Ara 10 2017

'Haritası çizilmemiş denizlerde yol alıyoruz'

 

ABD Başkanı Donald Trump, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyan karara imza attı. İslam dünyasında büyük bir dalgalanmaya neden olan karar, Türkiye'de de siyasi iktidarın yüksek perdeden tepkisiyle karşılandı.

Bölgesel bir güç olan Türkiye, küresel bir güç olan ABD'yi Kudüs kararı nedeniyle topun ağzına koysa da, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Yunanistan ziyareti sırasında çantasından çıkardığı "Lozan'ın güncellenmesi" önerisi küresel etkileri ve popülist muhteviyatı nedeniyle tam da Trump tarzı ile benzeşiyor.

Gazeteduvar yazarı Aydın Selcen, Lozan'ın dile dolanmasını 2019 seçimleri öncesi bir başka Erdoğan hamlesi olarak yorumluyor. Aslında ABD'nin Kudüs'ü İsrail'e "layık gören" kararı yeni değil. Haziran ayında ABD Senatosu, büyükelçiliğin Tel Aviv'den Kudüs'e taşınmasına onay vermişti bile. 

Kudüs kararı, Selcen'e göre, Filistin'i bir çözüme zorlama amacı taşıyor. Trump'ın damadı Jared Kushner ve Özel Temsilci Jason Greenblatt bir süredir taraflar arasında mekik diplomasisi yürütüyor. Ancak, çözüm planı dayatma merkezli. Yani Filistin'e oldu-bitti bir planı kabul ettirmeye. 

Tam bu noktada Selcen planı, "boğuntuya getirme" planı olarak tanımlıyor. ABD'nin küresel bir güç olduğunu hatırlatan Selcen, Moskova'nın da perde gerisinden Filistinliler'i müzakere masasına oturmaya ittiği görüşünde. Yani tanıma kararını "çılgın Trump'ın yeni bir çılgınlığı" gibi algılamak, meseleyi idrak edememekle eşdeğer. 

Selcen yine de soruyor: Kudüs, İsrail ve Filistin’in ortak başkenti olmadan, kalıcı barış nasıl sağlanacak? 

Konuyu Erdoğan'ın Lozan çıkışına getiren Selcen, "Söz konusu ziyarete tarihi bir içerik kazandırmaktan ziyade yine dönüp iç siyaset külhanına odun taşıyan bir halkla ilişkiler boyutunu yeğler izlenimi verdi" yorumunu yapıyor.

Erdoğan ve Putin'in popülist tutum ve söylemleri nedeniyle benzeştiğine değinen Selcen yazısını şu satırlarla sürdürüyor:

Erdoğan, Kanal İstanbul ile Montrö’yü tartışmaya açarken, Lozan’ın güncellenmesi gereğinden (hem de Atina’da) söz edebiliyor. Bu iki anlaşma cumhuriyetimizin kurucu senetlerinden sayılır. Bu yaklaşım, 2019 Başkanlık Seçimleri’nin bir yeniden kuruluş niteliği taşıyacağı önermesini de tamamlıyor. Ana muhalefetin Yunanistan’ın “adalarımızı işgal ettiği”, “Kıbrıs’ın satıldığı” vaveylası ise korkarım gayet cılız ve temelsiz kalıyor.

Bu tespitin ardından Selcen, bölgede belirsizliklerin giderek arttığını ve Türkiye'nin henüz haritası çizilmemiş denizlerde yol aldığı yorumuyla yazısını sonlandırıyor.