Can Teoman
Ara 06 2017

Bankalar ne kadar batık gizliyor

Çok yakın tarihteki bir basın toplantısından anektod… Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş konuşuyor:

‘‘Uluslararası finansal raporlama standartlarının (IFRS ya da Türkçe TFRS) 9’uncu maddesi yılbaşından itibaren önemli bir değişikliğe uğrayacak.

Bu değişiklikle bankalar 3 ay ödenmeyen kredileri direkt takibe atmak (batık kredi gibi değerlendirme) zorunda kalacak. Bu düzenlemeyle birçok şirket zor durumda kalabilir.

Özellikle turizm işletmelerinin yapısı gereği sorunlar yaşanabilir. BDDK ve bakanlık turizm sektöründe ve diğer sektörlerde bu kuraldaki vadeleri esnetebilir”.  

Hürriyet ve diğer gazetelerde yer alan bilgilere göre toplantıda bulunan BDDK yetkilileri ise şu anda da bu şartın geçerli olduğunu belirtmiş!

Aslında BDDK yetkilileri doğru söylüyor. Bankadan çekilen tüketici kredisi bile üç ay ödenmeyince yasal takibe düşüyor. Bankalar bu alacakları takipteki kredi diye gösteriyor.

Ama halen Türkiye’nin en eski banka genel müdürlerinden biri olan Hakan Ateş de ‘Kaz’ı ‘Koz’ anlayacak durumda değil. En azından Türkiye’de turizm sektörüne en çok kredi açan bankalarında birinin başında ve rakamları yakından izliyor. Bir bildiği olsa gerek...

Ateş’in bu sözleri uzun süredir piyasalar hatta halk arasında konuşulan bir dedikoduyu getiriyor akıllara: Bankaların batık kredileri saklanıyor mu?

BDDK verilerine göre Türkiye’deki bankalar Eylül 2017 itibariyle Türk bankalarında takipteki alacak tutarı olarak görünen rakam 63 milyar lira.

Bu tutarın toplam kredilere oranı ise 3.05 ile çok sağlıklı denecek bir düzeyde. Bu yüzden hem BDDK hem de Hükümet bankacılık sektöründeki verileri sık sık ekonominin iyi gidişine bir örnek olarak övünçle anlatıyor.

Yine de son dönemde medyaya da yansıyan bazı gelişmeler BDDK’nın açıkladığı rakamlara şüpheyle bakmamıza neden oluyor.

Örneğin Türk Telekom’un ana ortağı OTAŞ’a açılan 4.75 milyar dolarlık kredinin 3 milyar dolarını üstlenen Akbank, Garanti ve İş Bankası 1 yılı aşkın süredir kredi tahsilatını yapamıyor.

Keza AKP iktidarının Turkcell’in yönetim koltuğuna oturma karşılığında Mehmet Emin Karamehmet’e ait Çukurova Grubu’na Ziraat Bankası aracılığıyla açtırdığı 1.6 milyar dolarlık kredinin ilk taksidinin de 4 aydır ödenmediğini gazete ve uluslararası ajansların haberlerinden öğreniyoruz.

Haberi yalanlayan yok. Buna karşın ne Türk Telekom ne de Turkcell için açılan kredilerdeki sorunlar rakamlara yansımış değil.

OTAŞ’a kredi veren üç bankanın bilanço dipnotlarında da konunun ‘görüşmeler sürüyor, tahsil ümidimiz yüksek’ gibi ifadelerle geçiştirildiğini ve söz konusu kredilerin sağlıklı statüsündeki ‘standart kredi’ olarak yansıtıldığını görüyoruz.

Ziraat Bankası’nın bilanço dipnotlarında ise Turkcell için açılan 1.6 milyar dolarlık krediden hiç bahsedilmemiş.
Oysa ki düzenleme son derece açık. 2006’da yayınlanan ve üzerinde 10’dan fazla değişiklik yapılarak bugüne taşınan ‘Kredilerin Sınıflandırılması ve Ayrılacak Karşılıklara İlişkin Yönetmelik’e göre ödeme süresi 3 ay geciken kredi alacağının banka bilançolarında takipteki kredi olarak gözükmesi şart. Peki yönetmeliğe aykırı bu duruma nasıl izin veriliyor?

Emekli bir banka denetçisine Çukurova ve Türk Telekom’un sahibi OTAŞ’a açılan kredilere ilişkin durumu anlatıp ‘Bu batıklar banka bilançolarında nasıl gösterilmiyor’ diye sorduğumuzda bize şu yanıtı veriyor:

‘‘Kredilerin Sınıflandırılması’na ilişkin yönetmeliğin son maddesi bütün uygulamayı BDDK’nın sorumluluğuna veriyor. BDDK istemezse bunlar takipteki kredi olarak bilançoya girmez, yüzdürülür.

