Leonardo Da Vinci kimdi gerçekten?

Leonardo’nun (1452-1519) en ünlü eseri Mona Lisa’yı biliriz de bu kadının kimin nesi olduğunu bilenimiz, merak edenimiz pek yoktur.

Mona, Rönesans döneminde “ma” ve “donna” dan üretilmiş, itibarlı çevrelerde kadınlar için kullanılan bir hitap sözcüğüymüş.

Aslında o gizemli gülüşüyle yüzyıllardır bütün dünyaca tanınan bu kadının kim olduğunu yakın zamana kadar hiç kimse bilmiyordu. Sanatçının sevgilisi, annesi ya da kendi portresi olduğu biçiminde tahminler yürütülüyordu.

2005 yılında Leonardo’nu dostlarından biri olan Agostino Vespucci’nin Çiçero’yla ilgili okuduğu bir kitabın bir sayfasına Mona Lisa’yla ilgili bir kenar notu düştüğü keşfedildi. Vespucci, Heidelberg Üniversitesi’nin kütüphanesinde bulunan bu kitaptaki ekim 1503 tarihli bu kenar notunda, Leonardo’nun Lisa del Giocondo’nun portresini yapmakla mesşgul olduğunu yazmış.   

Adı Lisa Gherardini olan bu kadın, Floransalı zengin ipek tüccarı Francesco del Giocondo’nun karısıymış. Bu portreyi İtalyanlar La Gioconda olarak isimlendirirler. Fransızlar ise La Joconde derler. (Nazım Hikmet de “Jokond ve Si-ya-u” adlı uzun şiirinde Mona Lisa’yı böyle adlandırmıştı.)

 

Norveçli sanatçı Vebjørn Sand (1966 doğumlu), II. Bayezit'ın reddettiği Leonardo'nun Haliç'e köprü projesini Oslo'nun 40 km. güneyinde Stockholm yolu üzerinde birebir ölçülerle gerçekleştirmiş (genişlik 24 m, uzunluk 360 m. ve yüksekli 40 m). Açılışı Norveç kraliçesi Sonja 31 ekim 2001'de yaptı.

Leonardo’nun yakın dostu ve aynı zamanda Mona Lisa tablosunun isim babası olduğu tevatür edilen sanat tarihçisi mimar Giorgio Vasari de 1550’de yayımladığı kitabında bu bilgiyi verir. Ancak modelin kim olduğu belli değildir.

Yüksek sosyetede ve politik hayatta yer edinme hırsı olan bu ipek tüccarının Leonardo’ya bu portreyi yapması için siparişte bulunduğu sanılıyor. Ancak ya adam sonuçtan hoşlanmadığı için ya da tersine, Leonarda yaptığı işten ziyadesiyle memnun kaldığı için portreyi signore Giocondo’ya asla teslim etmemiş.

Leonardo 1519’da öldükten sonra tablo birçok kez el değiştirmiş ve sonunda Fransa kralı I. Frans tarafından 1530’da satın alınmış. Önce Fontainebleau sarayında, sonra Versailles’da sergilenmiş, Büyük Fransız Devrimi’nden bu yana da Louvre’da sergilenmekte.

Mona Lisa, yüz ifadesini analiz eden bir bilgisayar programına göre yüzde 83 neşeli, yüzde 9 tiksinti dolu, yüzde 6 endişeli ve yüzde 2 hiddetli imiş. Bilgisayarın gizemli gülüşten anladığı bu. Bizim ne anladığımız da ayrı bir soru!

Peki, Leonardo kimdi? Nasıl bir insandı?

Hakkında bilgi edinebilecek çok fazla kaynak olduğu söylenemez.

Leonardo ardından 30 bin sayfaya yakın yazı ve desenler içeren not defteri bırakmış ama özel hayatıyla ve kişisel duygularıyla ilgili hemen hiçbir şey yazmamış.

Yazdıkları daha çok bir bilim olarak sanat, boyama teknikleri, doğa bilimleri, mekanik, insan gövdesinin yapısı ve başka ağır konuları içerir. Öte yandan bu notların ancak yaklaşık 7 bin 200 sayfasının günümüze ulaştığı biliniyor.

