Ara 23 2017

Türkiye’de problem yaratma takıntısı var

Türkiye istikrarın hep öngörülemez ve ani etkenlerle sabahtan akşama bozulduğu bir ülke. Hayatın en ılıman gittiği anlarda bile hemen her şey insan merkezli tek bir olayla değişebiliyor. Mesela 2001 krizine neden olan Anayasa kitapçığı fırlatılması gibi. Ya da dış politikada 70 yıllık müttefiklerle 24 saat içinde taban tabana zıt bir duruma gelmemiz gibi… Neyse ki vatandaşlar alışmış durumda. Orta halli bir Avrupa ülkesinde toplumsal travmalara neden olabilecek karmaşalar, burada duyulduğu andan itibaren etkisel bir bayatlamaya uğruyor. İktisatçı Mahfi Eğilmez bu konunun ekonomi ve sosyal yaşama etkisine değinmiş. ‘Takıntı (obsesyon, saplantı); kişinin elinde olmadan, istemeden aklına takılan ve kişiyi rahatsız eden düşüncelerdir’ diyor. Örnekler vermiş, mesela her yerden mikrop bulaşabileceği düşüncesi yolda yürürken çizgilere basmama isteği gibi. Bunların, kişinin kendi kendine sorun yaratıp çözmeye çalışma davranışları olduğunu belirtiyor.

Eğilmez ‘takıntı’ açıklamasından sonra konuyu Türkiye’ye getirerek, ‘Türkiye, kendi kendine sorunlar yaratıp bütün enerjisini kendi yarattığı sorunları çözmekle harcayan insanların çok sayıda olduğu bir toplum görüntüsü çiziyor’ tespiti yapıyor. Aslında ortada pek çok sorun olmasına rağmen ek olarak olmayan sorunlar da yaratıldığını vurguluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sermaye hareketlerinin kısıtlanacağı ve faizlerin düşürülmesi gerektiği konusundaki konuşmalarını ele almış. Diyor ki:

‘Mesela yerli yatırımcı ilk anda şaşırsa da bunu anlayabiliyor. Çünkü yıllardır benzer sorunları kendisi yaratıp çözdüğü ve benzer düzeltmeler yaşadığı için bu açıklamaların iç siyasete dönük olduğunu ve gerçek niyeti ifade etmediğini anlayabiliyor. Buna karşılık yabancı yatırımcılar bu ilk açıklamayı ciddiye alıyor ve gerçek niyetin bu olduğunu düşünüyorlar. Sonradan yapılan düzeltmelerle sorun çözülse bile yabancı yatırımcıların aklının bir köşesinde bir tortu kalıyor ve o tortula riskleri artırıyor.’

Artan risklerin ileride, faiz ve benzeri finansman maliyetlerinde artışlar olarak ülkenin karşısına çıktığını kaydediyor Eğilmez. Mahfi Eğilmez’in bu tip sorunların nereden kaynaklandığına ilişkin tespiti ise ilgi çekici. Şunları söylüyor:

‘Ben bu kendi kendine sorunlar yaratıp çözmeye çalışmak eğiliminin ortaokul girişinden başlayıp üniversiteye ve oradan da bir işe girişe kadar süren giriş sınavları zincirinin yarattığı bir mesele olduğunu düşünüyorum. Türk insanının yetişme yılları problemler ve onların çözümüyle birlikte geçiyor ve o problemler farklı boyutlarda neredeyse takıntı halini alıyor. Bu sürekli problem bulup çözmeye çalışma çabası Türk insanını olmayan problemleri yaratmaya itiyor. Buna ‘problem yaratıp çözme takıntısı’ adını veriyorum. Mesela böyle bir çaba sırasında problem çözmek kadar yeni problemler yaratmamanın da eşit önemde olduğunu anlatmak çok yararlı olabilir.’ 

 

http://www.mahfiegilmez.com/2017/12/problem-yaratp-cozme-taknts.html