Kulp’da infaz edilen 11 köylü davası düştü, Yavuz Ertürk’e beraat

İstanbul ve Diyarbakır’da 1990’lı yılarda gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran, geriye kalmışsa kemiklerini isteyen kayıp yakınlarının oturma eylemlerini yasaklanırken, diğer yandan infazlarla ilgili açılan davalar da zamanaşımından kapanıyor.

Bunun en son örneği zorla kaybedilen 11 kişinin akıbetinin sorulduğu Kulp Davası oldu. Dava zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle düşerken, dava sanığı dönemin Bolu Dağ Komando Tugayı Komutanı Yavuz Ertürk'ün beraatına karar verildi.

Diyarbakır’ın Kulp ilçesi ve civarında Bolu Tugay Komutanlığı’nın 8-25 Ekim 1993 tarihleri arasında yürüttüğü askeri operasyonlar sırasında 11 sivil köylü gözaltına alındı. Ardından kaybedildiler. Aileler yıllarca yakınlarının akıbetini sordu ancak aradan 11 yıl geçtikten sonra 11 köylüye ait kemikler ilçeye bağlı Alaca Mezrası bölgesindeki bir derede bulundu. Soruşturma dosyaları eller değiştirdi, dava Diyarbakır’dan Ankara’ya taşındı. Ankara 7'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen karar duruşmasında, dönemin Bolu Dağ Komanda Tugayı Komutanı Yavuz Ertürk, “birden fazla kişiyi aynı sebeple öldürme, halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik ve cürüm işlemek üzere teşekkül oluşturmak”tan yargılanıyordu. Sanık Ertürk duruşma salonunda hazırdı.

Kimlik tespiti ile başlayan duruşmada, savcı mütalaasını açıkladı. 24 Mayıs 2018 tarihinde görülen duruşmadaki mütalaasını tekrar etti, “Davanın zaman aşımı nedeniyle düşmesine, kasten öldürme ve halkı kin ve nefrete sürükleme suçlarından delil yetersizliğinden” dolayı sanığın beraat edilmesini talep etti.

Yaşamını yitirenlerin yakınları, savcının mütalaasına itiraz etti, sanığın cezalandırılmasını istedi. Yakınlardan Aslan Şimşek, “Bu davanın birçok duruşması görüldü. Sizin istediğiniz bilgi ve belgeler  istediğiniz kurumlardan gelmediğini söylüyorsunuz. Size soruyoruz geldi mi gelmedi mi? 25 yıldır hukuk mücadelesi veriyorum. Cezalandırılmasını istiyorum” dedi.

Müşteki avukatlarından Erkan Şenses, o dönemki tanıkların beyanlarını şöyle aktardı:

“Kulp Askeri Mahkemesinde tanıklar ‘Askerler  bizi gözaltına aldı daha sonra bizi bıraktı ama 11 kişiyi bırakmadı’ şeklinde beyanları var. Daha sonra 11 kişi öldürülüyor. Tanıklardan, yaşamını yitiren 11 kişiden biri olan Mehmet Salih Akdeniz’in eşi Pembe Akdeniz eşine gözaltındayken yemek götürdüğünü ve eşinin kendisine ‘Artık bize ekmek getirme. Bizi öldürecekler’ dediği yönünde beyanı var.

Tanıklardan yaşamını yitiren Turan Demir’in annesi Zekiye Demir de oğlunun gözaltında olduğu sürede yemek götürdüğünü ve ‘oğlumun elleri kelepçeliydi. Boş bir alanda bekletiliyordu. O sırada bir telefon geldi oradaki askerlere ve ‘yarın sabah ormana götürüp hepsini öldürün. Oğlum o zaman ağladı’ şeklinde emir verdiğini duyduğu yönde beyanı var. Açık tanık beyanlarına rağmen iddia makamının beraat talep etmesini anlamıyoruz. Bu mütalaanın hukuki bir boyutu yoktur.”

 Ardından müşteki avukatlarından Nahit Eren söz aldı. Eren, bölgede 1990-95 yılları arasında ağır insan hak ihlallerinin kamu görevlilerinin devlet gücünü kullanarak sistematik bir şekilde işlendiğine dikkat çekti. Kulp davasının Lice, Kızıltepe JİTEM, Cizre, Dargeçit JİTEM, Musa Anter ve JİTEM Ana Davası'ndan bağımsız ele alınamayacağını dile getiren Eren, şöyle devam etti:

“11 kişi resmi bir gözaltı işlemine tabi tutulmaksızın 15 gün operasyon mahallinde tutularak kaybettirildi. Aradan 10 yıl geçti bir vadide yağmur sularıyla açılan toprakların altında kemikleri, üzerindeki eşyaları ve elbiseleri ile bulundular. Bu devlet eğer cezasızlık politikasından vazgeçtiğini bu davalar yoluyla ispat edemezse bu ülkede toplumsal barışı inşa etmek mümkün değildir.”

Eren, davanın diğer davalarla benzer olduğunu ve davanın 90’lı yıllarda işlenen cinayetler, zorla kaybettirmelerden bağımsız olmadığını, davanın 90’lı yıllarda yürütülen devlet konsepti bakımından ele alınması gerektiğini söyledi. Eren’in sözü savunmasını yaptığı sırada sık sık mahkeme başkanı tarafından benzer davaların dava ile ilişkisi olmadığı gerekçesiyle kesildi.

Avukat Abdullah Zeytun da savunmasına 90’lı yıllarda yaşanan ağır insan hak ihlallerine değinerek başladı. Ancak Zeytun’nun sözü de mahkeme başkanı tarafından kesildi. Mahkeme başkanı Zeytun’a “Biz bir dönemi yargılamıyoruz” dedi.

Yaşanan kısa süreli gerginliğin ardından savunmasına devam eden Zeytun, “ Evet biz bir dönemi yargılıyoruz. Davanın tanımı zorla kaybedilme davası. Dosyada 11 kişinin yaşamını yitirmesi ile ilgili dava görülüyor ama o dönemde sadece 11 kişi değil bu ve benzeri olaylarda en az bin 250 kişinin üzerinde zorla kaybettirme yaşandı” hatırlatmasında bulundu. 

Ertürk’ün avukatı Arda İşgören ise, 11 kişinin zorla kaybettirildiği Kulp Şenyayla bölgesinde yapılan operasyonun başarılı ve hala bölgede bulunan görevlilerin örnek aldığı bir operasyon olduğunu söyledi.

İşgören, 2004 yılında bir vadide bulunan ve yapılan incelemeler sonucu kayıp 11 kişiye ait olduğu tespit edilen kemiklere ilişkin, "Kemiklerin nasıl bulunduğu şüpheli, bulduklarını söyledikleri yer bile şüpheli" iddiasına kayıp yakınları "Yalan söylüyorsun" diye tepki gösterdi. Duruşma salonuna çıkarılan yakınlardan biri fenalaşarak bayıldı.

Mahkeme heyeti, davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine, sanık Yavuz Ertürk'ün "kasten birden fazla kişiyi öldürme" ve "halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik" suçlarından yeterli delil elde edilmediği gerekçesiyle beraatına karar verdi.

 

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.