Pahalı olduğu için not ve desenlerini önceden kullandığı kâğıtlara çiziktirdiği, hiç tarih koymadığı, solaklığı nedeniyle sağdan sola doğru yazdığı ve bunların özensiz, düzensiz, zor okunur olduğu söylenir. Öte yandan bir eliyle yazarken aynı anda diğer eliyle de çizebilirmiş.

 

Notlarını ve desenlerini temize çekip yayına hazırlama zahmetini göstermemiş. İlk kez 1800’lerde bir kısım yazıları tercüme edilip yayımlanmaya başlamış.

Resim ve heykel sanatçılığının yanı sıra mimar, mühendis, mucit, astronom, doğa bilimcisi (makrokosmos), anatomist (mikrokosmos), müzisyen ve filozof olan Leonardo gelmiş geçmiş en büyük evrensel dehalardan biri. Ama yaşadığı dönemin sosyal ve ahlaki normlarına göre de çok marjinal bir figür: Evlilik dışı doğmuş, yavaş, savruk, solak, vejetaryan, şehvet düşkünü, homoseksüel, konsantre olamayan, dinsiz-imansız! Ama üstlendiği şeyi yaparken de fanatizme varan bir çalışma temposuna sahip.

Onun ateşli bir hayvansever olduğunu da görüyoruz. Pazar yerlerine gidip kafesler içinde sergilenen hayvanları satın aldığı ve doğaya salıverdiği anlatılır.

Toscana’da Floransa’ya yakın Vinci kasabasında doğmuş. Gerçek adı, Leonardo di Ser Piero da Vinci. Yani Vincili Ser Piero’nun oğlu Leonardo. Babası noter, annesi Caterina iyi halli bir aileden gelen bir köylü kadın.  

Beş yaşındayken annesi bir başka erkekle evlenmek üzere onları terk eder. Leonardo babası, dedesi, anneannesi ve dayısının yanında büyür. Babası önce 16 yaşındaki Albiera Amadori adlı bir kızla evlenir. Leonardo 16 yaşına geldiğinde bu kez 20 yaşında Francesca Lanfredini adlı başka bir kızla evlenir. Leonardo’nun toplam 17 kardeşi olmuş.

Leonardo daha erken yaşlarda birçok konuda yeteneği olduğunu göstermiş. Örneğin luta çalıyor, şarkı söylüyor ve şiir okuyormuş. Ancak yıldızı bu alanlarda parlamamış.

1469’da babasıyla birlikte Floransa’ya taşınmış. Burada ressam, heykelci ve kuyumcu Andrea del Verrocchio’nun stüdyosunda çalışmaya başlamış. Orada yatıp kalkmış ve Rönesans’ı başlatan ”yeni insan” idealini konu alan birçok alanda işler yapmış.

Avrupa’nın toplumsal yapısı ve dünya görüşüyle birlikte Ortaçağ’ı terk ettiği dönemdir bu. Yeni insan idealinin özü ise bireyin yalnızca bir alanda değil birçok alanda yeteneğinin öne çıkarılmasıdır.

Leonardo’nun birçok dostu olmuş. Bunların arasında matemetikçi Luca PacioliFranchinus GaffuriusIsabella d'EsteBeatrice d'Este, Marcantonio della Torre ve Niccolò Makyavelli de bulunuyor. Buna karşılık Este kardeşlerin dışında hiç kadın dostu olmamış.

Floransa daha 1300 ve 1400’lerde homoseksüelliğin merkeziymiş. Avrupa’da, özellikle Almanca konuşulan bölgelerde ”florentinare” sözcüğü homoseksüellikle eşanlamlı olarak kullanılıyormuş.

Şehrin yöneticileri homoseksüelliği yasaklamış. Ne ki, yasak kâr etmemiş. Bunun üzerine muhbirlik teşvik edilmiş. O da olmamış, 1432’de ahlak polisi kurumu ihdas edilmiş. Bu da yetmemiş, “büyük kötülüğü küçük kötülükle yok etmek için” özel sektör tarafından işletilen genelevler açılmış. Bununla homoseksüelleri fahişeler sayesinde “normale” döndürmek amaçlanmış. “Fahişeler bu genelevlerde yaşayıp bedenlerini sancılı isteklerin hizmetine” sunacaklarmış.

Aynı zamanda şehirde bir de ahlak bürosu açılmış. Buradaki memurlar ahlakı gözeten ve fuhuşu düzenleyen görevler üstlenmişler. Yasaların uygulanması ve şehire daha çok fahişe gelmesini sağlamak bunların başlıca göreviymiş.

Bu strateji başarıyla uygulanmış. Kayıtlar Lena de Bruxelles ve Catarina de Constantinopoli gibi birçok fahişenin uzun yollar kat edip Floransa’ya yerleştiğini gösteriyor.

Leonardo, 24 yaşındayken, 1476 yılında üç gençle birlikte sodomi (anal ve oral seks) suçuyla yargılanmış. Ancak tanık gösterilemeyince delil yetersizliğinden salıverilmiş.

Onun öğrencileri Salai ve Melzi ile yakın ilişkisi olduğu biliniyor. 1600’lerden bu yana bu ilişkilerin cinsel ve erotik karakterde olduğu ve homoseksüelliğin onun sanatında önemli bir rol oynadığı söylenir.

Başta Michelangelo olmak üzere Rönesans’ın önde gelen birçok sanatçısının da homoseksüel olduğu bilinen bir gerçek. Bu yıllarda özellikle heykelde o kadar çok çıplak erkek bedeninin yapılmasını buna bağlayan uzmanlar var.

Dönemin atmosferine örnek olarak tanıdık bir isim daha görüyoruz: Makyavelli. Ona bir dostu tarafından 1523’te gönderilen bir mektuptan bir parça okuyalım: “Demek Lodovivo –Makyavelli’nin oğlu- yanında bir oğlan barındırıyor. Birlikte eğleniyorlar, şakalaşıyorlar, geziniyorlar, fısıldaşıyorlar ve yatağa giriyorlar. Ne yani? Belki bu davranışlar hiç de hatalı değildir”. Mektubun sonunda bu dostun dilinden zehir akıyor: “Ve sen, eğer kendini daha iyi tanısaydın belki de kendine bir karı edinmeyi hiç de istemeyecektin.”

Leonardo 1482’de Milano kontu Ludovico Sforza’nın himayesinde çalışmaya başlar. Fransız ordusunun Milano’yu ele geçirdiği 1499 yılına kadar burada ressam, heykelci, mimar ve askeri mühendis olarak görev yapar. Fransız işgaliyle birlikte Mantua’ya ve sonra da Venedik’e göçer. Burada askeri mühendis olarak büyük işler kotarır.

1500’de yeniden Floransa’ya taşınır. İki yıl sonra Cesare Borgia’nın askeri seferine katılır. Yenilgiyle sonuçlanan seferden sonra Floransa’ya geri döner ve 1508’e kadar bu şehirde kalır.

(Bu arada 1502’de II. Bayezit’in Haliç’e köprü yapımı için açtığı uluslararası ihaleye teklif gönderir. Onun çizimlerini inceleyen sultanın uzmanları yapımı mümkün değil, gerekçesiyle teklifi reddeder.)

Sanatçı 1503 ve 1506 yılları arasında Mona Lisa tablosunu yapar. Ancak ölene kadar bu tabloyu yeniden yeniden boyayacaktır.

Leonardo Milano’nun Fransız valisi Charles d’Amboise’nin çağrısı üzerine bu şehre yeniden döner. Burada beş yıl boyunca bilimsel araştırmalar yapar, bir kanal projesini üstlenir.

Onun 1513’te Papa X. Leo’ya hizmet etmek üzere öğrencisi Francesco Melzi ile Vatikan’a gittiğini, ancak iki yıl sonra Roma’yı terk ettiğini görüyoruz. 1517’de Roma’yı terk edip Fransa kralı I. Frans’ın hizmetine girer. Roma’daki çevresi entrikacılarla doludur. Fransa’da ise çok önemsenen ve hayranlık duyulan bir sanatçıdır.

