Babacan istifası sonrası: ‘AKP’nin çekirdeğinde hayhuy, çemberinde curcuna var’

Eski bakanlardan Ali Babacan ve eski başbakanlardan Ahmet Davutoğlu’nun partileşme çabaları devam ediyor. Babacan’ın istifasıyla birlikte Gül-Babacan cenahındaki girişim gittikçe somutlaşmaya başladı. AKP kulislerinde konuşulanlara göre Ali Babacan ve Abdullah Gül’ün kurmaya çalıştığı oluşum 2019 yılının sonlarına doğru partileşecek. Ancak kaynaklar Babacan’ın istifasıyla parti ilanının Eylül-Ekim gibi yapılacağını söylüyor.

Ahmet Davutoğlu’nun liderliğindeki yapı ise 2020‘ye sarkacak. AKP’nin yüzeyinde bu kavga sürerken, daha derin taraflarında ise başka bir kavga devam ediyor. Yani Berat Albayrak destekli Pelikancı grup, Süleyman Soylu ekibi ve Bilal Erdoğan’ın başını çektiği Kartal Anadolu İmam Hatipliler grubu arasındaki rekabet.

Ahval’e ismini vermeden konuşan AKP’li bir kaynağın anlattıklarına göre İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimleri sonrası “AK Parti’nin çekirdeğinde hayhuy, çemberinde curcuna” başlamış. AKP’nin içinde bulunduğu durumu “düdüklü tencere” şeklinde tarif ediyor ve devam ediyor; “Mesela İstanbul’u kaybettik. Peki, bir yaptırımı oldu mu kimseye? Hayır. Seçim sonrası AK Parti düdüklü tencereye döndü. Maalesef artık kaynayan bu tencerenin sesi her yerden duyuluyor. İlk ses veren kişi de Sayın Babacan oldu. AK Parti’nin çekirdeğinde şu an itibariyle birbiriyle rekabet halinde olan üç grup var. Birincisi Berat Albayrak ekibi ve bunlara destek atan Pelikancılar. İkincisi Berat Albayrak’ı kendine en büyük rakip olarak gören Süleyman Soylu ekibi. Üçüncüsüyse Bilal Erdoğan’ın başını çektiği Kartal İmam Hatipliler ekibi. Bu üç grup birbiriyle makam, koltuk ve güç savaşı veriyor. Son dönemde Süleyman Soylu ve ekibi açık ara öne geçti. Dikkatini çekmiştir. Bu aralar Albayrak ortalıkta görünmüyor” diyerek sözlerine başlıyor.

Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nden mezun insanların Bilal Erdoğan etrafında çeşitli örgütlemeler içinde olduğunu ifade eden kaynak, bunların özellikle eğitimde ve vakıflarda etkin olduğunu, Tayyip Erdoğan’ın da bunlara sempatisinin büyük olduğunu kaydediyor. Bunlara kısaca “Kartal İmam Hatipliler” denildiğini belirten kaynak, bu grubun özellikle THY, kayyum atanan kurumlar, çeşitli belediyeler ve vakıflar üzerinde etkili olduğunu vurguluyor. Örnek olarak da İlker Aycı, Abdülkerim Çay gibi isimlerin Kartal İmam Hatip Lisesi’nden mezun olduğunu söylüyor. TÜRGEV, Okçular Vakfı gibi birçok vakıfta da Kartal İmam Hatipli grubun önem bir rol üstlendiğini belirtiyor. Ancak birkaç gün evvel bazı İmam Hatipli isimler, THY’deki görevlerinden ayrıldı. Kaynağın anlattığına göre bu görev bırakılması, Soylu ekibinin THY’de de güçlenmeye başladığının göstergesi olarak okunuyor.

AKP’nin içindeki bu üç grubun rekabetini “çekirdek içindeki çarpışma” olarak tarif eden kaynak, “Bir de çekirdeğin dışında ama çemberin içinde bir AK Parti kavgası var. Bunlar Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan gibi isimlerin liderliğindeki oluşumların siyaseti. Sayın Erdoğan ise kendini hem çekirdeğin, çemberin ve çemberin dışındakilerin üzerinde görüyor” şeklinde konuşuyor.

