‘Olmaya devlet cihanda…’

Koronavirüs ile ilgili ilk haberler geldiğinde, ne düşündüğünüzü hatırlıyor musunuz? “Çin nere Türkiye nere?” diye düşünmüş olabilirsiniz. Virüsü ve neden olduğu ölümcül hastalığı Çinlilerin tuhaf yemek alışkanlıklarına bağlayıp “Buralara kadar gelmez nasıl olsa” diye de düşünmüş olabilirsiniz. Belki dikkatinizi bile çekmeyen, dolayısıyla üzerinde düşünme gereği de duymadığınız “uzak” haberlerdi bunlar ve sizin başka “sıcak” sorunlarınız vardı: Dar gelirli bir çalışansanız geçim sorunlarınız, fanatik bir futbol meraklısı iseniz tuttuğunuz takımın performans düşüklüğü, iktidar partisi yandaşı veya muhalifi iseniz siyasi polemikler, kim kime ne dedi…

Velhasıl korona haberleri Çin’den başlayıp neredeyse çevremizdeki bütün ülkelere sirayet ettiğinde, “biz” başka havada idik… İdlib’de Rusya’nın araya girmesiyle ilan edilen ateşkesin kime ne kazandırdığını, kaybettirdiğini anlamaya çalışıyorduk mesela…

Koronavirüs nedir ne değildir, sokaktaki kafası bin türlü dertle meşgul insan bilmeyebilir; normal. Peki konuyla “ilgili” bilim insanları ne derdi bu işe acaba? İlginç örneklere tanık olduk, hatırlayalım.

Ne zaman bu tür “netameli” sağlık, hastalık gündemleri oluşsa, egemen medyanın aklına ilk gelen isim, malum, Canan Karatay oluyor. “Profesör doktor” titri de var tabii. Her ne kadar meslektaşları tarafından sevilmese, görüş ve iddiaları bilim dışı, mesnetsiz de bulunsa, medya için “önemli” olan “reyting” getiriyor olması. “Şunu yiyin bunu yemeyin” diyor kadın ve günlerce tartışma konusu oluyor; “yahu biz yıllardır yanlış mı biliyormuşuz?”

Malum, sayın Karatay kalp ve dahiliye hastalıkları uzmanı. Ama kamuoyunda asıl “meşhur” olduğu alan, diyet meseleleri. Fakat medya sağlıkla ilgili her ne olsa önce bu sayın hanımefendiye sorduğu için, muhtemelen o da kendisini her konuda “uzman” ve “bilirkişi” zanneder oldu. Kim kendisini ne zannediyorsa, tabii ki kendi sorunudur, ama kamu önüne çıkıp uzmanlık gerektiren bir konuda gayet iddialı laflarla tavsiyelerde bulunuyorsa, o zaman “kendi sorunu” olmaktan çıkıyor işte. Uzatmayayım. Günlerce Canan Karatay’ın “Sabah akşam kelle paça çorbası için, korona morona vız gelir tırıs gider” mealindeki sözleri, bilim dünyasında rağbet görmedi ama kamuoyunun tepkisi, “İşte bu!” oldu… “Bize bir şey olmaz” kabadayılığımıza “bilimsel” bir dayanak da bulunmuştu böylece…

Bir başkası da mevzuyu “genetik” açıdan izah ederek noktayı koydu: Koronavirüs Asya ırkını etkiliyordu, onlar sarı ırktı, kısa boyluydu. Bizde “asla” salgın olmazdı, en fazla 10, 20 vaka olabilir, geçer giderdi…

Bu sözlerin sahibi bir fizyoloji uzmanı, o da “doçent doktor” titrine sahip. Uzmanı olduğu alan dışında genetik ve virütik mevzularla da ilgileniyormuş demek. Bu genetik “izahat” da hayli ilgi gördü tabii. Bu “izahatı” eleştirenler hayli fırça yedi; biri de bendim, “Yahu hani sen bilime inanıyordun? Adam bak gayet bilimsel olarak açıklamış işte!” Bu, aldığım tepkilerin en “kabul edilebilir” olanıydı. “Sen Kürts’ün zaten! Ermenilik de olabilir sende!” diyenler oldu çoğunluktaydı ve kendilerindeki “asil” genleri kıskandığımı düşünüyorlardı…

