınız olmayacak. Çalışıyorduk değil mi? Unutmadık.

Doğruca masa başına ve belki sabah toplantısı için ofis ekibi ile online toplantıya. İyi bir kulaklığınız var değil mi ve hatta kameranız? (Bu soruları teknoloji alanında çalışanlara sormadım, haşa). Yoksa bir teknoloji mağazasının yolunu tutmanız beklenebilir sizden. Tabii kapanmadıysa bu tür alışveriş merkezleri.

İçinden geçtiğimiz günlerde mesele biraz da evden çalışma olgusundan ziyade katastrofik bir virüs salgınında nasıl çalışılacağı. 

Motivasyonu arttıracak hususlara gelince. Aile bireylerinizi yanınızda, güvende ve huzurlu görmek işinizi kolaylaştıracak elbette. Ama çocuklarınız varsa, çalışma odanızın kapısı zırt pırt açılacak, hazır olun! 

Ufaklığın sevgi gösterilerine kayıtsız kalamayacak ve dikkatiniz bir anda yerle yeksan olacak. Sonra varsa evcil hayvanınıza sıra gelecek. Birkaç tatlı dokunuş da o isteyecek. (Ben bunların hepsini atlattım, uzun yılların verdiği tecrübeyle herkesin hareket alanı bir düzene tabi). 

Eğer internet haberciliği gibi dakikası dakikasına özen, dikkat ve emek isteyen bir iş yapmıyor ve günün belli saat dilimlerine yetişmesi gereken işlerle tanımlanmış bir düzeniniz varsa, araya giren her bir dikkat dağıtıcı geciken ve teslim edilemeyen iş demek. Sonrası panik. 

Güzel kahvaltının, çocuklarla, ev hayvanlarıyla tatlı temasların büyüleyici etkisi çabuk bitti ve gerçek dünyaya hoş geldiniz! 

Stres altındaki insanın başat davranış biçimi stres kaynağından uzaklaşmak olur ancak işiniz bu kaçacak yer yok. Hemen arka fona sakinleştirici bir müzik, evden eve mesai arkadaşlarınızla elinizdeki işin teslim saatine, gününe dair kısa bir alışveriş ve sonra dış dünya ile bir süre teması kesip yoğunlaşma vakti.

Kimseye ‘unut gitsin’ tavsiyesi değil bu. Korona da, korkular da zihnin bir köşesinde hep var ama işin önüne geçmeyecek şekilde arka bölmelere dosyalanmış vaziyette. Zihnin kriz yönetme yöntemi bu. Mantığın devreye girdiği an.

Kahveyi unutmayın. Ev ortamı uykuyu, gevşemeyi tetikleyebilir. Sütlüsünden ziyade koyuya yakın bir ‘uyandırma servisi.’ 

İşe başladınız, bir baktınız öğlen olmuş ancak ortada ne yemek var ne yemek yapan. Şanslı dilimde olup da çiftlerden biri evde ve düzenli yemek yapıyorsa yaşadınız. Ama yine de o yemek ilk birkaç gün önünüze gelse de bir noktadan sonra kendinizin gidip hazırlaması icap edecek. 

Hiç surat asmayın, kimse kimsenin bakıcısı değil. Kös kös mutfağa. Birkaç gün sonra öğle yemeği arasının öğlen saatlerinde değil, mesai bitimine yakın saatlere sarktığını görüp şaşırabilirsiniz. Şaşırmayın, genelde böyle sonlanır süreç. ‘Yemek saatimi asla geçirmem’ titizliğinde iseniz size selam olsun. Diğerlerini kulübe alalım.

Ve panikle de olsa tamamlanmış işler, yazışmalar ve organize edilmiş süreçlerle bir günün sonuna geldiniz. 

Eve dönüş çilesi yok. Eşofman rahatlığı sizi bekliyor. Sevdikleriniz de.

Ama uyarayım, “Evdeyim ben, bol kitap okur, kült filmleri izler, yeni hobiler edinir, kültürüme kültür katarım” hayaline kapılmayın. Kendinize yüklenmeyin bu konuda. Vicdan azabı da çekmeyin. Film zamanı gelince izlenir, kitap can çekince okunur. İzin verin zihniniz adapte olsun bu olağanüstü yeni koşullara. İlk günlerden onu kırbaçlayarak haksızlık etmeyin. 

İnsanlarla teması güçlü, sosyallikte on numara iseniz yukarıdaki süreç sizi daha da zorlayabilir ancak yeni bir dünya düzeninin kapısının aralandığını, zaman içinde git gide boşalan ‘mezarlık plaza’lar ile karşılaşacağınızı unutmayın. 

Zamanla evden çalışmanın yeni bir yaşam biçimini de beraberinde getireceğini bilin. Sonrası zaten, ‘insan neye alışmıyor ki’ kabullenişi. Buradan şahane öyküler çıktığı kadar mutsuzluk hikayeleri de oluşuyor. Tercih sizin.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar