Türkiye’nin koronavirüsü en iyi bilen genetikçisi bir KHK’li...

Mustafa Ulaşlı’yı önceki gün Twitter’da yazdığı şu cümlelerle tanıdık:

“Türkiye de Coronavirus üzerine doktora yapmış belki de tek kişiyim. Hukuki olarak aklanmama rağmen 3,5 yıldır KHK mağduru olarak atıl bir kenarda tutulmam ülke adına insanlık adına bir kayıp değil mi sizce? Bu yanlıştan ne zaman dönülecek acaba?”

Bu sözleri, HDP’nin KHK’li milletvekillerinden Ömer Faruk Gergerlioğlu RT edince, bütün Türkiye koronavirüsü memlekette en iyi bilen isimlerden biri olan Ulaşlı’yı kefşetti. 

Mustafa Ulaşlı, 43 yaşında, Gaziantepli bir tıbbi genetik doçenti. 2002 yılında ABD’nin Princeton Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak yüksek lisans tezini tamamlamış. 2010’da Hollanda’daki Utrecht Üniversitesi’nde genetik anabilim dalında doktorasını yapmış ve gerek ABD’den, gerekse Hollanda’dan kendisine yapılan tüm teklifleri elinin tersiyle iterek memleketi Gaziantep’teki, Gaziantep Üniversitesi’ne yardımcı doçent olarak dönmüş. 2012’de başladığı Gaziantep Üniversitesinde, 2015’te tıbbi genetik doçenti olmuş. Ve malum son: 2016’nın 1 Eylül’ünde yayınlanan 672 Sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edilmiş. Ulaşlı, ihracından önce TÜBİTAK’a koronavirüs ile ilgili araştırma projesi de vermiş bir akademisyen.

Sonrasını şöyle anlatıyor: “2017 yılının Nisan ayında, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı, Gaziantep Üniversitesi tarafından hakkımda itham edilen tüm olaylarla ilgili takipsizlik kararı verdi. O günden beri dönmek için bekliyorum.”

Mustafa Ulaşlı, kendisinin de belirttiği gibi koronavirüs ile ilgili Türkiye’de doktorası olan tek kişi. Virüsle ve virüsün genetiği ile ilgili, uluslararası hakemli dergilerde makaleleri yayınlanmış. Virüsün yaygınlaşmasıyla beraber, oluşturulan Koronavirüs Komisyonu’na başvurduğunu şu cümlelerle anlatıyor:

“Koronavirüsle ilgili Sağlık Bakanlığı danışma komisyonu kurduğunda, komisyon üyelerinden birine mali attım. Dedim ki, bakın hocam ben bu konuda doktora yaptım, herhangi bir göreve iade beklentim yok, maddi beklentim yok. Bu vatanın bir evladı olarak katkı sağlamak, görev almak isterim. Ama kimse bana dönmedi.”

Bu kısa Türkiyelilik halinden sonra Doç. Dr. Mustafa Ulaşlı, virüsün Çin’in küçük bir şehrinden çıkıp tüm dünyayı ettiğini hatırlatarak, dünyanın aslında küçük bir köy olduğunu söylüyor ve “Bu virüs hepimizi etkiliyor. Birlikte olmazsak, hepimizin sevdiklerinin canı yanacak. Ben sorumluluk almak için o tweeti attım. Ve basın mensupları dışında kimse beni keşfetmedi. Kamu cenahından kimse arayıp, kardeşin kurt musun kuzu musun diye sormadı” diyor.

Bu serzenişten sonra, uzmanını bulmuşken herkesin merak ettiği soruları da sorduk elbette. Doç. Ulaşlı, virüsün karakteristik özelliğinin bütün solunum yollarına enfeksiyonlarında olduğu gibi pandemi oluşturma potansiyeli olduğunu artık herkesin gördüğünü hatırlattıktan sonra şöyle devam ediyor:

“Aslında biz koronavirüsün bir benzerini SARS olarak gördük. Çıkış yeri yine Çin’di. SARS’ın ana kayağı yarasaydı. Bu anlamda yarasa tezi doğru. 2002 yılında yapılan araştırmalarda insandaki SARS virüsü ile yarasalardaki SARS virüsünün yüzde 95 benzer olduğu kanıtlandı.”

Kovid-19’un da SARS’a benzerliği yüzünden, Çin’deki bilim insanları tarafından önce SARS2 olarak nitelendiğini söyleyen Ulaşlı, “Çünkü davranış olarak SARS’a çok benziyor. SARS ile arasındaki fark ise, SARS’taki ana kaynak yarasa iken, koronada ana kaynaktan sonra bir ara konak olarak karıncayiyenin olması" diyor. 