Bu arada memleketi yönetenler de bu hava ile gayet uyumlu, “Bizde bir şey yok. Olsa söylemez miyiz? Her türlü önlemi aldık zaten” açıklamaları yapıyorlardı. Umreden dönen kafilelerden ilk gelenler evlerine yollanmışlardı. Bu durumu sağlık çalışanlarına yönelik kapalı bir eğitim çalışmasında “İşte o zaman biz kontrolü kaybettik” sözleriyle ifade eden doktor oldu özür dilemeye zorlanan…

Ülke liderleri peş peşe kovid19 salgınına karşı aldıkları önlemleri açıklarken, bizim Reis’in ortalıkta görünmemesi dikkat çekmişti ve 18 Mart günü olağanüstü bir toplantıyla Saray duruma el koydu. Millet heyecanla alınacak önlemleri beklerken, “Evde kal!” çağrılarına istinaden muhtemelen kiralar, faturalar, test ve tanı kitleri ile ilgili adımlar atılacağını düşünüyordu. Toplantıdan “ekonomiye kalkan” önlemleri ve bu önlemler kapsamında 100 milyar TL çıktı. Endişeli patronlar, müteahhitler bir parça “neşelendi” ama çalışan milleti evlerinden çıkmamaya davet edildi.

Sahi, ne oldu o “kalkan” önlemleri?

Mesela iç hat uçak biletleri ucuzladı, kaç kişi “fırsat bu fırsat” deyip nerelere uçtu acaba? Konaklama vergileri Kasım ayına değin kaldırılınca otellere büyük rağbet olmuş, iç turizm canlanmıştır herhalde? Yeni ev almak için ödenecek peşinat oranı düşürülüp kredi oranı da yükseltilince ev satışları da patlamış olmalı?

Sayın Erdoğan’ın Kovid19 salgınıyla ilgili twitter üzerinden yaptığı son açıklama ise (28 Mart) direkt mevzuyla ilgiliydi: Evden çıkmama uyarısının yanı sıra şehirler arası seyahatlere de kısıtlama getirildiğinin duyurulduğu açıklamada Erdoğan “Durum ciddi” diyordu.

Maksat kayda girsin: Sağlık Bakanı sayın Fahrettin Koca’nın, alanlarında uzman isimlerle oluşturulan Bilim Kurulu’nun, başından beri meselenin vahametiyle “yüz yüze” işlerini yapan sağlık çalışanlarının durumun ciddiyetinin farkında olduklarından kuşkum yok. Ama tek tek isimler bir yana, bir bütün olarak iktidar partisinin “ciddiyeti” tartışılır durumda.

Meseleyi hala “kar-zarar” hesabı yaparak ele almaları, sağlıklı, etkili muhalefet yapmaktan zaten aciz ana muhalefet ile koordineli hareket etmek yerine hala anlamsız polemiklere girişmeyi tercih etmeleri akıl alır gibi değil. 

Yerli yersiz çokça dillendirdikleri “birlik-beraberlik” ruhunu hiç değilse bu krizi yönetirken canlandırmaya çalışmak yerine kısır çekişmeler ve “aman iktidarımız zarar görmesin” hassasiyetini “devletin çıkarı” olarak lanse eden tutumları da anlamak mümkün değil.

Devlet de iktidar da kendi başına hiçbir anlam ve değer ifade etmez. Yönettiği topluma hukuki kapsamı dahilinde hizmet etmekten uzaklaşıp kendi başına “anlam” ve “değer” atfedilen bir devlet anlayışına “totalitarizm” deniyor, demokrasi değil.  

Meramını anlatırken “özlü sözlerin” desteğine ihtiyaç duymak, bir anlatım tekniği olarak benim de bazen başvurduğum bir şey. Doğrusu ilk defa bir Osmanlı padişahının, Kanuni Sultan Süleyman’ın sözlerini bir yazımda bu amaçla paylaşmış olacağım. Dilerim özellikle “devlet” deyince tüyleri diken diken olanların hiç değilse bir parça düşünmesine vesile olur: “Halk içinde muteber bir nesne yok, devlet gibi. Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi.”

“Bir nefes sıhhati” varlığının temel sebebi sayan bir devlet anlayış ve icraatına ihtiyacımız var. Çünkü tam da sayın Erdoğan’ın deyişiyle, durum, gerçekten ciddi…


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.