Mad Max’e doğru?

Tek bir gerçek var o da gerçek diye bellediğimiz her şeyin gerçekliğini kaybetmiş olduğu. Ya da bize gerçek diye dayatılan şeylerin tuz buz olması. Hatta bize gerçek diye dayatılan şeyleri dayatanların o gerçekleri kendileri berhava etmesi. En mükemmel örneği, tüm neoliberal malî ve iktisadî kriterlerin bu kriterleri dayatanlarca iptal edilmesi.

Mâlum konuda dünyalar kadar şey söylendi, yazıldı ve büyük olasılıkla daha yıllarca söylenecek ve yazılacak.

Bir siyaset bilimci olarak “sosyal mesafeyle” bakıp gözlemlemek ve soru sormaktan başka yapabileceğim pek bir şey yok. Virüsün bulaşmasını engellemek amacıyla kendimi tecrit etmek ve korumak dışında… Zira ve yeri gelmişken, virüs kendiliğinden bulaşmıyor, insandan insana ve dolayısıyla insan yüzünden bulaşıyor.

Virüs küresel ve yerel düzenleri, ezberleri, âdetleri tek kelimeyle altüst etti. Her şeyin bir vâdede eskisi gibi olacağını, eski tas eski hamama rücu edileceğini söylemek pek mümkün gözükmüyor.

Bir musibet bin nasihatten evlâdır sözü bu kadar mı doğru olur!

Son iki-üç haftadır virüse verilen ve verilmeyen tepkilerden hareketle soru soralım.

Virüsle mücadele konusunda, onyıllardır insanlığın övünç kaynağı hâline gelmiş olan “küresel köy” devasa bir hezimetle karşı karşıya değil mi? Peki, buna rağmen ulusötesi ve küresel bir olgu olan virüs salgını ile ulusal yöntemlerle mücadele mümkün mü?

Küresel virüs salgını ya da pandemi ile küresel mücadeleyi örgütleyecek ne bir kurum, ne bir altyapı, ne bir zihniyet, ne de bir proje var. Ve belki hiç olmayacak. Dünya Sağlık Örgütü hükümetlerarası bir kuruluştur, mıntıkada çalışmaz, tavsiyede bulunur, dikkat çeker, pandemi, epidemi vs. adını koyar ama ulusüstü ve küresel bir yetkisi yoktur. Dolayısıyla ulusal mücadeleden başka çare, şimdilik ve öngörülebilir uzun bir dönem için, yok. Bu, ister istemez ulusdevlet hükümranlığına rücu demek ve korkarım virüs salgını var oldukça ki öyle gözüküyor, sürecek.

Ulusdevletin perçinlenen ağırlığına zaman içinde salgınla mücadelede başarılı olan ülke gruplarının kaplayacağı yeri de dâhil edebiliriz muhtemelen.

Bugünkü gidişat genellikle varsıl, akıl ve bilime değer ve öncelik veren, başlarındaki yöneticiler Trump ve Johnson misâli ne kadar çapsız ve tehlikeli olursa olsunlar kurumları sağlam, etkin ve organize olabilen, asgarî disiplini sağlayabilen ülkelerin salgını diğerlerinden çok daha hızlı bir şekilde kontrol altına alabileceğine işaret ediyor.

Bu ülkelerin her biri kendi ulusal çabasıyla salgının geniş coğrafî bölgesinde kontrol altına alınmasına katkıda bulunuyor. Genel itibariyle şimdilik yalnız Uzakdoğu ama orta vâdede Avrupa ve Kuzey Amerika muhtemelen salgının kontrol altına alındığı bölgeler olarak temayüz edecek.

Dolayısıyla bölgesel boyut, ulusal çabaların bir sonraki kademesi olarak ortaya çıkıyor. Öyle ki mücadelede farklı yaklaşımlar bile bu bölgesel boyut sayesinde silindi. Bunun en yakın misâli kıt’a Avrupasının salgını yok etme yordamından farklı olarak Britanya’nın “sürü bağışıklığı” yordamında diretmesinin Fransa’nın ilkeli duruşuyla akamete uğraması ve alelacele değiştirilmesi. Ferguson makalesi olarak anılan bir bilimsel makaleden esinlenen ve radikal liberalizmin şiarı “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler”e dayanan öjenist “bırakınız ölsünler” modeliyle yola çıkan Britanya, Fransa’nın üstü kapalı tecrit tehdidiyle yol değiştirmek zorunda kaldı.

Bölgesel boyutun küresel boyuta çıkması ise çok zor hatta imkânsız gibi duruyor. Aksine temel sorun, bir ülkede veya bir bölgede kontrol altına alınsa da salgın komşu veya değil, başka bir ülkeden ithal edilebilir.

Bu küresel dengesizliğin ne kadar süreceği belli değil. Zira sözünü ettiğim üç bölge mücadelede epey yol kat etmişken Türkiye’nin de dâhil olduğu ve farklı coğrafyalarda bulunan devasa bir ülke grubu daha işin başında. Beceremeyeni, reddedeni, olanağı olmayanıyla bu ülkeler muazzam bulaşma potansiyeli taşımayı sürdürmeyecekler mi?

Bu olasılık ancak tüm dünyayı aşılamakla üstesinden gelinebilir gibi dursa da bu, pek olanak dâhilinde değil. Dolayısıyla Mad Max filmindeki gibi, aralarında geçiş olmayan alt ve üst dünyaların olduğu bir yerküreye doğru mu gidiyoruz acaba?

Bu bir kâbus senaryosu değil. Malların ve hizmet alışverişinin azamî kontrolle süreceği ama alt dünyalardan insanların dolaşım özgürlüğünün bugünkünü aratacak oranda kısıtlanacağı,   seyahatin önüne muazzam duvarlar ve engeller koyulacağı bir dünya çok mu gerçekdışı?

Virüsün ezberimizdeki âdetlere olacak kahredici etkisi bu sorularla sınırlı değil elbet. Zihinsel tahribat üzerine sayfalar dolusu yazacağız daha. Virüs öncesi ve virüs sonrası dünyalar söz konusu artık. Bugünden itibaren edilecek her kelam virüsle dünyanın başına geleni dikkate alarak edilecek. Şimdiden birkaç varsayımda bulunarak bitirelim.

Doğa dengelerini altüst eden, hep daha fazlasını isteyen mutlak büyümeci ekonomik model bu küresel felâket karşısında hiç mi tartışma konusu edilmeyecek?

Neoliberal dogmaya gelince, ülkelerin aldıkları iktisadî ve malî önlemler bu dogmanın kamusal olan her harcamayı kısmaya yönelik hükmünü yerle bir etti. Bozulan ezber kolay kolay geri gelir mi? Zor, çünkü kamu sağlığının hayatiyeti tekrar keşfedildi.   

Kamu sağlığı zira virüsün fakir-zengin, kamusal-özel ayrımı yok. Kamusal zira çoğunluk kamuda ve o kamu sağlıklı değilse özelin sağlıklı olması mümkün değil.  

Ya savaşların akıbeti? Dün yine Ankara rejiminin İdlib, Trablusgarp, Ege’de debelenmeleriyle ilgili haberler dolaşıyordu. Keza ABD ile İran arasındaki düşük yoğunluklu savaş. İllâki daha başka yerlerde de vardır irili ufaklı savaşlar. Virüs çağında savaşı güle oynaya sürdürebileceğini sanan devletler ve devletdışı silahlı gruplar tam yüzyıl önce Cihan Harbi esnasında patlak veren ve on milyonlar öldüren İspanyol Gribi pandemisine müracaat edebilir.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.