Ölünceye kadar Indre-et-Loire bölgesindeki Amboise’da bulunan Clos Lucé şatosunda yaşar. 2 Mayıs 1519’da burada ölür. Şatoya ait olan Saint-Florentin Kilisesi’nde gömülür. Şimdiki mezarı buradaki Saint-Hubert şapelindedir.

Leonarda ciddi bir eğitim görmeden yetişmiştir. Dönemin bilimsel eserlerinden yararlanmak için gerekli olan Latinceyi de yeterince öğrenmez. Ama bu onu düşünülebilecek bütün doğa bilimleri ve disiplinleriyle ilgili alanlarda kendi başına gözlemler ve deneyler yapmaktan alıkoymaz. Hayatı boyunca doğrudan elde edilen deneyimlerin eski metinlerden her zaman daha değerli olduğu düşüncesini savunmuştur. Onu Antik Dönem’in bilgisini yeniden yücelten diğer Rönesans aydınlarından ayıran da işte budur.

Ona göre dünyayı açıklamanın yolu bilginin sırlarını bulmaktı. Bu nedenle doğadaki her şeye ilgi gösteriyordu. Gözlemliyor, araştırıyor, akıl yürütüyordu. “Gökteki güneşten yerdeki böceğe kadar her şey önemliydi”. Deneyleriyle nesnelerin iç gerçekliğine ulaşmak istiyordu. İnsan bedenindeki iç organları çizmek için yıllarını harcamıştı.

Ortaçağ’ın ve erken dönem Rönesans’ın skolastik filozofları ve hümanistleri, Aristocu bilim ile İncil’den yola çıkarak kuşkucu sorulara ve deneylere yer vermeyen otoriter bir gerçeklik yaratmak istiyorlardı. Leonardo bu düşünce tarzının yabancısıydı.

Şöyle diyordu: “Bir fenomenle ilgili genel bir teori formüle etmeden önce teorini iki ya da üç kez test etmelisin ve bu testlerin her seferinde aynı sonucu verdiğini saptamalasın”.

İşte bu yöntemle Leonardo’nun bilimsel araştırma pratiğinde Galileo’dan 100 yıldan fazla bir süre önce deneyle teori arasındaki diyaloğu başlattığı söylenir. Bu da daha sonraki modern bilimsel devrime geçişi sağlayacaktı.

Bu evrensel deha geliştirdiği iki teknikle resim sanatında yeni bir dönem yarattı. “Chiaroscuro- yarı aydınlık” tekniğiyle üç boyutluluğu ortaya koymak üzere ışık ve gölge kontrastlarını kullandı. “Sfumato- gölgeleme” tekniğiyle objeleri insan gözünün gördüğü gerçeklikte yansıtmak üzere renkler, nüanslar ve konturları (ayırım çizgilerini) daha incelikli gölgelemelerle kullandı.

Kendisi bu tekniği “renkleri çizgiler ve sınırlar fark edilmeyecek şekilde karıştırmak ve böylece bir duman gibi görünmesini sağlamak” olarak tanımlıyor. En önemli iki tablosunda bu tekniği mükemmelliğe ulaştırmış: “Son akşam yemeği” ve “Mona Lisa”.

O dönemin ve sonra gelen sanat yorumcularının çoğuna göre bu teknik, modern resmin başlangıcıydı. Rembrandt, Goya, Rubens, van Gogh, Turner, vb. bu tekniği kullandılar. Öte yandan en önemli rakibi Michelangelo eski, stilize, keskin renk kontrastlarına ve belirgin konturlara yönelik “ideal” resime ısrarla devam etti.

Günümüz gazeteciliğinde bir fotoğraf bin sözcükten daha çok şey anlatır, denir. Bunu Leonardo da muhakkak söyleyecekti. Ona göre şiir, resime göre daha az soylu bir sanattı. Çünkü bir tek tablonun verdiği mesajı anlatmak için bir yığın sözcük gerektiğini söylüyordu: “Sevgili şair, sen kaleminle bir öykü anlatırsan, bir ressam fırçasıyla aynı şeyi daha basitçe, tam bir bütünlük içinde ve izleyici daha az yoracak biçimde anlatır”.

