Türkiye acilen 2,5 milyon ton hububat ithal edecek, satan yok!

Korona salgınıyla birlikte kapanan sınırlar, durma noktasına gelen uluslararası üretim ve tedarik zinciri, öncelikle gıda temini konusunu gündemin ilk sıralarına taşıdı.

Kısmi karantina ve sokağa çıkma yasakları da tarımsal ve hayvansal üretimin sürdürülmesini, büyük kentlere gıda, yiyecek, içecek teminini hayati konuma getirdi. 

Türkiye’de ilk resmi korona vakasının açıklandığı 10 Mart’tan bu yana geçen 40 günlük sürede tanı sayısı günlük 3-4 bin arasına yükseldi. Uzun süre 100’ün altında seyreden vefatlar da son bir haftadan bu yana 100’ün üzerinde ve artarak seyrediyor. Koronadan ölümler, 2 bin kişinin üzerine tırmanıyor.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca 17 Nisan’da yaptığı açıklamada 10 güne kadar vaka ve ölümlerde “zirve noktasına” ulaşılacağını öngördüklerini, alınan önlemlere uyulduğu takdirde salgının inişe geçmesini beklediklerini söyledi.

Ancak bir yandan da İstanbul’da 1000’er odalı iki yeni salgın hastanesi inşaatı hızla sürerken, yaklaşık 4 bin yataklı Başakşehir Şehir Hastanesi’nin de ilk aşamada yoğun bakım ünitesi öncelikli olmak üzere 20 Nisan’dan itibaren kısmen hizmete alınması planlanıyor.

Dolayısıyla sadece İstanbul’da binlerce yataklı yeni hastane ve 45 gün sonra açılmak üzere inşasına başlanan iki yeni salgın hastanesi dikkate alındığında, iktidarın mayıs sonu, haziran ayı ortalarına kadar özellikle İstanbul’da salgının hızlanması, vaka ve ölümlerin artması beklentisinde olduğunu öngörmek mümkün.

Salgınla tıbbi mücadele yanında, insani ve ekonomik etkilere yönelik önlemlerde tartışmalar büyüyor. Başta CHP’li belediyelerin yardım ve desteklerine getirilen yasaklar, İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanları Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’na açılan soruşturmalar olmak üzere, muhalefete dönük baskı ve engellemeler artıyor. 

Önce belediyelerin bedava ekmek dağıtmasını yasaklayan iktidar, bağış kampanyalarını da yasaklayıp toplanan paraları ve belediye hesaplarını bloke etti. Ardından CHP’li belediyelerin yoksul kesimlere bedava sıcak yemek dağıttığı aşevleri kapatıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı “maske zorunluluğu” kararı üzerine, halka bedava maske dağıtımı başlatan belediyelerin bu uygulamaları da engellendi. 

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın maskelerin beş TL’ye satılacağını açıklamasına büyük tepki gelince, Erdoğan önce maske satışını yasakladı ve bedava dağıtılacağını açıkladı. Bedava maskelerin PTT tarafından dağıtılması kararı alındı birkaç saatte milyonlarca başvuru olunca PTT’nin web sitesi çöktü. 

Bunun üzerine e-Devlet üzerinden dağıtım yapılacağı duyuruldu ama yine sistem tıkandı. Sonunda maskelerin cep telefonlarına gönderilecek kod numaralarıyla eczanelerden dağıtılacağı ilan edildi. Maske mecburiyeti kararının üzerinden 20 gün geçmesine karşılık hâlâ dağıtım başarılabilmiş değil. 

Maske örneğiyle salgınla mücadelede alınan kararlarda gecikildiği, organizasyon sağlanamadığı eleştirileri artarken, belediyelerin süreçten dışlanmasına tepkiler de yayılıyor. Muhalefet, Erdoğan’ın hâlâ 31 Mart seçimlerini kaybetmeyi hazmedemediğini, belediyelere getirilen yasak ve engellerin, açılan soruşturmaların bunun sonucu olduğunu öne sürüyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yardım ve destek çalışmalarının doğrudan Erdoğan’ın talimatıyla yasaklandığını belirterek; “Erdoğan iktidarı salgınla değil, CHP’li belediyelerle mücadele ediyor. Bu yasak ve engellerle asıl halkı mağdur ediyorlar” dedi.

İktidar bir yandan muhalefeti engellemeyi sürdürürken diğer yandan da gıda tedariki konusunda ortaya çıkabilecek olumsuzluklara çözüm arayışında. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli bu konuda sorun olmadığını, Türkiye’nin yeterli parası olduğunu ifade ederek “Gerekirse ithal ederiz” açıklamasını yapmıştı. Ancak salgın nedeniyle sınırlarını kapatan pek çok ülke öncelikle kendi ihtiyaçlarını dikkate alarak, buğday, mısır, pirinç, et vb. ürünlerin ihracatını durdurdu. 