Bu bankanın da işine gelir karşılık ayırmaktan kurtulur ya da en azından erteler.’’

İyi ama BDDK neden bu rekor düzeydeki kredilerde bankalara böyle bir iyilik yapsın ve kendi güvenilirliğini sarssın ki? Denetçi dostumuz şunları söylüyor:

‘‘Bunun cevabını nesnel değerlere göre hareket etmesi gereken BDDK’nın şu an neye göre karar verdiğinde aramak gerekli. Hem Türk Telekom’un sahibi OTAŞ hem de Turkcell için Çukurova Grubu’na açılan kredilerde siyasetin son derece etkili olduğu malum. Bu kredilerin takibe düşmesi ve bankaların tahsilat için harekete geçmesi, BDDK Başkanı da onu atayan iktidar için de pek parlak bir durum olmaz.’’


Oysa ki, sadece bu iki şirkete verilen ve mevcut yönetmeliğe göre sorunlu sayılması gereken bu krediler bile Türk bankacılık sektöründeki takipteki alacaklar oranın 1 puan artarak yüzde 4’e çıkmasına neden olabilir.
Hal böyle olunca bankaların başka sorunlu alacak saklayıp saklamadığını öğrenmek için bilanço dipnotlarını inceliyoruz.

Bütün bankaların sağlıklı verilerine ulaşmak zor olduğu için Ziraat, Halkbank, Garanti, Akbank, Denizbank ve İş Bankası olmak üzere 6 bankanın bilanço dipnotlarından yeniden yapılandırılan ve tahsili şüpheli alacak olarak kaydedilen alacaklar tutarını buluyoruz.

Bu rakamlar henüz takipteki alacaklar rakamına yansıtılmayan riskli kredileri içeriyor. Aynı zamanda bu tutarların içinde bankanın takibe düşmemesi için ödeme süresini uzattığı, yani kamuoyunda yüzdürülen krediler olarak bilinen krediler de mevcut.
Karşımıza şu tablo çıkıyor:

Tablo batık krediler
*: Ödeme Planının Uzatılmasına Yönelik Değişiklik Yapılanlar + Yakın İzlemedeki Krediler. Bu tutarlar takipteki krediler içinde görülmüyor.
**: Kamoyunda bankaların batığı olarak bilinen karşılık ayrılmış alacaklar. Bilançolarda ‘takipteki krediler’ olarak görünüyorlar.
(Veriler söz konusu bankaların internet sitelerinde yer alan yatırımcı ilişkileri bölümündeki finansal bilgiler segmentinde bulunan bilanço dipnotlarından alınmıştır.)

Rakamlar 6 büyük bankanın ödeme planını uzatmak zorunda kaldığı veya geri ödemesi 1-3 ay arası aksayan ya da müşterinin mali durumunun kötüleşmesi nedeniyle bankanın yakın takibe aldığı riskli kredilerin, resmi olarak takipte gösterilen kredilerinden 2.6 kat daha yüksek olduğunu ispatlıyor.

Altı bankanın verilerinin sektör ortalamasını yansıttığını var sayarsak, ortaya 227 milyar liralık batık ve riskli kredi tutarı çıkar. Bu da dağıtılan kredilerin yüzde 11’inde sorun yaşadığı yönünde bir rakam çıkmasına neden olur.

Tabii burada 6 banka üzerinde olasılık hesabı yaptığımızı tekrar hatırlatmakta fayda var. Yine de riskli ve yüzdürülen kredilerin resmi olarak açıklanan takipteki kredilere göre oldukça yüksek olduğu çok açık.

Gelelim yazının başında Hakan Ateş’in söylediği sözlere. Anlıyoruz ki kendisi mevcut batıklardan değil, bankaların şimdilik bilançolarda mali tekniklerle takibe dönüştürmeyi erteledikleri ‘gri alan’daki sorunlu kredilerden bahsediyor.

Uluslararası muhasebe standardının 9. Maddesinin bu ertelemeleri zorlaştıracağından ve takibe düşen kredilerde bir patlama yaşanacağından söz ediyor.

Bir anlamda BDDK’ya mesaj yolluyor. Kredilerin Sınıflandırılması’na İlişkin Yönetmelik’te 22 Haziran 2016’da yapılan değişiklikte yer alan şu iki maddeye bakınca, Ateş’in doğru yere doğru mesajı gönderdiğini söylemek mümkün:

‘GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Bankalar, durumlarını 1/1/2018 tarihine kadar TFRS 9 uncu maddeye uygun hale getirmek zorundadır.
(2) Kurul, bankanın detaylı gerekçelerini içeren başvurusu üzerine yapacağı değerlendirmeye göre banka bazında TFRS 9 uygulamasına geçilmesi konusunda ilave süre tanınmasına karar verebilir.’