Petroldeki düşüş Türkiye’ye neden yaramıyor?

Uluslararası petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık düşüş Türk ekonomisinin ana problemlerinden biri olan cari açıkta 5 milyar doların üzerinde iyileşme sağlıyor. Petrolün Mart başına göre 15 dolar ucuzladığı düşünüldüğünde, bu Türkiye ekonomisi için bir müjde olarak kabul edilmeli.

Özellikle de ülkenin son iki yıldır müzmin bir bütçe açığı sorunuyla uğraştığı, koronavirüs etkisiyle bugünlerde ikiz açık, yani bütçe ile cari açık krizini aynı anda yaşamaya doğru koşar adım ilerlediği düşünülürse.

Yine de ters giden bir şeyler var. En basitinden döviz fiyatlarından anlamak mümkün. Petrol fiyatları düştükçe değer kaybeden, tersine durumda değer kazanan bir TL söz konusu. Oysa ki cari açık azalacaksa bu döngünün zıttı olması gerekirdi. Yani azalan cari açık beklentisiyle TL’nin değer kazanması beklenirdi.

Peki neden böyle bir sorun var? Biraz petrol piyasasına göz atmakta fayda var.

Uluslararası Enerji Ajansı İcra Direktörü (UEA) Fatih Birol’un hafta içinde BloombergHT’ye yaptığı açıklamada satır arasında yer alana bazı tespitler aydınlatıcı olabilir.

Birol “Petrol bu kez farklı düşüyor. Bu kadar indirime rağmen düşüşün kullanıcılar faydası yok. Çünkü koronavirüsün getirdiği şartlar nedeniyle ucuzlayan enerji fiyatları tüketiciler için bir anlam ifade etmiyor” diyor.

Gerçekten de öyle. An itibarıyla küresel çapta yaklaşık 1.5 milyar öğrenci okullara gitmeyi bıraktı. Dünya nüfusunun yarısına yakının oluşturan 3.5 milyar kişi olağandışı karantina kurallarında yaşıyor. Yani kimse petrol ucuz diye arabasının deposunu doldurup gezmeye gidemiyor. Fabrikalar ucuz olan enerji fiyatlarından yararlanıp üretim maliyetlerini düşürme avantajından yararlanamıyor.

Yani bu kez ucuzlayan fiyatların tetiklediği bir tüketim artışı söz konusu değil. Piyasa mekanizması da tam anlamıyla çökmüş durumda. Fiyatlar arz-talep dengesinden çok OPEC+ ülkeleri ile ABD Başkanı Trump’ın sözlü müdahalelerinin etkisiyle hızla dalgalanıyor.

Normal zamanda petrol arzını ayarlayarak fiyatları domine eden küresel mekanizmanın işlevsiz kaldığı da ortaya çıkan bir başka gerçek.

Bunun için geçen Cuma olanlara bakmak yeterli. Başını Suudi Arabistan’ın çektiği OPEC ile Rusya’nın öncülük ettiği (+) ülkeleri yani OPEC+ grubu fiyatları toparlamak için daha önce benzeri görülmemiş şekilde günlük 15 milyon varillik üretim kesintisi üzerinde uzlaşma sağladı. Bu rakam ilk bakışta, son kriz öncesindeki günlük üretimin yüzde 14’ü civarında bir kesintiye denk gelen muazzam bir arz kısıntısını ifade ediyor. Ancak anlaşmanın duyurulmasından sonra Brent petrol fiyatı 24 saat önceki zirvesine göre yüzde 10 düştü ve 35.3 dolardan 31.8 dolara indi.

OPEC+’nın tüm imkanlarını zorlayarak yaptığı kesintinin boşa gitmesinin elbette somut nedenleri var. Öncelikle UEA’ya göre petrol ithalatçısı ülkelerde günlük tüketim yüzde 20 dolayında azalmış durumda. Buna karantina uygulamalarını yaygınlaştıran üretici ülkelerdeki tüketim daralması da eklendiğinde talep düşüşü daha yüksek düzeylere ulaşıyor. Reuters’in yaptığı hesaplamalar gezegendeki petrol tüketiminin Mart öncesine göre yüzde 30 azaldığını gösteriyor. Yani OPEC+’nın arzla talebi dengeleyebilmesi için en az bir 15 milyon varillik kesintiye daha ihtiyacı olduğu aşikar. 

