Pandemi cenaze ağlayıcılarını da vurdu

Koronavirüs salgını nedeniyle pek çok alanda işler kapandı. Bu alanlardan biri de cenazelere katılarak para karşılığı ağlayarak mesleklerini icra eden cenaze ağlayıcıları oldu. 

Mart ayında Diyanet İşleri Başkanlığı salgının yayılmaması için çeşitli tedbirleri açıkladı. Bunlardan biri de “Cenaze defin işlemlerinin mümkün mertebe kalabalık ortamlar oluşturulmadan yerine getirilmesi ve taziye ziyaretlerinin toplu bir şekilde yapılmaması hususunda vatandaşların bilgilendirilmesi. Taziye evleri ve çadırlarının bu süreçte kullanılmasının ortaya çıkarabileceği riskler anlatılarak, bu nitelikteki mekanların kullanımına bir süre ara verilmesi" şeklindeydi. 

O günden sonra Covid-19’lu vefatlar için ayrı bir prosedür uygulanmaya başlandı ve sosyal mesafe kuralları uygulanmaya çalışıldı. Cenazeler de halen mümkün olduğunca az kalabalıkla defnediliyor. 

Cenaze merasimlerine ve taziyelerine para karşılığında katılıp gözyaşı döken cenaze ağlayıcıları ise pandemi yasakları nedeniyle katılamıyor. Cenaze Ağlama Derneği kurucusu ve Fahri Başkanı Ali Öztürk, bu süreçte bir çok insanın ölmeye devam ettiğini ama cenazelere katılımın sınırlı tutulduğunu, bu yüzden dernek üyelerinin cenazelere katılmadığını söylüyor. 

Koronavirüs nedeniyle çok zengin insanların da hayatlarını kaybettiğini ve  bu süreçte bazı tekliflerin geldiğini ancak kendilerinin bu teklifleri reddettiğini ifade eden Öztürk, derneklerinin üye sayısının 350 civarında olduğunu aktarıyor. 

Cenaze Ağlama Derneği’ni kuruluş hikayesini anlatan Öztürk, her şeyin bir tesadüfle başladığını aktarıyor. Öztürk 1987 yılında bir cami avlusuna girer. Girince de 7-8 kişinin kendini paralayarak ağladığını görür. Ağlayanlara baş sağlığı dilemeye giden Öztürk, onları teselli etmeye çalışır ve mevtanın nesi olduklarını sorar. Ağlayanlardan birisi vefat edeni tanımadığını söyler ve parayla ağladıklarını aktarır. Öztürk de cenaze namazından sonra ağlayıcılarını bir yere çağırır. O dönem de dernekler yasası yeni çıkmıştır. Öztürk, onlarla konuşup Cenaze Ağlama Derneği’ni o zaman kurar. O gün 7-8 kişiyle başlayan bu dernek zaman içinde 350 kadar üye edinir. 

Derneğin amaçlarını açıklayan Öztürk, maddi bir sebeple kurmadıklarını manevi bir dayanışma için kurduklarını söylüyor. Öztürk’e göre eskiden insanlar birbirine sohbet ve muhabbetle bağlıydı. Bu gelenek halen köylerde sürüyor ancak kentlerde yaşayanlar gittikçe yalnızlaşıyor. 

Toplumdaki taziye ve ağlama kültürünü anlatan Öztürk, herkesin sevdiğinin cenazesine gittiğini söylüyor. Sevmediğimiz insanların mezarına veya cenazesine gitmeyiz. Bir de  eskiden insanlar dost biriktiriyordu ancak şimdi herkes para biriktiriyor. 

Çok dostu olanın cenazesinin kalabalık olduğunu ama çok parası olanın cenazesinin kalabalık olmadığını ifade eden Öztürk, “Çok dostu olanın mı cenazesi kalabalık olur yoksa çok dostu olanın mı? Dostu olanın. Sağlığında zengin olup yanında çalıştırdığı insanlara, sokak çocuklarına, fakirlere vermediği parayı, öldükten sonra karısı, kimsesi olmadığı için, ağlayanı olmadığı için 50 kişiyi birden ağlattırarak veriyor. Kişi başı şu an yaklaşık 2 bin lira veriyorlar. Dolayısıyla çok acı bir gerçek bu” diyerek mevcut tabloyu anlatıyor. 

Cenazelere katılan üyelerin resmi ve kimlikleri gizli tutuluyor. Sebebiyse bu işin estetik yapmaya giden hasta ile doktor ilişkisine benzediğini aktarıyor Öztürk. Gizlilik ve mahremiyet derneğin şartnamesinde bu şekilde yer alıyor. 

Katıldıkları cenazelerin profilinden bahseden Oflu Ali, “Öyle zenginler var ki tanınmıyor. Çünkü ne zekat veriyor. Ne fakire yardım ediyor,ne garibana… Bunlar faizci, tefeci tipler. Bunlar sevilmeyen, nefret edilen tipler. Biz sevilenlerin cenazesine katılmıyoruz. Oraya onu sevenler katılıyor. Biz sevilmeyen insanların cenazesine katılıyoruz” diye vurguluyor.  