Erdoğan ve Ali Babacan arasındaki görüşmeyi soruyorum. Görüşmeyi değerlendiren kaynağın anlatımına göre Erdoğan, Gül ve Babacan’ın bu işi iyice somutlaştırdığını görünce Babacan’a birlikte devam etme teklifinde bulunmuş ve kendisine makam önermiş. Ancak Babacan’ın Erdoğan’a cevabı “Ben buraya veda için geldim.” şeklinde olmuş. Gül-Babacan’ın kararlılığını gören Erdoğan ilk kez ciddiye almış bu oluşumu.

Babacan’a açılan davayı sorduğumda ise kaynak, “Babacan’a psikolojik baskı yapmak için açtılar. Ancak Gül, Babacan gibi isimler hapisten korkmazlar. Bu davalardan çıkacak cezaların ve yaptırımların siyasi kariyerlerine nasıl katkı sunacaklarını iyi bilirler. Kendilerine yönelik olarak planlanan bu tuzakların esasen onları halk gözünde nasıl birer kahramana dönüştürdüklerini şu an da çok iyi biliyorlar. Duyduğuma göre Sayın Babacan bu davayı duyduğunda gülümseyerek karşılamış. Yani hiç ciddiye almamış. Zaten dava düştü. Erdoğan’a yakın bir isimle bu konuyu konuştuğumuzda kendisi, ‘İmamoğlu’na giydirilen mağduriyet hırkası önce seçim sonuçlarını 13 binden 800 bine çıktı. Babacan’a böyle bir yaptırımla gidilseydi o da gücüne güç katardı’ dedi. O davanın gereksizliği ilk günden beri ortadaydı” diyerek sözlerini sürdürüyor.

Kaynağın aktardığına göre Gül-Babacan cephesi kısa sürede sonuç alınacak şekilde bir strateji uyguluyormuş. O yüzden Davutoğlu’ndan önce parti ilanını yapmayı düşünüyorlar. Özellikle ekonomiye, krize, Batı’nın demokrasi normlarına atıf yapan bir siyaset izleyecekler. Ahmet Davutoğlu ise “uzun süreli bir hareket” olarak oluşumunu tasarlıyor. “Hoca için ilk etapta yüzde 5 de olsa 10 da olsa fark etmez. Mühim olan Milli Görüş gibi bir hareketin tohumlarını ekmek ve bu doğrultuda kök salarak gelişmek. Ancak Babacan’sız Davutoğlu, Davutoğlu’suz Babacan eksik kalır. O yüzden bugün olmasa bile ileride bu iki oluşum bir masa etrafında mutlaka bir araya gelecektir” diyen kaynak, “Yeni bir başkanlık seçiminde CHP’nin başkan adayı Gül olursa sürpriz oldu demeyin” diye vurguluyor.

Erdoğan’ın Necmettin Erbakan’dan ayrılırkenki davranışının aynısını bugün Babacan’ın Erdoğan’a gösterdiğini belirten kaynak, “Ancak Erdoğan, Erbakan kadar olgun bir tavır sergilemedi. Daha bir-iki gün evvel onlara ‘boş çuval gibi düşecekler’ dedi. Sonra onları ihanetle suçladı” şeklinde konuşuyor.

Ahmet Davutoğlu’nun sürekli il ve ilçe teşkilatlarıyla temas halinde olduğunu ifade eden eski bir AKP Milletvekiline ise Davutoğlu’nun “üç yıldır sustuk” cümlesini sorarak söze başlıyorum. Neden o zaman sustu ve şimdi konuşmaya başladı? Eski vekil, “Üç sene evvel iktidar ve Erdoğan çok daha güçlü ve yaptırım gücüne sahipti. O zaman konuşsaydı muhtemelen Sayın Davutoğlu’na da şucu bucu der, ona çeşitli yaptırımlarda bulunurlardı. Ancak bu güç gittikçe eridi. Siyaset biraz da doğru zamanda hamle yapma işidir. Hoca bu hamleleri tam da uygun gördüğü zamanda yapıyor” diyor.