Diğer taraftan OPEC+’nın kesintisi, pek de dürüst sayılmaz. Örneğin son kesintilerle üretimini yaklaşık 5 milyon azaltacağı taahhüdünü veren Suudi Arabistan’ın durumunu ele alırsak; bu ülke Şubat ayında günlük 9.5 milyon varilli üretim yaparken Rusya ile anlaşmaların bozulmasının ardından üretim miktarını 13.5 milyon varile çıkardı.

Şimdi bu miktarın üzerinden 5 milyon varillik arz kısıntısını kabul ederek günlük 8.5 milyon varillik üretim taahhüt ediyor. Yani aslında Suudi Arabistan Şubat ayındaki üretim miktarına göre sadece 1 milyon varillik kesintiyle bir nevi göz boyuyor. Diğer ülkelerdeki rakamlar Arabistan’ınki ki kadar çarpıcı olmasa da yine benzeri bir durum söz konusu. Oysa belirttiğimiz gibi talepteki yüzde 30’luk daralma küresel ekonomide virüs şokunun hissedilmediği Şubat ayına göre yaşanan bir düşüş.

Dolayısıyla üreticilerin petrol arzı gerekli seviyelerin çok ötesinde ve bu da dünya çapında stok artışına neden oluyor. Bloomberg’den Lisa Abramowicz’in sektör kaynaklarına dayanarak aktardığına göre, arz-talep dengesi bir şekilde yeniden kurulmazsa Haziran ayı bitmeden dünya üzerinde petrol depolayabilecek herhangi bir boş tesis kalmayacak.

Sonuç olarak üretici ülkelerin bütçe durumları ve talebin mevcut seviyeleri göz önünde bulundurulursa petrol fiyatlarında en azından virüs krizi bitmeden bir toparlanma söz konusu görülmüyor. Hatta yapılan stoklar da düşünülürse bu trendin virüsten kurtulduktan sonra da bir süre devam etmesi olası.

Peki ucuz petrol en önemli sorunu döviz eksiği, yani cari açık olan ve bu yüzden dış finansman zorluğu yaşayan Türkiye’yi neden bu kadar olumsuz etkiliyor.

Temelde birkaç neden var:

  • Petrol talebindeki düşüş küresel talep yetersizliğinden, küçülmeden kaynaklanıyor. Dolayısıyla Türkiye ekonomisini döndürecek ihracat ve turizm gelirlerinden mahrum kalıyor. Bu Türkiye için de doğrudan bir küçülme demek. Yüzde 5 büyüyen bir ekonomide milli gelirinin yüzde 5’i kadar bir cari açığı dış borçla çevirmek mümkün olabilir. Ancak yüzde 5 küçülen bir ekonomide milli gelirin yüzde 2’si kadar dış borç bulmak, yabancı finansörlerin endişeleri nedeniyle o kadar kolay olmayabilir.
  • Petrol fiyatlarındaki düşüş küresel küçülmenin habercisi olduğundan dünya borsaları ve varlık fonları hızla değer kaybediyor. Ortaya çıkan zararlar söz konusu fonların tüm dünyadaki varlıklarını satıp bilançolarında daha tutucu çizgilere dönmesi anlamını taşıyor. Örneğin Türk mali piyasalarına yatırım yapan yabancıların son üç ayda 6 milyar dolardan fazla net satış yapması ve bunun yarısından fazlasının son bir ayda gerçekleşmesi tesadüf değil.
  • Türkiye azalan ihracatına karşın ithalatını da düşürebilir. Bu belki kulağa dengeleyici bir durum gibi geliyor. Ancak geçmişten gelen borçlar bir buzdağı kadar somut şekilde ülke ekonomisinin karşısında duruyor. Türkiye 23.6 milyar doları Haziran sonuna kadar olmak üzere 55.2 milyar dolar dış borç ödeyecek ve Merkez Bankası’nın artık hem döviz hem de altın rezervlerini sıfırladığı düşünülürse bu dövizlerin bir yerlerden bulunması gerekiyor.

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.