Öztür diğer yandan cenazedeki kuralları da aktarıyor. Söz konusu cenazeye katılan herkes ağlamak zorunda değil. 300 civarında insan cenazeye katılsa da ağlama görevini yerine getiren ancak 20-30 civarında oluyor. Diğerleri cenazeyi kalabalık göstermek için yer kaplıyor. Namaz kılıyor. Bir kısmı ise protokolde duruyor. Bunlar da genelde resmi giyen ve kalburüstü imajlarıyla cenazede imaj çiziyor. 

Günümüzde insanların mala- mülke çok önem verdiğini ve herkesin üstündekilere baktığını bu yüzden mutsuz olduklarını kaydeden Öztürk’e göre kendimizden daha kötü durumda olanlara da bakmamız gerekiyor. 

Öztürk, “Biz de insanları stresten uzak tutmaya çalışıyoruz. Korona var diye şimdi grupla ağlamak yasak. Ağlama için başkanla da konuştum. İzin vermiyorlar şu anda. Grupla ağlamaya izin vermiyorlar. Kaçak olarak bunu yapmanın bir alemi de yok. Talep var. Koronadan ölen onlarca zengin var mesela. Onların bile ağlamasına gidemiyor çocuklar çünkü yasak şu anda. Çünkü ağladıkları zaman birbirine giriyorlar. O kadar çok ki mesela İkitelli’den ağlayınca Küçükçekmece’den ses duyarsın. o kadar şiddetli ağlıyorlar. Şu an sadece biz protokole gönderebiliyoruz. Yani cami kapısında kalabalık yapmak için. Onlar takım elbiseli oluyor. Onlar ağlamıyor. Sadece tabutun etrafında boynu bükük duruyorlar. Yakınıymış gibi. Halbuki alakası yok. Tanımıyor. Takım elbiseli, gözlüklü tipler bizimkiler… “

Bu iş aynı zamanda ülke sınırlarını da aşmış. Bir defa İtalya’ya bir sefer de Almanya’ya olmak üzere iki defa yurtdışına cenaze ağlayıcısı gönderdiklerini belirten Öztürk, paranın gelip geçici olduğunu mühim olan cenazenize gelip ağlayacak dostlar biriktirmek olduğunu ekliyor.  Öztürk konuşmasını şöyle sürdürüyor: “Trilyonlarla oynayıp işçinin 1 lirasına konmaya çalışan o cimri patronlar için biz ağlıyoruz. Yahut da komşusuna 100 lirayı faizle borç para şeklinde veren tefecilere ağlıyoruz. Zaten onların ağlanacak halleri var. Onlar öteki dünyalarını da yakmış. Dost biriktirmedin para biriktirdin. Şu biriktirdiğin paranın şu kadarını ver çocuklara, senin için dostunmuş gibi ağlasınlar diyoruz. İkincisi de hem onlara sağlığında vermediğin paraları sen öldükten sonra karın, ailen, yakının veriyor.“

Cenaze ağlama işlerinde bazen küçük sakarlıklar da yaşanıyor. Öztürk başlarına gelen bir olayı şöyle anlatıyor. Birinin cenazesine ağlamak için ekip katılır. Ekipten biri kendini paralayarak “Babam, babam” diye ağlar. Oysa tabuttaki kişi bir iş kadınıymış. Bunun farkına varan diğer ağlayıcılar hemen arkadaşlarını uyarıp ölenin kadın olduğunu bildirmiş. 

Ali Öztürk aynı zamanda fıkra da yazıyor ve fıkra anlatıyor. Bu yönüyle insanların ilgisine mazhar olan bir isim. Kendisi bir dönem Anadolu’yu gezen bir programda yer almış. O dönem Laz şivesiyle Kürtçe fıkra anlatmak istediğini ancak kendisine ön ayak olabilecek birisini bulamadığını söylüyor. 

İngilizce fıkra anlattığını belirten Öztürk, ne anlattığını İngilizlerin halen bile çözemediğini gülerek söylüyor; “ Fıkra anlattığımda Karadenizli, Egelisi, Doğulusu hepsi gülüyor. Fıkra globaldir.“ Kendisini gecenin bir vaktinde insanların aradığını ve fıkra istediklerini ifade eden Oflu Ali, “Bir adam hanımla kavga etmiş. Adam köpek alacağım demiş. Kadın balık alacağım demiş. Kavga etmişler. Gecenin bir vaktinde beni arayıp bunu anlattılar. Ben de sabah gelirim dedim. Sabah köpekbalığı aldım gittim. ‘Al ikisi de var’ dedim. Ortak noktayı bulduk” şeklinde konuşuyor. 

Son olarak Öztürk fıkra anlatarak konuşmasını sonlandırıyor: 

“Temel bir gün hacca gitmiş. Ancak akşam namazlarını hep kadınlar bölümünde kılmak istiyormuş. Polis ise onu sürekli dışarı atıyormuş. Bu yine oraya gitmeye devam etmiş. Arap polis bir gün, ‘Sen neden kadınlar bölümüne gelip namaz kılıyorsun? Burası kadınlar içindir’ demiş. Temel cevap vermiş, ‘Memur Bey, ben anamın yerine hacca geldim. O yüzden.”

© Ahval Türkçe