Ara 06 2017

NY Times: Paylaşılamayan Kudüs'te sorunlar olduğu yerde duruyor

ABD’nin İsrail'in Kudüs'ü başkent olarak tanıma girişiminin arkasında duracağanı açıklamasıyla birlikte dünya gündemine oturan kadim şehir Kudüs, üç semavi din için büyük ehemmiyet taşıyor. İsrail kurulduğundan bu yana gündemde kalan bu tarihi şehir her zaman anlaşmazlıkların merkezinde miydi? Bu soruyu ele alan New York Times, şehrin tarihçesini ve ev sahipliği yaptığı çatışmaları inceliyor.

“Kudüs’teki anlaşmazlık açıkça modern: işte hikayesi’’ başlıklı NY Times yazısında Sewell Chan ve Irıt Pazner şehrin tarihini dört farklı evrede ele alıyor: 1917-48: İngiliz yönetimi, 1948-1967:  bölünmüş şehir, 1967-1993: İki savaş ve İntifada ve son olarak Oslo süreci ile başlayan 1993-günümüz Kudüsü.

Trump’un Kudüs’ün İsrail’in başkenti olmasına desteğini bu hafta ilan etmiş olması manidar -- 100 yıl önce bu ay Kudüs Osmanlı’lardan İngiliz kontrolüne geçmişti. Bu geçen asır içerisinde şehir kendini birçok çatışmanın ortasında buldu.

NY Times şehrin başkent olmasına ilişkin bu son anlaşmazlığa biraz evveliyat vermek için uzmanlara danışıyor.

Hebrew Üniversite’sinden Yehoshua Ben-Arieh, ‘’Kudüs’ün bu kadar önemli olmasında İngilizlerin rolü’’ne değiniyor ve daha önceleri şehrin -- Birinci ve İkinci Mabed dönemleri hariç -- kimsenin başkenti olmadığına vurgu yapıyor.

1917-48 dönemindeki 30 yıllık İngiliz hükmü boyunca Siyonist ‘anavatan’ bakış açısından etkilenen Yahudi yerleşimciler vatanlarına akın ettiler. Yerel Arap halk ise şehri 1517’den beri yöneten Osmanlı sonrası hayata alışmaya çalıştı

Bu süreçte Filistinliler tarafından birkaç ölümcül ayaklanma gerçekleşti. Diğer yandan İngiliz yönetiminden rahatsız olan Yahudiler 1939’da getirilen göç kısıtlamalarından da hoşlanmadı; bu kısıtlamalar Holokost’tan kaçan birçok Yahudinin şehre girmesine engel oluyordu.1947’de ise Birleşmiş Milletler, iki devlete bölünme planını onayladı -- biri Yahudi, diğeri Arap iki devlet vardı artık.

NY Times yazısı, sonra gelişen olayları şöyle anlatıyor:

‘‘Araplar bölünme planına karşı çıktı ve İsrail bağımsızlığını ilan ettikten bir gün sonra Arap ülkeleri yeni devlete saldırdı. Yenildiler. Her iki tarafta milis kuvvet ve çetelerin sebep olduğu şiddet çok sayıda Yahudi ve Arabı yerinden etti.’’

Bölünen Kudüs’ün Batı yarısını alan İsrail, müreffeh kıyı bölgelerini kalkındırmaya koyuldu. Şehrin doğu tarafı Ürdün tarafından işgal edildi ve Ürdün de Kudüs ile ilgilenmedi.

NY Times, İsrail’in ilk 20 yıl içerisinde birçok hükümet işlevini Kudüs’e taşıdığını ancak yabancı hükümetlerin Kudüs’ten kaçınıp, BM’nin tanımış olduğu Tel Aviv’i tercih ettiğini anlatıyor.

Altı Gün Savaşı olarak bilinen 1967’deki Arap-İsrail Savaşı bir dönüm noktası oldu. İsrail istila eden Arapları mağlup etmekle kalmadı, aynı zamanda Gazze, Batı Şeria ve Golan Tepeleri’ni içeren büyük bir alanın yönetimini eline geçirdi.

Ürdün yönetimi altındayken ziyaret edileyemen ağlama duvarında ibadet eden İsrail askerlerinin görüntüleri İsrail’in ulusal şuuruna kazındı.

Columbia Üniversite’sinden Rashid Khalidi, “Kudüs, daha önceden gerçek manada görülmeyen ‘‘kült-ümsü’’bir sadakatın merkezi haline geldi,’’ifadesini kullanıyor.

1977’de sağcı Likud Parti’sinin zaferiyle beraber Kudüs’un İsrail’in kimliğindeki önemi daha da arttı.

Daha sonra, 1993’deki Oslo Anlaşması Kudüs’un statüsüne ilişkin kararı ertelerken, Filistin Ulusal Yönetimi’ne Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ni yönetme hakkı verdi. Bu belirsizliğin içinde geçen çeyrek asırda kalıcı bir barış ihtimalinden giderek uzaklaşılıyor.

Bugün Kudüs nüfusunun yüzde 30 ila 40’ı Arap. Filistin’lilere göre İsrail’in 1967’de Doğu Kudüs’u topraklarına katması yasalara aykırı, dolayısı ile Kudüs’u İsrail’in başkenti olarak tanımaları mümkün değil.