Bu virüsün dünyada daha önce var olduğunu, hatta hayatın içinde olduğunu söyleyen Ulaşlı; şu anda pandemiye dönüşmesinin nedeninin ise genetik olarak değişime uğramasıyla ilgili olduğunu vurguluyor:

“Yarasadaki virüs ile karıncayiyendeki virüs, yani iki virüs bir hücrenin içine girdi ve genetik olarak parça değişimi oluştu. Ortaya yeni bir virüs çıktı ve bu da pandemiye sebep oldu. Amiyane tabirle ne at ne eşek, ortaya bir katır çıktı.”

Doç. Dr. Ulaşlı’ya devletin korona ile mücadelesi hakkındaki görüşlerini de sorduk. Sağlık Bakanlığı’nın çok büyük bilgi paylaşımı yapmadığını, buna rağmen resmi açıklamalara güvenilmesi gerektiğini söyleyen Ulaşlı şu önerileri yapıyor:

“Fısıltı gazetesiyle, yaşananları kaosa dönüştürmemek gerekiyor. Devlet de şeffaf olmalı. İzlediğim kadarıyla, umrecileri bir kenara bırakırsak karantina çalışmaları şimdiye kadar başarılı. Ancak yurtdışından gelenlerin beyanları da önemli, dikkatle üzerinde durulmalı.”

Türkiye toplumunun ‘bana bir şey olmaz’ ruh halinden bir an önce çıkması gerektiğini de söyleyen Ulaşlı şu uyarıları yapıyor:

“Ama ‘herkes ölecek’ havası da yanlış. İnsanlar evde kalmaya teşvik edilmeli. Özellikle risk grubundakiler. En önemli risk grubunu ise hamileler oluşturuyor. SARS virüsünün öldürme insidansında en fazla hamile kadınlar ve bebekleri ölmüştü. Virüs 12 yaş altındaki çocuklarda ishale sebep oluyor. En fazla etkilenenler ise 65 yaş üstü.”

Ulaşlı’nın virüsten korunmak için tavsiyeleri ise şöyle:

“Olabildiğince hijyene dikkat edilmeli, el temizliği unutulmamalı. Bağışıklık sistemi güçlü tutulmalı. C vitamini ve takviye ürünlerle. Bunun için eczacınızdan ya da doktorunuzdan öneri alabilirsiniz. Ayrıca, bağışıklık sistemini en güçlü tutan şeylerden biri de spor. Evde kendi başınıza yapacağınız hareketler bile, sizi güçlü kılar.”

Doç. Dr. Mustafa Ulaşlı’ya virüsün hayatımızı ne kadar süre etkileyeceğini ve hayatımızı tecrit altında ne kadar zaman sürdüreceğimizi de sorduk. Ulaşlı’ya göre virüs hep hayatımızda olacak, o yüzden buna uygun yaşamayı öğrenmek zorundayız. Japonya’da kış aylarında herkesin maske taktığına dair kişisel gözlemini paylaşan Ulaşlı, “Bunun nedeni başkalarının hayatlarına duyulan saygı. Bunu öğrenmek zorundayız” diyor.

Ulaşlı’ya göre virüsün yaz aylarında bitmesi gibi bir durum da söz konusu değil. Şöyle anlatıyor:

“Hava ısınınca virüs ortadan kalkmaz ama yayılımı yavaşlar. Bu virüsün en büyük bulaşma yolu, öksürürken ağzımızdan çıkan su damlalarının havada asılı kalması. Başka bir insan sizin bir saat önce öksürdüğünüz yere geldiğinde enfekte olma süreci başlıyor. Havaların ısınacak bitecek sanılmasının nedeni, öksürürken dışarı attığımız su damlacıklarının sıcak havada buharlaşacak olması.”

Mustafa Ulaşlı bu tespit ve önerilerinden son olarak sorduğumuz, devletin daveti söz konusu olursa ne yapacağı sorusuna ise şu yanıtı veriyor:

“Ben bu topraklara hizmet için döndüm, devlet buyur gel derse kaldığım yerden devam ederim. Şu anda dahi yurtdışındaki farklı üniversitelerden davetler alıyorum. Ama ben bu topraklarda insan yetiştirmek istiyorum. Şu anda bilimsel olarak en verimli dönemimdeyim. Bilimin esası insanlığa hizmettir, bilim duvar örmez, taş üstüne taş koyar ve öyle gelişir. Benim bilimsel terbiyem, işini yap ve en iyisini yap şeklinde. Yurtdışında kimse kimsenin ideolojisine, etnik kökenine, cinsel tercihine bakmaz. Bizim üniversitelerimizin de bir an önce kısır çekişmelerden kurtulması gerekiyor.” 

@Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.