Dolayısıyla bir yandan döviz rezervlerinde hızlı erime yaşayan, ihracat ve turizm döviz gelirlerinin adeta durma noktasına gelmesiyle daha da büyüyen döviz sıkıntısına çözüm arayan Türkiye, olası gıda maddesi açığını ithal etmek istese de hem döviz hem de bu ürünleri satın alabileceği ülke bulmak zorunda.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 18 Nisan’da yayınladığı kararla, 2,5 milyon ton hububat ve bakliyat ithali için gümrük vergilerini sıfırladı. Buğday, pirinç, arpa, mısır, kuru fasulye, nohut ithali kararının hemen ardından da ayçiçek yağı ithalatı kararı çıktı ve 30 Haziran’a kadar gümrük vergileri düşürüldü. Kosova’dan ayçiçek ithalinde ise gümrük vergisi sıfırlandı.

Erdoğan imzalı ithalat karalarına karşılık, geçen yıl Türkiye’nin yaklaşık 10 milyon tonla en büyük buğday ithalatını yaptığı Rusya, buğday, mısır, ayçiçeği satışlarını durdurdu. Aynı şekilde Türkiye’nin bu ürünleri ithal ettiği Kazakistan, Ukrayna, Romanya gibi pek çok ülke de salgın nedeniyle önceliği iç talebe vererek, ihracatı yasaklamış durumda. O yüzden de gıda maddelerine artan küresel talep nedeniyle ithal edecek ürün bulma zorluğu yanında, fiyatların da olağanüstü yükselmesi söz konusu. 

Diğer yandan hububatta, buğdayda ekim sezonu, pek çok üründe ve sebze-meyvede ise hasat dönemi başladı. Salgın önlemleri, sokağa çıkma ve seyahat yasaklarında, tarım ve hayvancılık kesimine, üreticilere, mevsimlik tarım işçilerine muafiyet getirilmesine karşılık, pek çok üretim merkezinde sıkıntılar söz konusu. 

Açıklanan ekonomik önlem paketlerinde çiftçilere yönelik ciddi bir destek ya da ödeme olmadığı gibi, 18 Mart’ta Erdoğan tarafından duyurulan Ekonomik İstikrar Kalkanı toplantısına da Ziraat Odaları Birliği, Tarım-Hayvancılık kesimi temsilcileri çağrılmadı.

Dolayısıyla, şu dönemde üretici her yönden desteklenip ekim yapılmazsa pek çok üründe 2020 üretimi ya olmayacak ya da ürün miktarı çok düşük düzeyde kalacak. Açık büyüyeceği için de daha yüklü miktarlarda ithalat zorunluluğu ortaya çıkacak. Hükümet ilk aşamada üreticileri mutlaka arazilerini ekmeye çağırırken, bir yandan da tarıma elverişli hazine arazileri bedelsiz olarak üretime açıldı. Üreticilere bedava tohum, fide dağıtılacağı açıklandı.

Ancak yıllardır üreticiyi, tarım ve hayvancılığı göz ardı eden AKP hükümetleri sürekli şekilde “ithalatla terbiye” yöntemini öne çıkarttı. Türkiye her yıl yüzbinlerce canlı hayvandan, binlerce ton kırmızı ete, milyonlarca ton buğday, arpa, mısır, ayçiçeği, pirinç ve pamuğa, hatta samana varana kadar, dünyanın önde gelen ithalatçılarından birisi oldu. 

Tarımsal ithalata ödenen on milyarlarca dolar karşılık, içeride tarımsal destekler geriledi, değerli tarım arazileri, meralar, havzalar, kıyı bölgelerindeki zeytinlikler inşaata, ranta, yapılaşmaya açıldı. Üretim geriledi, gıda açığı ve ithalat büyüdü. Ekilebilir araziler, artan maliyetler ve azalan destekler nedeniyle ekilmemeye, boş bırakılmaya başlandı. 

AKP döneminde tarım ve hayvancılığa desteklerin azaltılmasıyla 2002’den bu yana ekilmeyen tarım arazileri, Belçika büyüklüğüne ve üç milyon hektara ulaşırken, Tarım ve Orman Bakanlığı Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı üretici sayısı da 600 bin kişi azalarak, 2,8 milyondan, 2,2 milyona indi.  

Salgın nedeniyle gelinen aşamada ise dünyada pek çok ülke gıda stoklarını kendi halkı için muhafaza etmeye yöneldi, satışları durdurdu. Yani paranız olsa da pek çok ürünü satın almak, ithal etmek neredeyse olanaksız hale geldi. 

Çiftçiler Sendikası (Çiftçi-Sen) yaptığı açıklamada korona salgınıyla, küçük üreticinin, tarımsal üretimin ve gıda bağımsızlığının öneminin anlaşıldığını belirterek, acilen tarım reformu yapılması, üretici borçlarının silinmesi, üreticiye bedelsiz tohum, ilaç, gübre verilerek üretimin desteklenmesini, ürünlere alım garantisi verilmesini istedi. Tüketicilere de, büyük market zincirleri yerine doğrudan üretici kooperatiflerinden alışveriş yaparak yerli üreticiyle dayanışmaları çağrısında bulunuldu.


© Ahval Türkçe