Leonardo heykelcileri de şairlerden farklı görmüyordu: “Bir ressam ışık, gölge ve renk ile yaratmak zorunda. Bir heykelci genelde bunları göz ardı edebilir. Bu yüzden heykelcinin düşünmesi gereken şey daha azdır ve bu nedenle de ressama kıyasla daha az fantezi ve yaratıcılığa gereksinimi vardır”.

Üstadın bu taşı Michelangelo’ya attığı sanılmaktadır. Öyle ya, onun “Goliat’ı Öldüren Davut” heykeli (1504) o sırada Floransa semalarını en çok aydınlatan eserdi.

Leonardo resim yaparken en çok insan ruhunu yansıtmaya çalışmıştı. Resimlediği insanların kişiliklerindeki gizli sırları yakalamak onun için bir tutkuydu. Onun bu konudaki ustalığına ne ondan öncekiler ulaşmıştı ne de ondan sonrakiler ulaşacaktı. Yaptığı savaş tablolarında kahraman şövalyelerin soylu duruşları değil, dehşetle kişneyen atları, çarpışmanın sarhoşluğu, nefret ve korkuyla çılgına dönmüş insanları görürüz. Medusa’nın portresinin sinyallediği ölümün dehşetiyle donar kalırız.

Ünlü “Son Akşam Yemeği” ondan önceki ressamların da severek kullandığı bir temadır. Leonardo’nun bu eserini ölümsüzleştiren ve resim sanatının köşe taşlarından biri yapan şey, buradaki karakter incelemeleri ve kişiliklerin irdelenmesidir. Tablodaki her çehrede derin ve birbirinden farklı ifade vardır. İsa’nın “İçinizden biri bana ihanet edecek” dedikten hemen sonra başının müthiş bir acıyla göğsüne düştüğünü görürüz. Tomas “Efendim, o ben miyim?” diyerek kaygıyla öne doğru eğilir. Yuhanna’nın yüz ifadesindeki keder bakanın içine işler. Petros’un az sonra hainin gırtlağına yapışacağını anlarız. Yahuda’nın boynundaki damarlar belirginleşmiş, hain amacını belli etmemek için harcadığı çabayla kasları gerilmiş, yüzüne kara bir bulut çöreklenmiştir.

Leonardo arkasından 15-20 kadar tablo bıraktı. Daha fazla değil. Birçok tablosunun zamanla kaybolduğu, çalındığı ve tahrip olduğu biliniyor. Öte yandan onun yaptığı işleri zamanında teslim etmeyerek, ya da yıllarca çalıştıktan sonra bitirmeyip bir kenara atarak soylu müşterilerini, kilise yetkililerini, Floransa, Roma ve Milano’daki ticaret baronlarını çıldırttığı da biliniyor.

Leonardo’nun aynı anda birçok angajmana girdiği ve işte bu nedenle işlerinin bir kısmını tamamlayamadığı söylenir. Tabloları, makine tasarımı ve maketleri (top, helikopter, paraşüt), inşaatları, anatomik deneyleri ve oyun senaryolarını bal toplayan arı gibi bir projeden bir projeye atlayarak yapmaya çalıştı.

(Bill Gates 1994 yılında Leonardo Da Vinci’nin ”Kodex Leicester”ini –Milano’da tuttuğu bilimsel notlar- toplam 30 milyon dolara satın alır. Daha sonra bu kodexin birkaç sayfası “scan” edilip operatif sistem Windows 95’in ekran kapatıcısı olarak kullanılır.)

Leonardo’yu harekete geçiren şeyin işverenlerin sipariş ve beklentileri değil, kendi meraklılığı ve mükemmeliyetçiliği olduğu söylenir. Büyük bir iştahla her türlü bilgiye ulaşmaya, doğayı ve dünyayı anlamaya çalıştı o. Önceliği kendi doyumunu sağlamaktı, önemli bir şahsiyet olarak tarihe geçmek değil.

Onun bir sözünü anımsayarak son noktayı koymak yerinde olacak:

”Her kim ki tartışmaya girdiğinde otoriteleri örnek verir, o kişi zekâsını değil, belleğini kullanmış olur”.

****

Leonardo’nun imzası:

Firma de Leonardo Da Vinci.svg

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.