Davutoğlu’nu destekleyen sermaye ve finans gruplarına getiriyorum sözü. Bu konuda kimler Davutoğlu’nu destekliyor sorusuna “Türkiye’de sermaye Karadenizlilerin hegemonyasında. Zaten İmamoğlu’na kazandırtan nedenlerden biri de Karadenizli olması ve sermaye sahipleriyle oluşturduğu ılımlı diyaloguydu. O yüzden Davutoğlu’na maddi anlamda şimdilik bir sponsordan bahsetmek pek mümkün değil. Ancak Hoca’ya zaten insan ve değerler sistemi lazım. Anadolu insanı bu konuda Hoca’ya gereken desteği verir” yanıtını alıyorum.

Davutoğlu cephesinde bunlar olurken Gül-Babacan cenahında da hareketlenmeler yoğun. Gül ile son iki ayda iki defa bir araya gelmiş bir kaynakla olanı biteni görüşüyoruz Fatih’te. Yan masalardan daha düne kadar AKP’li olan tanıdık birçok insanın bugün Davutoğlu-Gül-Babacan sohbetlerine kulak misafiri oluyorum.

AKP’nin seçim kampanyalarında da yıllarca yer bulmuş kaynağımın dediğine göre Gül-Babacan’ın kuracağı parti, AKP’liler için “çölde bir vaha” olarak algılanıyormuş.

Özellikle Hayrünnisa Gül’ün “iteklemesiyle” Abdullah Gül’ün epey bir yol aldığını kaydeden kaynağımın dediğine göre Gül için cumhurbaşkanlığı, Babacan içinse başbakanlık düşünülüyormuş. “Hoca ve Reis” dengesinin krize neden olduğunu, Babacan ve Gül’ün tam da bundan ders çıkardığını belirten kaynak, “Gül daha önce CHP tarafından Cumhurbaşkanı adayı olarak zaten kabul görmüştü. O teklif halen kabul görüyor. Bugün erken bir seçim olursa Erdoğan’a karşı CHP’liler, İYİ Partililer, HDP’liler ve Erdoğan’a mesafeli olan birçok muhafazakarın adresi Sayın Gül olacak. Gül ve ekibi zaten bu hesapların farkında. Parlamenter sisteme dönüş için zaten en doğru ve işlevsel formül bu. Ayrıca Gül, Babacan, Beşir Atalay, Hüseyin Çelik, Nihat Ergün, Sadullah Ergin, Suat Kılıç, Şamil Tayyar gibi isimleri bir arada görünce kendilerine çabuk ikna olmuş bir taban var. Bu saydığım isimlerin bir kısmı zaten iş dünyasıyla da hemhal. O yüzden Gül-Babacan’ın finans konusunda bir zorluk yaşamayacağını söylüyorlar” diyerek finans konusundaki öngörülerini açıklıyor.

Gül-Babacan cenahının Kürt meselesindeki tutumunu açıklayan kaynak, Cizre ve Sur gibi olaylarda devletin güvenlik refleksiyle hareket ettiğini ancak Gül –Babacan’ın metodunda ise “özgürlük ve güvenlik dengesindeki uyumun” olduğunu ve bu yüzden Gül’ün Kürt sorununa yönelik çözümünde AB’nin demokratik referanslarının geçerli olduğunu söylüyor.

AKP’nin eski Kürt vekillerinden birçok ismin Gül ile hareket ettiğini belirten kaynağımın dediğine göre Kürt şehirlerdeki ticaret ve sanayi çevreleri de “Gül’ün parti ilanını dört gözle bekliyorlar”mış.

Abdullah Gül’ün Davutoğlu’yla hareket etmemesinin nedenlerini sorduğumda ise “Suriye politikası ve İslamcı söyleminin keskin olması. Gül partiyi merkez sağda konumlandırmak ve olabildiğince farklı kesimlere hitap ettirecek şekilde tasarlamak istiyor. Bu yüzden keskin değil esnek bir söylemin önce çıkmasına dikkat ediyorlar” diyor.

Davutoğlu’na yakın kaynak gibi Gül’e yakın kaynak da bu iki oluşumun ileride bir araya gelmesinin mümkün olduğunu hatta yüksek bir ihtimal olduğunu belirterek sözlerini sürdürüyor.

Tüm bunlardan sonra Ali Babacan’ın istifasını değerlendiren kaynak, “Artık ok yaydan çıktı. AK Parti’nin bugünkü oyu yüzde 11 oranında eksildi. Bekle ve olacakları gör” diyerek sözlerini bitiriyor.


© Ahval Türkçe