Ümit Kurt
Oca 03 2018

Ahed Tamimi sembol ama İsrail hapishaneleri Filistinli çocuk dolu!

Kudüs- Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığı karardan sonra güvenlik tedbirlerini artıran ve ablukayı yoğunlaştıran İsrail güvenlik güçleri merkezi Batı Şeria’ya bağlı Nabi Saleh isimli köyde yaşayan 15 yaşındaki silahsız ve korumasız Hamed al-Masri’yi başından vurdu. Askerler aynı şekilde Muhammed Tamimi ismindeki 15 yaşında bir diğer çocuğu da başından vurarak ciddi bir biçimde yaraladı.

Aynı gün 16 yaşındaki Ahed Tamimi, kuzeni Muhammed’i vuran ve evlerinin avlusuna kadar giren İsrail güvenlik güçlerine bağlı bir askere, evini işgal ettikleri gerekçesiyle tepki gösterdi ve ona bir tokat attı.

Ahed‘in bu cüreti pek tabii İsrail devleti tarafından büyük bir öfke ve infial ile karşılandı zira atılan tokat bizatihi İsrail devletine yönelik bir “şiddet” eylemiydi ve Ahed Tamimi’nin buna göre muamele görmesine karar verildi.

19 Aralık Salı günü Ahed annesiyle birlikte İsrail güvenlik güçlerince gözaltına alınarak evinden alıp götürüldü. Ahed’in İsrail güvenlik güçlerine görevlerini yani işgalin ve ablukanın rutin işlemlerini ifa ederken mukavemetten tutuklanmasına ve askeri mahkemece yargılanmasına karar verildi.

İsrail devleti bununla da yetinmedi. İsrail’in Eğitim Bakanı Naftali Bennett, Tamimi’nin hayatının sonuna kadar hapishanede kalması gerektiğini belirtti.

Sanırım Bennett, İsraillilerinin “erkekliğine” halel getiren 16 yaşındaki bu genç kızın İsrail güvenlik güçlerinde açtığı derin hasarın ancak bu şekilde tamir edilebileceğini düşünmüş olsa gerek. Zira İsrailliler açısından asıl aşağılayıcı olan bu tokada maruz kalan askerin ve askerlerin tepkisizliğiydi.

Burada birkaç noktanın altını çizmekte fayda var: Birincisi İsrail devleti işgal altındaki Ramallah, Batı Şeria ve Gazze başta olmak üzere bu merkezlere bağlı yerleşim yerlerinde adeta askeri bir sıkı yönetim uyguluyor ve buna göre bir “hukuk” düzenlemesi işletiyor.

Dolayısıyla bu bölgelerde yaşayan Filistinliler aslında askeri bir rejime ve bunun kurallarına tabi tutulmakta.

Aslında İsrail’in bu anlamda ikili bir hukuk sistemi işlettiğini söylemek mümkün. Ancak İsrail bu sistemi “Sivil İdare” olarak isimlendiriyor.

Esas itibariyle bu idarenin tarihi 1981’e dayanıyor. Haziran 1967’deki Altı Gün Savaşı’ndan sonra İsrail işgal ettiği Batı Şeria, Gazze, Sina Yarımadası ve Golan Tepeleri’nin batı kesiminde mukim sivil nüfusu idare etmek amacıyla burada bir tür Askeri Valilik husule getirdi.

Bu yapı Dördüncü Cenevre Konvansiyonu uyarınca işgal altındaki söz konusu bölgelerde bir askeri yönetim şekli öngörür. Sadece Doğu Kudüs bu statünün dışında tutulur.

Mısır ve İsrail arasında barış anlaşması sonucu Sina Yarımadası’ndan sarfı nazar eden İsrail Gazze Şeridi ve Batı Şeria’daki askeri yönetimi 1981’de İsrail Sivil İdaresi adı altında başka bir yapıya dönüştürür.

Ancak sivil görünümlü bu idarenin ise tamamen İsrail Ordusu’nun muhtelif birimlerine bağlı çalıştığını vurgulayalım. Hatta hiyerarşik olarak Ordu’yu bu idarenin üstünde yetki ve görevlerle donatıyor.

Buna göre sözde Sivil İdare’nin bütün faaliyetleri, eylemleri ve işlemleri ordunun denetimi ve kontrolü altında yapılıyor. Kağıt üstünde Filistin resmi otoritesiyle koordineli bir biçimde çalışmak durumunda olan bu yapı esasında İsrail’in bu bölgelerdeki İçişleri Bakanlığı vazifesini görüyor.

Bu idari yapıya göre Ahed Tamimi örneğinde bir askere “tokat atmak suretiyle saldırmak” 7 yıl hapis cezası gerektiriyor. Ahed Tamimi neredeyse iki haftadır gözaltında tutuluyor ve askeri mahkemece yargılanıyor.

Ahed’in askeri mahkemece yargılanması yukarıda bahsettiğimiz askeri rejimin işleyişiyle birebir bağlantılı. Bugün İsrail askeri hapishanelerinde tutuklu 12 yaşın üstünde neredeyse 400’ün üzerinde Filistinli çocuk bulunmakta.

Bunun yanında her yıl 12 yaş ve üstü yaklaşık 500-700, Filistinli çocuk tutuklanıp, İsrail askeri mahkemelerince yargılanıyor. Çocuklara isnat edilen suçlama ise belli: Taş atmak. İsrail askeri kanuna göre bu suçun cezası 20 yıl hapis. Ve bu çocuklar İsrail güvenlik kuvvetlerince sistematik işkence ve kötü muameleye tabi tutulmakta.

Ahed Tamimi yeni bir direniş formunun sembolü olmakla birlikle sadece bu çocuklardan bir tanesi. Esasında ailesi Filistin direnişinin içinden gelen, direnişe en ön saflarda katılan kişiler.

Özellikle, Ahed’in babası Bassam Tamimi defaatle İsrail güvenlik güçlerinde tutuklanmış ve İsrail hapishanelerinden yolu bir hayli geçmiş birisi. İşte Ahed böyle bir direniş kültüründen geliyor.

Bassam Tamimi kızıyla gurur duyduğunu, onun gerçek bir özgürlük savaşçısı olduğunu ve gelecek yıllarda İsrail yönetimine karşı direnişin önde gelen figürlerinden biri olacağını ifade ediyor.

Bütün bir tutuklanma sürecinde Ahed’in sergilediği duruş ve direniş biçimi aslında Filistin direnişinin tarihsel hafızasında başka bir dönemece işaret ediyor.

Eski partilerin veya hareketlerin direniş biçimlerinden farklı olarak Ahed son derece net bir mesaj veriyor Filistinlilere ve örgütlü Filistin siyasetine o da şu: ayakta kalmak için, açık yüreklilikle mücadele etmek ve korkuları bertaraf etmek gerekiyor.

Ahed’in iki hayali var. Birisi özgür ve bağımsız bir Filistin ve bir diğeri ise dünyaca ünlü futbolcu Neymar ile tanışmak. Bugün Filistinlilerin Jan Dark’ı (Joan of Arc) olarak tasvir edilen 16 yaşında genç bir kız olan Ahed Tamimi şimdiden Filistin’in kahramanı olmuş durumda.

İsrailli askere attığı tokat belki de yeni intifadanın sembolü olacak. Zira bunun ilk izlerini resmi bir ağızdan duyduk. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuşan Filistin Yönetimi Dışişleri Bakanı Riyad al-Malki, Ahed’in tokadını yeni direnişin ikonik bir sembolü olarak selamladı. Bir anlamda bu tokat diğer direniş yöntemlerinin başarısızlığını da ortaya koyacak.